Görüşler

Birbirinden değersiz uzmanların görüşlerinden, mütemadiyen zırvalayan boş beleş insanların yorumlarından, insanın içini bayan nakaratlardan, anlamsız klişelerden sıkıldıysanız.

Buyrun birde bu perspektiften bakın...

Ne Mutlu Türküm Diyene

Türk Uygarlığının derinliğiyle, Türk Kültürünün erdemleriyle daha çok ilgiliyim. Değerini ortaya koymak, gözler önüne sermek arzusundayım. Damarlarımızda dolaşan asil kanın kıymetini biz kendi aramızda biliriz. Ecdadımızın yaptıklarını saygı ve minnetle anarız. Ama bunu elin salağına, sersemine anlatmak gerçekten çok zor. Bunun için çok ta uğraşmaya, efor sarf etmeye de gerek yok zaten. Türk bakiyesinin artması çokta gerekli değil. Olan dünyaya yeterde artar bile… Bilen bilmeyen, anlayan anlamayan, nerde MAL var; yok ırkçı, yok faşist, yok kafatasçı diye laf atıp, zevzeklik edip insanın canını sıkıyor. Türklüğün göz önündeki değerini düşürmek için…

Kesinlikle Türkiye’nin daha fazla demokratikleşmeye ihtiyacı yok.

Hatta ülke insanına bu kadar demokrasi fazla geldi de artık toplum öğürmeye başladı. Maalesef memleketimizde herkesin canı istediği gibi, istediğine özgürce sövüp saydığı, kendi menfaatleri söz konusu olduğunda, her türlü çakallığı ve çirkefliği yaptığı bir düzenimiz değil, düzensizliğimiz var. Cezaların hiç bir caydırıcılığı olmadığı gibi artık onları kimse sallamıyor da… Cezaevleri zaten artık sosyal tesis ve eğitim kurumlarına dönüşmüş. Kimsenin düşmekten çekindiği yerler değil. Başta #rahatsızkesim olmak üzere yönetimi ele geçirmek isteyenlere, bütün bunlarda yetmiyor da, kanunların ve yönetmeliklerin sadece devleti bağladığı, insanları kapsamadığı, daha da gevşek ve bir o…

İdam cezası geri gelsin.

İnsan hakları dayatmacılarının “insan ne yaparsa yapsın insandır” şeklinde uydurduklarının aksine; insan olmanın sınırları vardır. İnsan, insanlıktan pek ala çıkabilir. Kendinden başka herkese, hayatın akışına, dünyanın düzenine zararlı hale gelebilir. Bu durumda akıl ve mantık çerçevesinde düzenlenmiş kurallar ile ortadan kaldırmak bir trajedi değil. Doğal bir önleyici faaliyettir. Gömer, geçersin üstünde durmaya bile değmez. O nedenle idam cezası geri gelsin. Kaldı ki insan hakları dayatmacılarının, gerçekten de insanlarla alakalı ya da insan odaklı oldukları ne malum? Belki de başka amaçlara, başka politikalara, başka patronlara hizmet ediyorlardır. Her dayatana diretene, bağırıp çağırana, yaygara…

15 Temmuz Amerikan Bok Yimesi

Kamuoyunda darbe girişimi olarak adlandırıldı. Öyle adlandırılması münasip görüldü. Ama ben hiç öyle göremedim. Benim gördüğüm, çok bariz bir şekilde Amerikan imparatorluğunun göz göre göre ülkemize mafya vari şekilde çökmeye kalkışmasıydı. İşittiklerim de gördüklerimi doğruladı. Aklımın da bütün bu olayların neticesinde elde ettiği verilerden sonra hiç şüphesi kalmadı ve tereddütsüz bir biçimde bu sonuca vardı.  Buradan Amerikaya künk döşemişler, içinden oluk oluk memleketin parasını oraya akıtmışlar.  Bizim memleketimizden söğüşledikleri paranın zekatıyla; satın aldıkları, elde ettikleri, kendilerine kul ettikleri, yine bizim insanlarımızı kullanarak ve yine bizim paramızla alınmış silah ve ekipmanlarla,…

