Hepsi Birbirinden Mikrop

   İktidardakilerin bazı politikalarına çok ta bayılmıyorum. Lakin iktidarı ele geçirme saplantılıların hepsi birbirinden mikrop olduğundan, mevcut iktidara tahammül etmek durumunda kalıyorum. Devletin bereketli kaynaklarını yağmalamak için bir araya gelmiş; tamamı boş beleş  insanlardan oluşan bu zararlıların, ülkeyi ele geçirmesine gönlüm razı değil.

   İktidarı devirme saplantılı insanların, “Peki yerine kimi geçireceksiniz?” sorusuna verebildikleri makul ve mantıklı bir cevap yok.

   Laf olsun diye söyleyenlerin, “En kötüsü bile bunlardan iyidir.” cevabını da ben cevaptan saymıyorum. Çünkü benim çıplak gözle gördüğüm; iktidarı ele geçirmek isteyenlerin, kesinlikle ve kesinlikle iktidardakilerden daha berbat olduğu…   

Ülkenin başına gelmedik kalsın!

   Ülkenin başına, dış gotlerin pohunu koklayıp peşinden gidecek bir hıyarın getirilmesi fikrine de, planına da şiddetle karşıyım. Hele ki Güneydoğu Anadolu yöremizi “Özerk Kaçak Elektrik Kullananlar Federasyonu” yapan kararnameyi bir gecede imzalayıp, ertesi sabaha Bodrum’a uçma ihtimali olan birinin başa getirilmesine hiç sıcak bakmıyorum.

Herkesi kucaklayan biri ayağına, aslında terör ve anarşi yanlılarını, ibneleri ve ülke düşmanlarını destekleyen yaklaşım, mümkünse bize hiç yaklaşmasın. Öte dursun…

   Bir de ülkemizin güzide oligarklarında ve onların fişteklediği #rahatsızkesim de, memleketimizin başına getirdiklerinde onlar ne isterse peki diyecek, höt dediler mi esas duruşa geçecek; şahsiyeti, ideolojisi ve liyakati olmayan bir etkisiz elemanı geçirme arzusu var. Dolayısıyla ülkenin başında daşşaklı birini görmeye bile tahammülleri yok. Nerde şapşal var ülkenin başına geçirmek için onu bulup getiriyorlar. Çok merak ediyorum. Mesela boynuzlu oligarkımız; ülkenin başına getirmeye reva gördüğü şapşallardan birine kendi holdinginde iş verir mi? Belli bir kısmın başına getirip yönetici yapar mı?

Gotlük Yanlısı Muhalefet

Ülkedeki muhalefetin GOTLÜK YANLISI siyasetine gıcık oluyorum. Ki onlara muhalefet demek ne kadar doğru olur orası ayrı bir konu çünkü muhalefetten çok birileri için iktidarı ele geçirmeye çalışan, onun bunun çocukları profili çiziyorlar. Kendi ülkelerinin iktidarını vekaleten başkaları için ele geçirip aradan komisyon kapmaya çalışan haysiyetsiz simsarlar gibiler. Eylemlerine ve söylemlerine bakıldığında hiç te bu ülkenin insanı olmadıkları ve bu ülkenin iyiliğini istemedikleri anlaşılıyor. Yüzlerinden samimiyetsizlik, paçalarından fesatlık akıyor…

İzledikleri siyaset için, daha kolay akılda kalması adına, kısaca:

Bizim iktidarda olmadığımız ülke yansın anna koyim siyaseti.” denebilir.

Sersemize solcu kafasından türetilmiş olan; ekonomiyi çökertip, halkı galeyana getirirsek, isyan ve anarşiyle karambolden iktidarı ele geçiririz. İktidarı da bir ele geçirdik mi, devletin kaynakları komple bizim, çatlayana, tıksırana kadar yiriz. Zihniyetinde topaklanarak bir araya gelmiş olan bu iç sömürgeci ve yağmacılar; saplantılı planlarından bir an bile vazgeçmiyorlar.

Sürekli kendi ülkelerinin ekonomisini çökertmeye, vatandaşını çıldırtmaya çalışıyorlar.

