Ne Mutlu Türküm Diyene

Türk Uygarlığının derinliğiyle, Türk Kültürünün erdemleriyle daha çok ilgiliyim. Değerini ortaya koymak, gözler önüne sermek arzusundayım.

Damarlarımızda dolaşan asil kanın kıymetini biz kendi aramızda biliriz. Ecdadımızın yaptıklarını saygı ve minnetle anarız. Ama bunu elin salağına, sersemine anlatmak gerçekten çok zor. Bunun için çok ta uğraşmaya, efor sarf etmeye de gerek yok zaten. Türk bakiyesinin artması çokta gerekli değil. Olan dünyaya yeterde artar bile… Bilen bilmeyen, anlayan anlamayan, nerde MAL var; yok ırkçı, yok faşist, yok kafatasçı diye laf atıp, zevzeklik edip insanın canını sıkıyor. Türklüğün göz önündeki değerini düşürmek için götlükte sınır tanımıyorlar. Tabii bu kanadı savunmasını beklediğimiz ya da savunacağını umduğumuz kimseler; şuursuz, boş beleş işlerle uğraşan kimseler olduğundan, anarşisti, iti, puştu, gavuru o kanadı yol geçen hanına çevirdi. Özetle bu kanattan çok gol yiyoruz. Türk olmanın tadını kaçırmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla bu açığı kapatmamız lazım.

Türklüğün kıymetini biz bilelim, güzelliklerini yad edelim, yaşayalım, yaşatalım. Öyle anlamlı ve değerli bir tarihimiz var ki gerçekten de “Ne mutlu Türküm diyene…” El alem kendine ne derse desin bize ne? Biz, bizim olana sahip çıkalım yeter. Ama yine de başlangıç seviyesindekilere çok zor sorular sormayalım. Beklentilerimizi de çok yüksek tutmayalım. Çünkü eldeki malzeme belli, bizde “MAL” çok…

#GerçekTürk

Kesinlikle Türkiye’nin daha fazla demokratikleşmeye ihtiyacı yok.

Hatta ülke insanına bu kadar demokrasi fazla geldi de artık toplum öğürmeye başladı.

Maalesef memleketimizde herkesin canı istediği gibi, istediğine özgürce sövüp saydığı, kendi menfaatleri söz konusu olduğunda, her türlü çakallığı ve çirkefliği yaptığı bir düzenimiz değil, düzensizliğimiz var. Cezaların hiç bir caydırıcılığı olmadığı gibi artık onları kimse sallamıyor da… Cezaevleri zaten artık sosyal tesis ve eğitim kurumlarına dönüşmüş. Kimsenin düşmekten çekindiği yerler değil.

Başta #rahatsızkesim olmak üzere yönetimi ele geçirmek isteyenlere, bütün bunlarda yetmiyor da, kanunların ve yönetmeliklerin sadece devleti bağladığı, insanları kapsamadığı, daha da gevşek ve bir o kadarda extra geniş, ortaya karışık bir yönetim biçimi arzu ediyorlar.

Hatta yönetimi ele geçirmek isteyenler daha eğilip bükülebilir kanunlar istiyor. “Ne biçim kanun bunlar ikide bir ayağımıza takılıyor” diye sürekli memnuniyetsizliklerini dile getiriyorlar. “Ne var canım bizim yandaşlar az bir şey terörle iltisaklıysa, ailelerini geçindirmek için ufak tefek kaçakçılıkla ya da uyuşturucu ticaretiyle uğraşıyorlarsa” diye birde üste çıkma hali var. Onların safında yer alan, sanatçı, gazeteci, aydın falan filan diye etiketlenmiş boş beleş şahıslara da; cürüm işleme konusunda kolaylık, kanunların üstünde ayrıcalık ve kabahatlerinin görmezden gelinmesini istiyorlar.

Yönetimi ele geçirmek isteyenlerin, iyi niyeti şüphe götürür bu ve benzeri abuk subuk isteklerini doğru yorumlamak lazım. Çünkü ülkenin ve insanların hayrına değil, tam tersine zararına olacak şeyler istiyor olma durumları söz konusu…

Bizim kesinlikle daha keskin ve net kanunlara, o kanunların da daha etkin uygulanmasına ihtiyacımız var. O ne öyle vıcık vıcık demokrasi… İnsanın içini bayıyor.

#demokrasinedir

İdam cezası geri gelsin.

İnsan hakları dayatmacılarının “insan ne yaparsa yapsın insandır” şeklinde uydurduklarının aksine; insan olmanın sınırları vardır. İnsan, insanlıktan pek ala çıkabilir. Kendinden başka herkese, hayatın akışına, dünyanın düzenine zararlı hale gelebilir. Bu durumda akıl ve mantık çerçevesinde düzenlenmiş kurallar ile ortadan kaldırmak bir trajedi değil. Doğal bir önleyici faaliyettir. Gömer, geçersin üstünde durmaya bile değmez. O nedenle idam cezası geri gelsin.

Kaldı ki insan hakları dayatmacılarının, gerçekten de insanlarla alakalı ya da insan odaklı oldukları ne malum? Belki de başka amaçlara, başka politikalara, başka patronlara hizmet ediyorlardır. Her dayatana diretene, bağırıp çağırana, yaygara kopartana, götünü yırtana haklıdır diyemeyiz. İnsan yalandan eşek olabilir, gerçekten de katil, terörist, cinsi sapık olabilir. Dolayısıyla iyi insanları koruyup gözetmek için kötüleri seçip ayıklamakta bir sakınca yoktur.