Gezi Kalkışması

“Gezi Kalkışması neydi?” diye kendi kendilerine soru sorarak, derin anlamlar çıkartmaya çalışanlara yardımcı olalım. Taksimdeki anıtı kaldıralım, yerine kocaman eşşeh ziki heykeli dikelim. Eylem yapası gelen, yapamadığı için dellenen, yırtınan, vatandaşımız 1 Mayısı ya da gezi yıldönümünü beklemek zorunda kalmaz. Direk #zikvar diye eylemini yapar, rahat eder, deşarj olur. Eylem krizine giren, demokratik tepkisi içinde patlayan vatandaşımıza; bununla beraber ülkemizi karıştırmak için illa bir şeyler icat etmek zorunda kalan, kendini parçalayan dış mihraklara  büyük rahatlık ve kolaylık sağlamış oluruz. – Ortam olur karı kıza sarkarız diye fırsat kollayan bir çok azgın ergenin… – Cebindeki üç kuruş parayı da içkiye, sigaraya yatırdığı…

Avrupa Birliğine girmek için pek te acele etmeyelim.

Heriflerin hiçbir zaman bizi almayacağını bile bile… Ağzımızla kuş tutsakta olmayacağını anlamak için hakikaten sersem olmak lazım. Ciğerci kedisi gibi kapısında lütuf beklemek nedir? İlerde bir ara bakarız. Döncez biz size demek en iyisi… Globalleşen dünyada Avrupa Birliğinin çokta önemi yok. Bırakalım onlar kendilerini, kendi kurallarına ve sınırlarına hapsetsin. Biz o sınırları gerektiğinde çok kolay aşarız. Olmadı etrafından dolaşırız. İstediğimizi alırız. Biz işimizi görmeyi, hallederiz mekanizmasını, iyi biliriz. Türk Birliği, Asya Birliği gibi alternatif birliklerde başrol oynamak dururken; şart mı yani Avrupalının sanatsal içerikli, can sıkıcı filminde figüran olmak. Onların vaat…

Asıl Memleket Meseleleri

   Teröristlerin yaptıklarından dolayı devleti suçlayarak, terörün değirmenine enerji sağlayanlar. Bu terör tam da terörist patronlarının istediği gibi algıladığınız ve o istikamette davrandığınız için bitmiyor. Terör örgütü yöneticisi olan milletvekili ve belediye başkanlarının içeri atılması nedeniyle, terörün finans şebekesinin, dolayısıyla sisteminin çökmesi tesadüf mü? Elbette değil.    Teröristlerin aldıkları dış kaynaklı yardımların engellenmesi, teröristlere istihbarat ve destek sağlayan emniyet güçlerinin tasfiye edilmesi, teröristlerin kamuda ve yargıda arkasını kollayan kadroların temizlenmesi, devlette ve memlekette ciddi bir rahatlama sağladı. Bunların bir daha tekrar etmesini istemiyorum.    Bir daha meclise bu kadar çok…

Devletin Gür Sesi

   Devlet, kendisine her türlü adiliği yapanlara karşı, onlardan daha gözü kara olmadığı müddetçe, onların haset ve fesat emelleri ile baş etmekte zorlanır. Devletin gür sesi duyulmazsa, namertler meydanı boş zanneder, beyhude hayallere kapılırlar. Devletin, “Heeeyt Yettininiz Ulan!!” deyişini duymayı bu millet nasıl özledi, nasıl özledi anlatamam… “Devlet halk için vardır.” diyenlerin çoğu işgüzarlardır zaten. Yok öyle bir şey… Bizler faniyiz, göçüp gideceğiz. Ama bu devlet bizden sonrakilerde kalacak, onları koruyacak, yaşatacak… O yüzden onun hep güçlü olması, güçlü kalması lazım. Devleti bu işgüzarlara yağmalatırsak yarın sığınacak bir çatımız kalmaz. …

Onun Bunun Çocukları

   İktidarı ele geçirmek için uğraşanların eylem ve söylemlerine bakıldığında; çıplak gözle bile görülebilen bir gerçek var ki; o da bu ülkenin insanı olmadıkları… Halk arasında da böylelerine onun bunun çocukları deniyor.    Yüzyılı aşkın bir süredir sürekli “hırsızlık var! yolsuzluk var! falan filan elden gidiyor!” diye ortalığı velveleye vererek, nefret ve öfkeyle halkı galeyana getirerek, anarşi ve isyanla karambolden iktidarı ele geçirmeye çalışırlar. Maalesef  tarihte bu ve benzeri çirkef niyetlerinden doğan girişimlerinde pek çok defa başarılı da olmuşlardır. Propagandaları ile kendileri gibi haset fesat insanları etraflarında bir kitle halinde…

Her türlü demokratik ibnelikten tiksiniyorum.