Ulan adiler sizin ekonomisini çökertmeye uğraştığınız ülkede bizde hayat mücadelesi veriyoruz. Delirtmeye uğraştığınız insanlarla aynı yerde yaşıyoruz. Sizler, Devletin, Belediyelerin kaynaklarını sömüreceksiniz diye biz sıkıntı çekiyoruz. Sizin yaptıklarınızdan dolayı hayatı günden güne zorlaşan, yaşanmaz hale gelen biziz. Sizin yüzünüzden bugünkü karamsarlığımız. Sizin yüzünüzden gelecekten endişe duyuyoruz. Sizin “At yalanı zikeyim inananı…” politikalarınızın acısı bizden çıkıyor. Ülkeye yaptığınız her adiliğin bedelini biz ödüyoruz. Sizin çirkeflikleriniz yüzünden her şeyin tadı kaçtı. Sizin yaptıklarınızdan kimseye güvenimiz kalmadı. Namerde fırsat, düşmana cesaret vermekten başka ne yaptınız? Devleti ele geçirip, yağmalamak için uğraşacağınıza, normal insan gibi bir işe girip çalışsanıza…

  Çok istedikleri şey gerçekleşse; iktidarı ele geçirseler ne olur? En kısa cevabı şu:

Her şey daha da bombok olur.

.Muhteviyatında bolca terörist ve yabancı ülke ajanı barındıran bu rahatsız güruhu, ülkenin en büyük sorunu olarak görüyorum.

Atatürk İstismarcıları

   Hayatında Nutuk okumadığı halde Atatürkçü olduğunu iddia edenler vardır. Ama Nutuk Kitabını dekor yapıp, yanına rakı, bira koyarak selfie çekmeye bayılırlar. Atatürk’ü gayet iyi anladıklarından, fikirlerini benimsediklerinden, ona özlem duyduklarından sürekli bahseder dururlar. Lakin Atatürk İlkeleri’ni sırasıyla doğru say desen sayamazlar.

Peki o ilkeleri ben sayayım dediğinde;

Atatürk’ün Milliyetçilik ve Devletçilik ilkeleri vardır bildin mi?” dersin,

 “Ama onlar artık günümüzde geçerliliğini yitirdi” diye cevap verenler olur.

 Atatürk İlkeleri’nin bazılarını lüzumsuz ve gereksiz bulup çıkartan ama sorsan Atatürkçüyüm diye geçinen değişik insanlardır bunlar… 

  Tabii insanın siyasi idolü olarak benimsediği birinin fikriyatına saygı duymaması, ilkelerinin bazılarını gereksiz bulup traşlaması, altıdan üçe indirip, sonra iki daha ilave etmesi dışarıdan bakan insana biraz tuhaf gelen şeylerdir.

  Bütün meseleleri, kendi menfaat perspektiflerine göre değerlendiren ve bu ülkenin en önemli değerlerini şahsi menfaatlerine malzeme yapan, kimi zamanda kılıf olarak kullanan, bu yaptıklarından dolayı hiç te utanmayan yine bir sürü tuhaf insan vardır.

  Sonra dün Marksçı, Leninci, falancı filancı olup ta günümüz konjektüründe Atatürkçü olmayı münasip gören değişik insanlardan da memleketimizde bir hayli fazladır.

 Bunlara da;

“Lan dün siz bu herifleri göklere çıkartıyordunuz, o zaman Atatürk tedavülde yok muydu?” diye sorarsın. 

“Ya şimdi onlar başka bu başka, falan filan, vırt zırt…” diye zırvalamaya başlarlar ki; dinlerken duyduğun sıkıntıdan, gözlerin etrafta tutunacak sağlam bir odun parçası arar…

  İlginçtir, bu tür tuhaf şeyleri de genelde memleketin kendini aydın olarak niteleyenleri yapar. Bugüne kadar neyi aydılar da kendilerini aydın olarak niteliyorlar orası da çok enteresan. Destekledikleri parti komple ellerin olmuş daha onu aymış değiller…

   Bir de alenen Türkiye’den parça kopartmak isteyenlerle, şahsi menfaatleri için  ittifak ederler, haysiyetten yoksun Cumhuriyetin Yüz Karaları…

Patrona Halil Ayaklanması

   Patrona Halil kıyamı, İstanbul fukarasının, Lale Devri sefihlerine karşı bir ihtilali gibi görünmektedir.