İdam ederken de gereksiz teferruat ve merasimden kaçınmalıdır. Zaten topluma zararlı hale gelmiş bir belayı defetmeye uğraşıyorsun. Bir de üstüne masraf ve israfa ne gerek var? En temiz ve sade yoldan hallederek, toplumu ve hayatın normal akışını etkilemesi engellenmelidir. Bu konuda Amerikalıların denize atma veya Sovyetlerin en masrafsız ve pratik yöntemlerinden bir şeyler sentezlenebilir.

Dağa çıkmaya yeltenen teröristin, kirli emellerine alet etmek için birini gözüne kestiren cinsi sapığın, rakamı veya miktarı ne olursa olsun para ya da mal için insan hayatına kastedenlerin, bilinç altına; kanunlardan kaçsa, emniyet güçlerinden saklansa bile, bir gün mutlaka tıpış tıpış darağacına yürüyeceği gerçeği kazınmalıdır. Bu durum olabilecekleri ne derece engeller engellemez orası çok ta üzerinde durduğum bir konu değil. Ben bunu adalet için istiyorum.

Avrupa birliğine giriş şartları gereğince üç beş kişi toplanıp, kafasına göre karar verip, idam cezasını kaldırıyor. Bu konu böylesine keyfi bir kararla kaldırılabilecek kadar hafif değildir. Bu referandumluk bir konudur. Çünkü ülkenin %75’inden fazlası; can, mal, namus ve istikbal emniyeti için bunun gerekli olduğuna inanmaktadır.  “Samimiyetsiz Avrupa Birliğinin bizi aralarına alma ihtimalini mi seçersiniz? Yoksa aklınıza ve inancınıza göre idam cezası geri gelsin mi?” diyerek,  Kesinlikle bu konuda ülke insanına sorulmalıdır.

İdam cezasını geri getirmek konusunda mevcut iktidarın pasif kalışından şikayetçiyim. İdam cezasını geri getirmeye kalkarsak; yok Avrupa Birliği badem gözlüydü de, tam bizi alacaklardı da, siz yolundan döndünüz, diye muhalefet bizi tefe koyar zannediyorlar. La neye koyarsa koysunlar, zevzeklik etmekten ne zaman geri durdular ki? O olmasa başka bir şey bulur onun propagandasını yaparlar. Siz yapmanız gerekeni yapın, zevzek zevzekliğini etsin. Herkes işini yapsın. Sizden bizi Avrupa Birliğine sokmanızı isteyen mi var? Biz idam cezasını geri istiyoruz.

Web: https://gercekciyaklasim.com/

Youtube: https://www.youtube.com/@Gercekci-Yaklasim

Instagram: https://www.instagram.com/gercekciyaklasim/

15 Temmuz Amerikan Bok Yimesi

Kamuoyunda darbe girişimi olarak adlandırıldı. Öyle adlandırılması münasip görüldü. Ama ben hiç öyle göremedim. Benim gördüğüm, çok bariz bir şekilde Amerikan imparatorluğunun göz göre göre ülkemize mafya vari şekilde çökmeye kalkışmasıydı. İşittiklerim de gördüklerimi doğruladı. Aklımın da bütün bu olayların neticesinde elde ettiği verilerden sonra hiç şüphesi kalmadı ve tereddütsüz bir biçimde bu sonuca vardı. 

Buradan Amerikaya künk döşemişler, içinden oluk oluk memleketin parasını oraya akıtmışlar.  Bizim memleketimizden söğüşledikleri paranın zekatıyla; satın aldıkları, elde ettikleri, kendilerine kul ettikleri, yine bizim insanlarımızı kullanarak ve yine bizim paramızla alınmış silah ve ekipmanlarla, ülkemizi kuklalarına ele geçirtip, kendilerine sömürge yapmak istediler. Hayasızca bir akın tertiplediler.

Devletin ve ülkenin önemli kurumlarına yerleştirdikleri hücrelerle oluşturdukları sarmal yapıyı harekete geçirerek, ülkemizin idaresinin tamamen onların kuklalarına geçmesini hedeflediler. Bunu yaparken kendi propagandalarıyla etki altına aldıkları ve ellerinde bulunan medya gücü vasıtasıyla güttükleri kitlelerinde desteğini alarak kullanmayı planladılar. Bizim ülkemizi, bizim ülkemizin başkalaşmış insanlarına ele geçirtip, hülle yoluyla kendilerine mal etmeye kalktılar. Memleketin tapusu yine bizdeymiş gibi görünecekti ama işletme hakları bir daha geri alınamaz şekilde onların eline geçmiş olacaktı. Aynı zavallı Iraklıların başına gelen felaketteki gibi…

Anarşi, terör ve eylem doktrinleriyle etkileyerek kendi istedikleri kıvama getirdikleri halkımızın bir bölümünü, “hırsızlık var! yolsuzluk var!” propagandasıyla fiştekleyip, gütmeye hazır hale getirdikleri diğer kitleyle paçal ederek, yine halkımızın geri kalan kısmının üzerine salıp; çatıştırmayı, insanları birbirlerine kırdırmayı, dolayısıyla ülkemizi allak bullak etmeyi amaçladılar. Sonrasında onlar için karambolden ülkemizi ele geçirmek haliyle daha kolay ve zahmetsiz olurdu… Ama Langley’deki hesap, Angara’ya uymadı işte!

Çünkü ne kadar götlerini yırttılarsa da ülkede yarıya yakın çoğunluğu elde edemediler. Kendilerini parçaladılar ama ancak çeyreğini etkileri altına alabildiler. Bu da tabi projelerinde başarıya ulaşmalarına yetmedi.

