Patrona Halil kıyamı, İstanbul fukarasının, Lale Devri sefihlerine karşı bir ihtilali gibi görünmektedir.
Bir hamam hademesi olan Patrona Halil ve etrafına toplananlar; yeniçeri ve sipahilerin ağa ve zabitleri değil, fakir esnaftan olan neferleridir. Osmanlı tarihçilerinin yazdığına göre İstanbul’un bütün “haşaratı” yani işsiz, güçsüz, aç, serseri ve çıplak takımı bunlara katıldı. Kalabalıkları artıp kuvvetlenince, yine üst tabakadan sayılmayan bazı kimseleri başlarına geçirdiler. Mesela Saraç Mehmet adında birini yeniçeri ağası ve müderrislerden Deli İbrahim namında diğer birini de İstanbul Kadısı tayin ettiler.
İhtilalin husumet hedefi, Damat İbrahim Paşa ile ona uyan şeyhülislam ve bazı büyük devlet adamları idi. Bunları İran bozgunluklarına sebep olmakla ve padişahın sefere gitmesine mani olup İstanbul’da zevk ve safa hayatı geçirmekle ve fakir ahaliyi soymakla itham ediyorlardı.
İhtilalciler başarılı olunca, yani sadrazam ve arkadaşları öldürülüp, padişah hal edilince, yeni Padişah Sultan Mahmut I. huzuruna giren Patrona Halil’den ne istediğini sordu. Halil ise, halka çok ağır gelen ve Kağıthane Köşklerinin yapılması için İstanbul halkından alınan malikane vergisinin kaldırılmasını istemeyi yeterli gördü. İstanbul fakir halkının Kağıthane Köşklerine husumeti çok şiddetli idi. İstanbul Kadısı Deli İbrahim, bu köşklerin yakılması için fetva çıkardı. Padişah ancak yıkılmasına müsaade etti. İstanbul’da ne kadar “haşarat” varsa oraya üşüştüler; altı yedi seneden beri inşa olunup etrafı güzel bağ ve bahçelerle müzeyyen, yüz yirmi mütecaviz ricali devlet köşklerini üç günde yıktılar!
Bu suretle sefih İbrahim Paşadan bir daha hınçlarını aldılar! Bu barbarca hareketler, içtimai isyanların bütün hususiyetlerini irad etmektedir.
Nasıl? Biraz tanıdık geliyor mu?