Bir hamam hademesi olan Patrona Halil ve etrafına toplananlar; yeniçeri ve sipahilerin ağa ve zabitleri değil, fakir esnaftan olan neferleridir. Osmanlı tarihçilerinin yazdığına göre İstanbul’un bütün “haşaratı” yani işsiz, güçsüz, aç, serseri ve çıplak takımı bunlara katıldı. Kalabalıkları artıp kuvvetlenince, yine üst tabakadan sayılmayan bazı kimseleri başlarına geçirdiler. Mesela Saraç Mehmet adında birini yeniçeri ağası ve müderrislerden Deli İbrahim namında diğer birini de İstanbul Kadısı tayin ettiler.

İhtilalin husumet hedefi, Damat İbrahim Paşa ile ona uyan şeyhülislam ve bazı büyük devlet adamları idi. Bunları İran bozgunluklarına sebep olmakla ve padişahın sefere gitmesine mani olup İstanbul’da zevk ve safa hayatı geçirmekle ve fakir ahaliyi soymakla itham ediyorlardı.

İhtilalciler başarılı olunca, yani sadrazam ve arkadaşları öldürülüp, padişah hal edilince, yeni Padişah Sultan Mahmut I. huzuruna giren Patrona Halil’den ne istediğini sordu. Halil ise, halka çok ağır gelen ve Kağıthane Köşklerinin yapılması için İstanbul halkından alınan malikane vergisinin kaldırılmasını istemeyi yeterli gördü. İstanbul fakir halkının Kağıthane Köşklerine husumeti çok şiddetli idi. İstanbul Kadısı Deli İbrahim, bu köşklerin yakılması için fetva çıkardı. Padişah ancak yıkılmasına müsaade etti. İstanbul’da ne kadar “haşarat” varsa oraya üşüştüler; altı yedi seneden beri inşa olunup etrafı güzel bağ ve bahçelerle müzeyyen, yüz yirmi mütecaviz ricali devlet köşklerini üç günde yıktılar!

Bu suretle sefih İbrahim Paşadan bir daha hınçlarını aldılar! Bu barbarca hareketler, içtimai isyanların bütün hususiyetlerini irad etmektedir.

Nasıl? Biraz tanıdık geliyor mu?

#gezikalkışması
#zikvar

Toplumsal Gotleşme %85’lere çıktı.

Herkes kendi menfaatleri söz konusu olduğunda, her adiliği kendinde hak görüyor. Kimse çirkeflikte sınır tanımıyor. Herkesin her haltı yemek için bir bahanesi var.

Toplumda etik diye bir şey kalmadı. Herkes erdemli davranmayı karşı taraftan bekliyor. Ama hiç kimse kendisini işin içine katmıyor. Haysiyetsizlik artık bir yaşam tarzı oldu çıktı.

Neymiş?

– hırsızlık yolsuzluk varmış,

– ekonomi çökmüşmüş

– ülke iyi yönetilmiyormuş

E yani bunlar mıdır gotlüğü meşru kılan?

İktidarı ele geçirme saplantılılar, iktidarı ele geçirse bu bahaneler ortadan kalkacak mı?

Bu bahaneler ortadan kalksa, gotlükten vazgeçilecek mi?

Hiç zannetmiyorum. Gotluk artık trend oldu. İnsanlar buna alıştı.

Halkın durumu gerçekten vahim, ancak bu vahamet iddia edildiğin aksine maddi yetersizliklerden kaynaklanmıyor. Sorun tamamen halkın manevi denge ve değerlerindeki deformasyon ve mutasyondan ileri geliyor.

Ahlaki çöküntü hat safhada, yüzsüzlük diz boyu, arsızlık almış başını gitmiş… İstediklerini elde etmek için her yola başvurmak, kuralları kanunları çiğnemek mubah olmuş… İyi niyet kalmamış, herkes her şeye haset ve fesat yaklaşır olmuş. Halkın psikolojisi bozulmuş, bitmeyen bir ruhsal bunalımda, sürekli depresif halde… Şahsiyetini kaybetmiş, kime ve neye benzeyeceğini şaşırmış durumda… İçinde sevgiden eser kalmamış, nefret dolu.