Dolayısıyla; başaramadılar, çok fazla kayıp verdiler, sistemleri çöktü, rezil oldular ama yine de duracaklarını, geri çekileceklerini zannetmiyorum. Aksine daha da hırs yapıp tasmalarının ipi ellerinde olan “etnik ideoloji terör örgütünü, radikal dinci terör örgütünü ve karışık sol terör örgütlerini de seferber edip, bize zarar verdirmek üzere, bize ders vermek için ve daha ziyade kendilerini tatmin için üzerimize süreceklerdir.  

Bırakın sürsünler… 

Korkmayın ellerinden geleni yapsınlar…

Biz Amerikanyalıyız bizi kimse göt edemez egoları yüzünden, kumar masasında ütülen enayi gibiler. Bırakın varlarını yoklarını ortaya koyup hepsini kaybetsinler. Kaybettiklerini yerine koyamayacaklar. Silinip gidecekler…

 “Burası Türkiye koçum!” diyen neferlerin sonuncusu da düşmedikçe… Bize bir şey olmaz. Sıkıntı yok.  Bu gidişin sonu selamet, sabredin yeter.

#amerikanşeysi

Gezi Kalkışması

Gezi Kalkışması neydi?” diye kendi kendilerine soru sorarak, derin anlamlar çıkartmaya çalışanlara yardımcı olalım. Taksimdeki anıtı kaldıralım, yerine kocaman eşşeh ziki heykeli dikelim. Eylem yapası gelen, yapamadığı için dellenen, yırtınan, vatandaşımız 1 Mayısı ya da gezi yıldönümünü beklemek zorunda kalmaz. Direk #zikvar diye eylemini yapar, rahat eder, deşarj olur. Eylem krizine giren, demokratik tepkisi içinde patlayan vatandaşımıza; bununla beraber ülkemizi karıştırmak için illa bir şeyler icat etmek zorunda kalan, kendini parçalayan dış mihraklara  büyük rahatlık ve kolaylık sağlamış oluruz.

– Ortam olur karı kıza sarkarız diye fırsat kollayan bir çok azgın ergenin…

– Cebindeki üç kuruş parayı da içkiye, sigaraya yatırdığı için aç gezen, bunun içinde başkalarını suçlayan sersemin…

– Bir işe yaramıyoruz, bari zararımız olsun diyen gerzeğin…

– Toplumsal faydaya katılmayı bünyesi kabul etmeyen, parazitlerin…

– Bir işe girip çalışmaya götü yemeyen, bütün tembel ve beleşçilerin

Hah işte ben buraya aitim diye kendi yerini bulduğu, kendi gibilerini bulduğu, umumi bir kaynaşma noktası olur.  Bir araya gelmelerinin oluşturduğu sinerjiyle, paratoner etkisi yaratarak, bir yıldırımı üzerlerine çekip, yüksek elektrik şokuyla, komple hidayete erebilirler. Bu şansı onlardan esirgemeyelim. 

#DirenYarraam

#zikvar

#amerikanbokyimesi

Avrupa Birliğine girmek için pek te acele etmeyelim.

Heriflerin hiçbir zaman bizi almayacağını bile bile… Ağzımızla kuş tutsakta olmayacağını anlamak için hakikaten sersem olmak lazım. Ciğerci kedisi gibi kapısında lütuf beklemek nedir?

İlerde bir ara bakarız. Döncez biz size demek en iyisi…

Globalleşen dünyada Avrupa Birliğinin çokta önemi yok. Bırakalım onlar kendilerini, kendi kurallarına ve sınırlarına hapsetsin. Biz o sınırları gerektiğinde çok kolay aşarız. Olmadı etrafından dolaşırız. İstediğimizi alırız. Biz işimizi görmeyi, hallederiz mekanizmasını, iyi biliriz.

Türk Birliği, Asya Birliği gibi alternatif birliklerde başrol oynamak dururken; şart mı yani Avrupalının sanatsal içerikli, can sıkıcı filminde figüran olmak. Onların vaat ettiği sahte cennetlerinde yaşamaktan kendileri çok memnun mu birde ona bakın. Pekte mutlu değiller bunu bilin. Onların arasına katılmak yerine; şayet biz kendi içimizdeki sorunları çözebilirsek, onlardan çok daha mutlu ve huzurlu oluruz.

Bizim için en iyisi bulunduğumuz yerde sağlam durmak, yani köprünün başında, yani Anadolu’da, yani Türkiye’de…

#AvrupaBirliğineGirmek

Asıl Memleket Meseleleri

   Teröristlerin yaptıklarından dolayı devleti suçlayarak, terörün değirmenine enerji sağlayanlar. Bu terör tam da terörist patronlarının istediği gibi algıladığınız ve o istikamette davrandığınız için bitmiyor. Terör örgütü yöneticisi olan milletvekili ve belediye başkanlarının içeri atılması nedeniyle, terörün finans şebekesinin, dolayısıyla sisteminin çökmesi tesadüf mü? Elbette değil.

   Teröristlerin aldıkları dış kaynaklı yardımların engellenmesi, teröristlere istihbarat ve destek sağlayan emniyet güçlerinin tasfiye edilmesi, teröristlerin kamuda ve yargıda arkasını kollayan kadroların temizlenmesi, devlette ve memlekette ciddi bir rahatlama sağladı. Bunların bir daha tekrar etmesini istemiyorum.

   Bir daha meclise bu kadar çok terörist ve yabancı ülke ajanı doldursunlar hiç istemiyorum.