Eylemdi, tepkiydi, protestoydu, anarşiydi, bok püsürdü git doğduğun yerde yap! Her ibneliğe, her götlüğe, Demokratik Tepki adı altında kılıf uydurulmasından çok sıkıldım, yeter artık! Nerde faydasız, başarısız, iki eliyle bir çubuğu doğrultamayan boş beleş insan varsa; kendini aktivist, falan filan diye niteleterek, önemli bir şahsiyet olduğunu zannetmeye başladı. Herkes canı ne isterse yapmayı kendinde hak görüyor. Sınır, limit, kanun, adet, gelenek diye bir şey kalmadı. Ne varsa çiğneniyor. Çirkeflikler erdem oldu, erdemler kerizlik! Bu kadar başı boşluğa, gevşekliğe, arsızlığa benim tahammülüm yok. Türk; töresi olan demektir. Yani sınırları, kuralları olan… #demokratikibnelik 

Cinsel tercihlere de saygı duymuyorum.

Cinsellik konusunda ülkemizde, kadın atlı erkek ise yayadır. Haliyle kaçan atlılar, sürü halindeki erkekler tarafından kovalanmaktadır. Dolayısıyla kadınlar lehine ciddi bir talep enflasyonu söz konusudur. Bu durumdan faydalanmak isteyen ya da erkek olarak hayatta tutunamayan veyahut kendi tarafında hiç bir varlık gösteremeyenlerden, bazıları taraf değiştirip bir de şansını karşı tarafta denemek istiyor. Gerek ilgi alaka görmek, istenen olmak için, gerek ibnelerin yaşadığı tatlı hayata özendiklerinden, gerekse menfaat elde etmek için, bilerek ve isteyerek cinsel kimlik değiştiriyorlar. Olayın genetikle ya da doğuştanlıkla falan alakası olduğunu sanmıyorum. Bariz bir şekilde, kendileri sonradan…

Önce İyi İnsan Hakları

Kanunların ve kuralların önce iyi insanları koruması gerekir. Kendi isteklerini başkalarına zorla dayatanların, başkalarının haklarına, malına, mülküne, kazandıklarına, namusuna, gaspa yeltenenlerin ve hatta bu tür girişimlerinde başarılı olanların arkasını kollamamalıdır. İnsan hakları; eylemcinin, saldırganın, anarşistin, teröristin, tecavüzcünün, servet düşmanlarının, şemsiyesi, bahanesi, açık kapısı, zırhı, kalkanı, kaçış yolu, koruyucu meleği, olmamalıdır. Hem insan hakları dayatmacılarının, insanların iyiliğinin peşinde olduğu ne malum? Belki de başkalarının amaçlarına, politikalarına ya da menfaatlerine hizmet ediyorlardır. Yani onlarında bir patronu vardır. İnsan hakları; İnsanlık sınırları içinde kalanları korumalı ve gözetmelidir. Dışına çıkanları değil! #Demokratikİbnelik

Komünizme de karşı değilim.

O ney la? Bu elli sene önce de olmayacak şeydi. Şimdi de öyle, gelecekte de olmayacak… İnsan tabiatına aykırı bir kere. Olmayacak duaya amin denmez. Diyen de enayiliğine doymasın. Terimsel anlamına da çok takılmayın, gerçek anlamı; 60, 70’lerde bir çeşit amerikan göt korkusuna verilen addı. Biz ne amerikalıyız, ne de ortada öyle bir tehdit var, sallayın gitsin. Öyle bir şey yok ki karşı olayım.

Kapitalizme karşı değilim.