   Hayatında tek bir doğru işi olmadığını iyi bildiğimiz sahtekar, hırsız ve dolandırıcı şahsiyetlerin, “hırsızlık var! yolsuzluk var!” yaygarası altında kendi yaptıklarını unutturmaya kalkışmasını, başkalarını suçlayarak kendini temize çıkarma gayretlerini, gayet iyi görüyor ve ibretle izliyorum.

   Bütün haysiyetsizlerin kendini iyi insan bellemesi içimi baydı yeter artık.

   Namerde fırsat, düşmana cesaret vermekten başka bir işe yaramayan siyasi oluşumların haset fesat zırvalamalarını dinlemekten çok sıkıldım.

   Üniversitelerin toplumsal faydaya katılacak bireylerden çok anarşist ve terörist yetiştirmesinden, gerzek ideolojilere kendini kaptırmış sersem eğitmenlerin, sağlam öğrencileri bozarak beş dakikada zombiye benzetmelerinden çok büyük üzüntü duyuyorum. 

   Cinsel tercihlere saygı dayatması altında, sürekli ibnelik propagandası yapılmasına, ibneliğin yaygınlaştırılmasına, ibneliğin iyi bir şeymiş gibi gösterilmesine, ibnelerin yüceltilmesine, ibneliğe özendirilmesine gıcık oluyorum.

    İbnelik propagandası ile bozamadıkları gençlerimizi, ucuz ve yaygın olarak bulunan narkotik haplar ve sentetik uyuşturucularla yerlerde süründürmelerini nefretle ve tiksinerek izliyorum.

   Sosyal medya zırvalıkları, algı yönetimi çirkeflikleri, sizin için en iyisi bu propagandaları ile var güçleriyle birliğimizi bozmak için uğraşıyorlar farkındayım.

   Atatürk ilkelerini zerre kadar anlamamış, sadece laiklik (keyf için) ve halkçılıktan (oy toplamak için) ibaret sanan, milliyetçilikten  nasibini almamış, devletini sevmeyen, Atatürk’ü sadece ve sadece propaganda malzemesi yapmaktan öteye gitmeyen, söylem ve davranışlarıyla Atatürk’ün değerini düşürmekten başka bir halta yaramayan, çakma Atatürkçü’lerden ve sahtekar cumhuriyetçilerden gına geldi. Sizin neyinize Türk büyüklerini sevmek, anlamak, yüceltmek. Siz gidin el alemin boş beleş idollerini benimseyin.

   Kendileri çuvalla para kazanıp, çılgınlar gibi savuruyorken; birde halkın yanındaymış ta, vatandaşın halinden anlarmış, derdiyle darlanırmış ayakları yapan, ben buraya tırnaklarımla kazıyarak geldim falan filan deyip, çok büyük adam oldum havalarına giren samimiyetsiz elitlerden ve ünlülerden de sarhoş kusmuğu kokusu alıyorum.

   Kendi menfaatleri doğrultusunda güdemedikleri insanlara karşı, her türlü çirkefliği yapmaya muktedir kötü niyetli insanların, mesnetsizce uydurduğu yalanlara, karalamalara, tezgahlara algılarım kapalı benim.

   Meydan çirkeflik yapanlara kalsın,  hep onların istediği olsun, hayat onlara güzel olsun.  Yok öyle ben bunlara razı değilim.

   Uydurulmuş yalanlarda yaşayan, algısı fesatlığında, haysiyeti yerlerde, neye hayır, neye evet dediğini dahi doğru düzgün bilmeyen şahsiyetlerin, sanal dünyasında ben yokum.

   Ayrı dünyaların insanlarıyız, benim geçmişin acılarının geride kalacağına dair inancım ve namertlerin bir daha bu ülkenin başına dert olamamasına dair muradım var. 

#DevletinGürSesi

Devletin Gür Sesi

   Devlet, kendisine her türlü adiliği yapanlara karşı, onlardan daha gözü kara olmadığı müddetçe, onların haset ve fesat emelleri ile baş etmekte zorlanır. Devletin gür sesi duyulmazsa, namertler meydanı boş zanneder, beyhude hayallere kapılırlar. Devletin, “Heeeyt Yettininiz Ulan!!” deyişini duymayı bu millet nasıl özledi, nasıl özledi anlatamam…

“Devlet halk için vardır.” diyenlerin çoğu işgüzarlardır zaten. Yok öyle bir şey… Bizler faniyiz, göçüp gideceğiz. Ama bu devlet bizden sonrakilerde kalacak, onları koruyacak, yaşatacak… O yüzden onun hep güçlü olması, güçlü kalması lazım. Devleti bu işgüzarlara yağmalatırsak yarın sığınacak bir çatımız kalmaz.   

   Meclisin çatır çatır kanun çıkartabildiğini ve uygulayabildiğini görmek gerçekten memnuniyet verici, bu benim özlemle beklediğim bir durumdu. Daha önceleri meclisin iş görmekte kifayetsiz kalışını görür ve üzülürdüm. Sen seçimle o kadar milletvekilini seç oraya gönder ama onların kanun çıkarmasını ve uygulamasını kime ve neye hizmet ettiği meçhul kimseler engellesin. Bu çok kahredici bir durumdu. Sistemi olan ve olabilecek her şeyi iyi ya da kötü ayırt etmeksizin durdurmak ve engellemek üstüne kurulu rahatsız kesim partilerinin hegemonyasında iş göremez hale getirilen meclisimiz, nihayet çalışmaya, üretmeye ve tavandan toz döktürmeye başladı. Büyük bir çoğunluğu memleketin iyiliğini istemeyen çevreler tarafından özenle seçilmiş haset ve fesat temsilciler tarafından randımanı en aza indirgenmeye çalışılan meclisimiz, çatır çatır kanun çıkartır ve çıkarttığı kanunları kütür kütür uygular oldu. İşi gücü meclisin kanun çıkartmasını, uygulamasını engellemek olan, çıkartılan her türlü kanun ve yönetmeliği istisnasız bozdurmak için üst akıl mercilerine taşıyan, 10 yaşında çocuğun bile içyüzünü bildiği meseleler için gereksiz araştırma komisyonları kurmayı marifet sanan, bunlarla gündemi sulandırmayı, meclisi kitlemeyi, vatandaşı oyalamayı vazife bilen, bu fesat ve asıl bağnazın önde gideni yapının eli kolu bağlanmış oldu. Tabi şimdi ellerinden oyuncakları alınmış arsız veletler gibi zırlamaya başladılar. Bu da izlemesi keyif verici olan bir şey…

   Onu oraya getiren üst akıl tarafından, bozgunculuk performansı beğenilmediği için boyuna fırçalanan, arada tokatlanan, bazen de kulağının dibinde silah patlatılan muhalefet liderleri için (bir tane değil bu modelden tedavülde çok var) bu dönem kabus oldu. Elleri kolları bağlandı. Meclis şimdi su gibi akıyor ve onlar bu akışı kesemiyorlar. Bir yandan patronları kıyameti kopartıyor. “Ne işe yararsınız? Sizi oraya boşuna mı getirdik? Bir haltı beceremediniz?” diye sürekli fırça yiyorlar. Bu da izlemesi keyif verici olan başka bir şey… 

   Meclisi uzun zamandır bu kadar kararlı ve istekli görmemiştik. Meclisin gönüllerde olması istenen kimliğine kavuşması da ayrıca kıvanç verici… Biz ne yaparsak yapalım bu mendeburlar onu da engelleyecek bir numara bulur diye yılgınlığa kapılmış, iş yapma ve meydana getirme hevesini kaybetmiş vekillerin; silkindiğini ve üzerinden ölü toprağını attığını, gözlerine nur, akıllarına şuur geldiğini görmekte ayrıca çok güzel bir şey…

   Tabi çıkartılan kanunlardan, uygulamalardan ve daha dur peşinden neler gelecek endişelerinden; menfaatlerinden olmuş, beti benzi atmış, hayatının tadı kaçmış, rahatsız kesim temsilcilerinin çaresizliklerini ve kederlerini kenardan çekirdek çitleyerek izlemekte çok keyifli…

   Eskiden olsa, çalanın çırpanın, iftira atanın, çirkeflik yapanın; yaptığı yanına kar kalır, giden hep devletten gider zannederdik. Ama devir değişmiş, Devletimiz masaya yumruğunu vurur, hakkını savunur, zararını tazmin eder olmuş. Namertlerin varlığına el koyması, onları menfaatlerinden etmesi beni ziyadesiyle sevindirdi. Devletin gür sesi duyulmaya başlanınca, içimde bir coşku hisseder oldum. Ben de hal böyleyken; tam tersine yedikleri haltlardan dolayı, “Göt Korkusunu” iliklerine kadar hissedenleri görüp izlemekte, bir tepeden “İstanbul Manzarası” kadar güzel…

#Devletçilik
#TürkTöresi

Onun Bunun Çocukları

   İktidarı ele geçirmek için uğraşanların eylem ve söylemlerine bakıldığında; çıplak gözle bile görülebilen bir gerçek var ki; o da bu ülkenin insanı olmadıkları… Halk arasında da böylelerine onun bunun çocukları deniyor.

   Yüzyılı aşkın bir süredir sürekli “hırsızlık var! yolsuzluk var! falan filan elden gidiyor!” diye ortalığı velveleye vererek, nefret ve öfkeyle halkı galeyana getirerek, anarşi ve isyanla karambolden iktidarı ele geçirmeye çalışırlar. Maalesef  tarihte bu ve benzeri çirkef niyetlerinden doğan girişimlerinde pek çok defa başarılı da olmuşlardır. Propagandaları ile kendileri gibi haset fesat insanları etraflarında bir kitle halinde toplamayı başarmış ve kendi işlerine gelen ibneyi, puştu iktidara getirmek yolunda onları pek güzel gütmüşlerdir. Bunların pazarladığı yalanları yiyen, tezgahladıkları oyunlara kanan her zaman çok olmuştur. Muhtemelen olmaya da devam edecektir. Mesele yiyen yer, ama ben yemiyorum hadisesidir.

   Devletin bankasının 50 milyon dolarını 5 yıl geri ödemesiz kredi olarak (hiç geri istemeyeydi daha iyiydi.) yancılarına peşkeş çeken, sonrada verdimse ben verdim diyen pişkin cumburlopları, gudubet karısının emrinde gezen fifi model ezik başbakanları, ekonomi profesörüm diye gelip bir ayda ekonominin içine eden sersemleri, askerlikten başka her şeyle uğraşan darbeci dımbırtıcı orduevi paşalarını, el alemin karısını düdükleyeninden tut, alenen başka ülkelerin menfaatleri için faaliyet gösteren, zevzek, fesat, mendebur, bunak, muhalefet liderlerini, başka ülke gizli servislerinin maymunu olan cemaat liderlerini, kumpascıyı, tezgahçıyı, dolandırıcıyı, kaçakçıyı, mafyayı, ihya edenleri, kifayetsizleri, çirkefleri, bunlar ve benzeri memleketin yüzkaralarını çok gördük. Ve bıktık.