At binenin, kılıç kuşananın…   Varlık varlığı, kazanç kazancı, çalışmak ta daha fazlasını çeker. Bunlar yerçekimi kanunları gibi kesindir. Küreselleşen dünya buna ayak uydurmuşken, aykırılığın ve oyun dışında kalmanın hiç alemi yok. Dünya ticaretinin merkezinde bulunuyorken, aktığı kadar doldurmamız, özellikle yurt dışını hedefleyerek daha çok girişimde bulunmamız ve yurt dışından ülkemize para getiren her kim olursa, yolunu kısaltmalı işini kolaylamalıyız.   Evlerimizi ısıtan doğalgaz, osuruk üretim tesislerinden gelmiyor, parayla satın alınıyor. Olmayan şeyleri alıp ta ülkemize getirip, insanların refah seviyesini yükseltmek için, yatırıma da, istihdama da, çalışmaya da muhtacız. Devletin…

Emperyalizme de karşı değilim.

  Tarih boyunca 16 devlet kurmuş bir milletin evladı olarak ki bunlardan en az altı tanesi imparatorluk büyüklüğündedir. Ben emperyalizme karşıyım demeyi gülünç buluyorum. Biz yaparken iyiydi de, el yapınca mı kötü oldu? Bu olmaz, doğru değil. Doğru bir tanedir. Bizim Dedeler ne yapmışsa iyi yapmış, güzel yapmış. Ben olsam, bende aynısını yapardım, diyorum. Bugün için devletimizin gücü sınırlı ve mütevazi olabilir. Ama yarının ne getireceği hiç belli olmaz. Türk İllerinin birleşmesi, bir muhteşem icat, yeni keşfedilen bir teknoloji dengeleri büsbütün değiştirebilir.  Amerika, Avrupa Birliği, Rusya, Çin süper güçlermiş, emperyalist…

Pek halkçı sayılmam.

   Halk ondan yana olunacak gibi değil. Ben ne yapayım!   Menfaatler yüzünden yolunu, yörüngesini değiştiren, sürekli isyan ve şikayet eden, çalışmaktan, emek vermekten kaçan, torpil, beleş, avanta peşinde koşan; aklı karışmış, ne istediğini bilmeyen, insana mahsus erdemlerden uzaklaşmış, hatta feleğini şaşırmış, karma karışık olmuş, halka karşı mesafeliyim. O yüzden bütün isteklerini haklı görmüyorum ve her istediklerinin onlara verilmesi taraftarı değilim.   Halkın her isteğini haklı görmektense, devleti desteklemeyi daha doğru buluyorum. “Devlet halk için vardır.” diyenlerinde çoğu işgüzarlardır zaten. Yok öyle bir şey… Bizler faniyiz, göçüp gideceğiz. Ama bu devlet bizden sonrakilerde…

Herkese düşman değilim.

  Her önüne gelene düşman kesil, ama hiç birine karşı, hiçbir şey yapama… Ve üstelik o kalabalığın içinde gerçek düşmanını sezeme… Elindeki sınırlı gücü saçma sapan kullan ve kaybet. İşte bu benim en hassas olduğum ve önem verdiğim konudur. Benim için ciddi tehdit ve tehlike neyse onu tespit eder, ona yönelirim. Dünyanın yarısına düşman olmak bana bir şey kazandırmaz. Ben kıtalararası bir ticaret merkezinde yaşıyorum. Bunun bilincindeyim. Benim gerçek düşmanlarım öncelikli olarak; bana maddi manevi çok ciddi zararlar veren ve acılar yaşatan, gelecek içinde tehlike oluşturan güncel tehditlerdir.   Geçmişte…

Devlet Yönetiminde Meritokrasi

   Devlet yönetiminde, Demokrasi değil de Meritokrasi esas alınmalı diye düşünüyorum. Yani liyakate dayalı insan seçimi… Devletimiz; vatanına milletine bağlılığı, çalışkanlığı, üretkenliği ve vizyonu gerçek olan kişi ve kadrolar tarafından yönetilmeli.       “Devlet halk için vardır.” diyenlerin çoğu işgüzarlardır zaten. Yok öyle bir şey… Bizler faniyiz, göçüp gideceğiz. Ama bu devlet bizden sonrakilerde kalacak, onları koruyacak, yaşatacak… O yüzden onun hep güçlü olması, güçlü kalması lazım. Devleti bu işgüzarlara yağmalatırsak yarın sığınacak bir çatımız kalmaz.    Yersen halk için, devletin yönetimini ele geçirmek isteyenlerin, art niyetinin başka olduğunu gayet net görüyor ve…