   Türkiye’nin yollar, köprüler yapamayacağına, tüneller açamayacağına, tesisler, santraller kuramayacağına, kendi silahlarını üretemeyeceğine bizi inandırmışlardı. Çok kötü kandırılmışız, bizi çok fena keklemişler neticede bunu görmüş olduk. İsteyince, uğraşınca, kaynakları doğru kullanınca her şey yapılabiliyormuş. Bunu çözdük.

   İktidar kötü değil, ona kötü diyenlerde var bir götlük,  onları biraz dikkatle inceleyip, altını eşelediğin zaman ne mal oldukları meydana çıkıyor. Asıl bunun üzerinde durmak lazım. Bu çirkefliklerin altında ne var. Neyi gösterip, ne yapmaya çalışıyorlar, kimlere hizmet ediyorlar, neyin peşindeler bunu anlamak, çözmek lazım.

   Bu yazıyı ilk kaleme aldığımda, O Cumhurbaşkanı olmak üzere olan başbakandı. Yazının içeriğinde bazı güncellemeler yapmak gerekti. Ama özü ve düşüncesinde bir değişiklik olmadı.

   Cumhurbaşkanının; yapılan tüm çirkeflik, pislik, adiliklere, uydurulan yalanlara, atılan iftiralara, kurulan tezgahlara rağmen; hala dağ gibi, taş gibi, kol gibi, baş gibi dimdik ayakta kalmasını alkışlıyorum. Makus talihini yenemeyen, sürekli kaybetmeye alışmış ülke insanının, artık kaybetmeyen, kimi zaman zorda olsa kazanan, ama hep kazanan bir pehlivanı var.

   Kendi başarısızlıkları yüzünden başkalarını suçlayanlar, menfaat kaybına uğradığı için dellenenler, torpil, beleş, avanta bulamadıkları için çıldıranlar, başkalarının sahip olduklarına fesatlananlar, ruhsal bozuklukları olanlar, başarısızlar, beceriksizler, tembeller, ülkemize zarar vermek isteyen dış mihraklar, kin güdenler, düşmanlık besleyenler, ilerlemesini, gelişmesini, halkının refaha kavuşmasını istemeyenler, yalancılar, sahtekarlar, samimiyetsizler, hırsızlar, küçük penisliler, fifi model erkekler, oğlum bak git zibidileri, sosyal medya ibişleri, boş beleş sanatçı, aydın, ünlü takımı gibi çeşidi bol, saymakla bitmeyecek böylesine kalabalık ve rahatsız bir güruhtan; boş akbil sesi çıkarttırmasından büyük memnuniyet duyuyor ve de takdir ediyorum.

Meseleye Türkiye’nin Türkiye’den yönetilmesi gerek perspektifinden baktığımdan mevcut iktidar bunu karşılıyor. Bütün politikalarına ve icraatlarına çokta bayılmasam da, yanlışlarının ve eksiklerinin olduğunu görsem de, mecbur mevcut iktidarı destekliyorum. Çünkü diğerleri iktidarı bir ele geçirirse; bir gecede Güneydoğu Anadolu’yu, özerk bilmem ne federasyonu yapan kararnameyi imzalar, ertesi güne de Bodruma tatile giderler diye derin endişem var.

#başımızagelmedikkalsın

Her türlü demokratik ibnelikten tiksiniyorum.

Eylemdi, tepkiydi, protestoydu, anarşiydi, bok püsürdü git doğduğun yerde yap!

Her ibneliğe, her götlüğe, Demokratik Tepki adı altında kılıf uydurulmasından çok sıkıldım, yeter artık! Nerde faydasız, başarısız, iki eliyle bir çubuğu doğrultamayan boş beleş insan varsa; kendini aktivist, falan filan diye niteleterek, önemli bir şahsiyet olduğunu zannetmeye başladı. Herkes canı ne isterse yapmayı kendinde hak görüyor. Sınır, limit, kanun, adet, gelenek diye bir şey kalmadı. Ne varsa çiğneniyor. Çirkeflikler erdem oldu, erdemler kerizlik!

Bu kadar başı boşluğa, gevşekliğe, arsızlığa benim tahammülüm yok.

Türk; töresi olan demektir. Yani sınırları, kuralları olan…

#demokratikibnelik 

Cinsel tercihlere de saygı duymuyorum.

Cinsellik konusunda ülkemizde, kadın atlı erkek ise yayadır. Haliyle kaçan atlılar, sürü halindeki erkekler tarafından kovalanmaktadır. Dolayısıyla kadınlar lehine ciddi bir talep enflasyonu söz konusudur. Bu durumdan faydalanmak isteyen ya da erkek olarak hayatta tutunamayan veyahut kendi tarafında hiç bir varlık gösteremeyenlerden, bazıları taraf değiştirip bir de şansını karşı tarafta denemek istiyor. Gerek ilgi alaka görmek, istenen olmak için, gerek ibnelerin yaşadığı tatlı hayata özendiklerinden, gerekse menfaat elde etmek için, bilerek ve isteyerek cinsel kimlik değiştiriyorlar. Olayın genetikle ya da doğuştanlıkla falan alakası olduğunu sanmıyorum. Bariz bir şekilde, kendileri sonradan meyilleniyorlar.

Ama ibnelerin ibneliği işte, ibneliği saygın bir şeymiş gibi göstermeye çalışırlar. Yok biseksüelmiş yok hede hödö seksüelmiş gibi değişik Latince isimlerle adlandırmaya çalışırlar ki mühim bir şeymiş gibi düşünülsün. Yurdum insanı bilmez öyle tuhaf isimleri… Ama ibne dedin mi seksen milyon bilir ne olduğunu. Sözün özü, uzun lafın kısası, ibneye Türkçe’de ibne denir. Yine dünyanın neresine gidersen git. İbneye yine ibne denir. Normal bir insan evladının yapamayacağı kötülükler ve fenalıklar yine ibnelik başlığı altında toplanmıştır. Köşe başlarını tutmuş ibneler, kendilerini metheder; ibneliğe saygı duyulması için topluma baskı yaparlar. Bunun methedilecek, saygıyla karşılanacak bir tarafı yoktur. Onların uydurduklarına göre cinsel tercihlere saygı duymak medeniyet gereğiymiş.

Her türlüsü uzak olsun.

Önce İyi İnsan Hakları

Kanunların ve kuralların önce iyi insanları koruması gerekir. Kendi isteklerini başkalarına zorla dayatanların, başkalarının haklarına, malına, mülküne, kazandıklarına, namusuna, gaspa yeltenenlerin ve hatta bu tür girişimlerinde başarılı olanların arkasını kollamamalıdır. İnsan hakları; eylemcinin, saldırganın, anarşistin, teröristin, tecavüzcünün, servet düşmanlarının, şemsiyesi, bahanesi, açık kapısı, zırhı, kalkanı, kaçış yolu, koruyucu meleği, olmamalıdır.

Hem insan hakları dayatmacılarının, insanların iyiliğinin peşinde olduğu ne malum? Belki de başkalarının amaçlarına, politikalarına ya da menfaatlerine hizmet ediyorlardır. Yani onlarında bir patronu vardır.

İnsan hakları; İnsanlık sınırları içinde kalanları korumalı ve gözetmelidir. Dışına çıkanları değil!

#Demokratikİbnelik

Türkiye sınırları içerisinde federasyon kurmak ya da Türkiye’den parça kopartmak isteyen;

Önce gelsin benim “YARRAMI YESİN” sonra bakarız.

Şimdi böyle yazınca bazı insanlar üzülüp kırılabilir, bu onlara rencide edici gelebilir, ya da bu söylem onların zoruna gidebilir.

Gitsin… Niyet o zaten, o yüzden böyle yazdık!

Komünizme de karşı değilim.

O ney la?

Bu elli sene önce de olmayacak şeydi. Şimdi de öyle, gelecekte de olmayacak… İnsan tabiatına aykırı bir kere. Olmayacak duaya amin denmez. Diyen de enayiliğine doymasın. Terimsel anlamına da çok takılmayın, gerçek anlamı; 60, 70’lerde bir çeşit amerikan göt korkusuna verilen addı. Biz ne amerikalıyız, ne de ortada öyle bir tehdit var, sallayın gitsin.

Öyle bir şey yok ki karşı olayım.

Kapitalizme karşı değilim.

At binenin, kılıç kuşananın…

  Varlık varlığı, kazanç kazancı, çalışmak ta daha fazlasını çeker. Bunlar yerçekimi kanunları gibi kesindir. Küreselleşen dünya buna ayak uydurmuşken, aykırılığın ve oyun dışında kalmanın hiç alemi yok. Dünya ticaretinin merkezinde bulunuyorken, aktığı kadar doldurmamız, özellikle yurt dışını hedefleyerek daha çok girişimde bulunmamız ve yurt dışından ülkemize para getiren her kim olursa, yolunu kısaltmalı işini kolaylamalıyız.

  Evlerimizi ısıtan doğalgaz, osuruk üretim tesislerinden gelmiyor, parayla satın alınıyor. Olmayan şeyleri alıp ta ülkemize getirip, insanların refah seviyesini yükseltmek için, yatırıma da, istihdama da, çalışmaya da muhtacız. Devletin hazinesi havuz değil, çeşmeden de dolmuyor. O yüzden evimize (yurdumuza) ekmek getiren kimse onu alnından öpmeliyiz. İçerde iş ve istihdam yaratan, üretime katılan, herkesi var gücümüzle desteklemeliyiz.

Fesatlıkla, servet düşmanlığıyla bir yere varılamaz.

#EmperyalizmedeKarşıDeğilim

Emperyalizme de karşı değilim.

  Tarih boyunca 16 devlet kurmuş bir milletin evladı olarak ki bunlardan en az altı tanesi imparatorluk büyüklüğündedir. Ben emperyalizme karşıyım demeyi gülünç buluyorum. Biz yaparken iyiydi de, el yapınca mı kötü oldu? Bu olmaz, doğru değil. Doğru bir tanedir. Bizim Dedeler ne yapmışsa iyi yapmış, güzel yapmış. Ben olsam, bende aynısını yapardım, diyorum. Bugün için devletimizin gücü sınırlı ve mütevazi olabilir. Ama yarının ne getireceği hiç belli olmaz. Türk İllerinin birleşmesi, bir muhteşem icat, yeni keşfedilen bir teknoloji dengeleri büsbütün değiştirebilir.

 Amerika, Avrupa Birliği, Rusya, Çin süper güçlermiş, emperyalist devletlermiş… Bana ne! Bunlar benim zihnimi bulandırmaz. Beni strese de, komplekse de sokmaz. Kazanırız, kaybederiz, zor duruma düşeriz, geride kalırız, sonunda rahata ereriz, seviniriz, üzülürüz bunlar bizim olağan meselelerimiz. Ama ne durumda olursak olalım, kimseyi bizim üstümüzde, bizden iyi görmem. 

Benim gözümde bizden büyük yoktur! 

#KapitalizmedeKarşıDeğilim

Pek halkçı sayılmam.

   Halk ondan yana olunacak gibi değil. Ben ne yapayım!

  Menfaatler yüzünden yolunu, yörüngesini değiştiren, sürekli isyan ve şikayet eden, çalışmaktan, emek vermekten kaçan, torpil, beleş, avanta peşinde koşan; aklı karışmış, ne istediğini bilmeyen, insana mahsus erdemlerden uzaklaşmış, hatta feleğini şaşırmış, karma karışık olmuş, halka karşı mesafeliyim. O yüzden bütün isteklerini haklı görmüyorum ve her istediklerinin onlara verilmesi taraftarı değilim.

  Halkın her isteğini haklı görmektense, devleti desteklemeyi daha doğru buluyorum. “Devlet halk için vardır.” diyenlerinde çoğu işgüzarlardır zaten. Yok öyle bir şey… Bizler faniyiz, göçüp gideceğiz. Ama bu devlet bizden sonrakilerde kalacak, onları koruyacak, yaşatacak… O yüzden onun hep güçlü olması, güçlü kalması lazım. Devleti halka yağmalatırsak yarın sığınacak bir çatımız kalmaz.

#PekiHalkİyimi?

Herkese düşman değilim.

  Her önüne gelene düşman kesil, ama hiç birine karşı, hiçbir şey yapama… Ve üstelik o kalabalığın içinde gerçek düşmanını sezeme… Elindeki sınırlı gücü saçma sapan kullan ve kaybet. İşte bu benim en hassas olduğum ve önem verdiğim konudur. Benim için ciddi tehdit ve tehlike neyse onu tespit eder, ona yönelirim. Dünyanın yarısına düşman olmak bana bir şey kazandırmaz. Ben kıtalararası bir ticaret merkezinde yaşıyorum. Bunun bilincindeyim. Benim gerçek düşmanlarım öncelikli olarak; bana maddi manevi çok ciddi zararlar veren ve acılar yaşatan, gelecek içinde tehlike oluşturan güncel tehditlerdir.

  Geçmişte çekilmiş acılar, uğranmış haksızlıklar ve kötülükler ne kadar hazmedilemez ve kabul edilemez olsa da, günümüzde yaşadığımız büyük tehlikeler ve içinde bulunduğumuz yüksek riskler uyanık olmayı ve güncel düşmanların üzerine odaklanmayı gerektirmektedir. Gücümüzü kırk parçaya bölersek, bu hainlerin verdiği zararları devam ettirme ve hatta artırma şansları doğabilir. Öncelikle kapıya dayanmış tehlikeyle mücadele etmek daha elzemdir. 

Ama gel gör ki kitle güdücüler ve onların algıcı takımı, bizleri uzaktan kumandayla kontrol edilebilen oyuncaklar gibi görürler. Sürekli bir şeylere karşı fiştekler ve kışkırtırlar.

Lakin onlara kulak asan kim? Düşmanımı ben seçerim. Bana dayatanlar değil!

#GerçekTürk

Devlet Yönetiminde Meritokrasi

   Devlet yönetiminde, Demokrasi değil de Meritokrasi esas alınmalı diye düşünüyorum. Yani liyakate dayalı insan seçimi… Devletimiz; vatanına milletine bağlılığı, çalışkanlığı, üretkenliği ve vizyonu gerçek olan kişi ve kadrolar tarafından yönetilmeli.   

   “Devlet halk için vardır.” diyenlerin çoğu işgüzarlardır zaten. Yok öyle bir şey… Bizler faniyiz, göçüp gideceğiz. Ama bu devlet bizden sonrakilerde kalacak, onları koruyacak, yaşatacak… O yüzden onun hep güçlü olması, güçlü kalması lazım. Devleti bu işgüzarlara yağmalatırsak yarın sığınacak bir çatımız kalmaz.

   Yersen halk için, devletin yönetimini ele geçirmek isteyenlerin, art niyetinin başka olduğunu gayet net görüyor ve biliyorum. Derdi belası devletin ve kamu kurumlarının kaynaklarını sömürmek olan bu art niyetlilerin, o noktaya gelebilmek için verdikleri tavizlere ve vaatlere bir bakın irkilirsiniz.

  • Milyonlarca boş beleş insana; bankamatik memurluğu
  • On binlerce üst düzey boş beleş insana; sekreter düdüklemeli daire başkanlıkları ya da müdürlükler
  • Destekçilerine; kredi kartı borçlarını silme vaatleri
  • Yandaş işadamlarına; akla hayale sığmayacak peşkeşler
  • Terör ve anarşi yanlılarına; kadrolar, ihaleler ve dokunulmazlık
  • İktidarı ele geçirmelerine destek veren ülkelere; limitsiz kapitülasyonlar

Sırtına böylesine yükler bindirilen bir devlet ayakta kalabilir mi?   

   Demokrasi sayesinde, türlü çeşitli vaatlerle #rahatsızkesim insanlarını peşlerine takarak, terör ve anarşi yanlılarının da desteğini alarak belli noktaları ele geçirebildiklerine; ele geçirdikten sonra nasıl yağmaladıklarına, nasıl borca batırdıklarına, terör ve anarşi yanlılarını nasıl maaşa bağladıklarına şahit olduk.

   Yanlışlıkla iktidarı ele geçirirlerse, olabilecekleri düşünmek bile irkilmeme neden oluyor.

#Demokrasiyeİnanmıyorum