Lakin toplum bunu benimsedi artık kimse vazgeçmez.

Tersine Evrim Teorisi

İnsanın maymundan türediğinin iddia edildiği evrim teorisi insana pek te gerçekçi gelmiyor. Ama bu gerçek “insan götleştikçe gitgide maymuna dönüşüyor.” Toplumda tutunamayan ya da toplumsal faydaya katılamayan insanlarda başkalaşma ve dönüşüm meydana geliyor. Bunun evreleri ise şöyle gerçekleşiyor…

İnsan (başlangıç evresi)

Normal şartlarda bir insan toplum dışında kalmaz. Ancak götleştikçe toplum dışına itilir. Bu sancılı ve virütik bir intaniye hastalıktır. İnsanın bilinç sistemini ele geçiren götlük virüsü, insanı insanlıktan çıkartarak, gitgide maymuna dönüştürür. Virüsün insana bulaşabilmesi, insan bilinç sistemindeki açıklara ve zayıflıklara bağlıdır. Virüs özellikle zayıf düşmüş bilinçlerden içeri kolaylıkla zuhur etmektedir. Normal ve iyi şartlardaki insana bulaşması mümkün değildir. Bu virüs zayıf düşmüş, zorda kalmış, bunalmış, bitmiş insanlara bulaşır. Bu yönüyle verem mikrobuna çok benzer. Düşkün hastalığıdır. Aynı verem gibi dertli insanı bulur. Bir insan hayatında zor durumlara düşse dahi götleşmiyorsa, muhakkak onda aileden gelen bir bağışıklık ve korunma mekanizması vardır.

1.evre:

Çalışmayı reddeder ve çalışan toplumun dışına çıkarlar. Tembel ve miskin şekilde zamanlarını geçirmeye başlarlar. Üretime ve toplumsal faydaya katılmazlar. Emeksiz ve gayretsiz hayatımı sürdürmenin bir yolunu nasıl bulurum diye düşünmeye başlarlar. Görüntülerinde de başkalaşma başlar. Kılık kıyafeti, saçı başı acayipleşir. Rahatlık adına, serkeşliğe ve bakımsızlığa yönelirler. Bazen de tuhaf değişiklikler yapıp diğer insanlardan farklı olmaya çalışırlar. Ama neticede kendi oluşturdukları koloni içinde hepsi hemen hemen birbirinin aynıdır. Davranış ve hareketlerinde de değişim baş gösterir. Tuhaflaşırlar. Neye duygusal tepki verdikleri neye öfkelendikleri kestirilemez. Dolayısıyla onlara karşı iyi niyetle veya sevecen yaklaşılsa bile karşılığında görülen tepki ve muamele üzücü ve pişman edici olabilir. Onlara iyilikle yaklaşılsa da sonuç kötü olabilir.

2. evre:

Sürekli oyun oynamak ve eğlenmek isterler. Ve bunun için ortam hazırlamaya çalışırlar. Uyumadıkları zaman dışında kalan sürede sürekli eğlence ve keyifli vakit geçirme peşindedirler. Bunu sağlayabilmek içinde kimi zaman uyarıcı ve keyif verici maddelere doğru yönelirler. Onları arar, bulur ve kullanırlar. Bunların esiri ve bağımlısı olurlar. Kimi zaman bunları temin etmek ve kullanmak için insanları aldatır, kandırır veya zor kullanırlar.

Her önüne gelenle fingirdeşmek ister ve yaparlar. Sadakat ve iffet kavramı tamamen unutulur. Azgınlık başlar. Dişisi de erkeği de aynıdır, hiçbiri tam olarak ne istediğini bilmez. Kiminle, neyle, nasıl kaynaştıkları birbirine karışır. Hayvani içgüdülerin ve sapık tutkuların esiri olurlar.

3. evre:

Diğer insanlara karşı en yoğun kullandıkları tepki silahı olan eleştiri, onlara karşı kullanıldığında hiç tahammülleri yoktur. Çıldırırlar. Tamamen zıvanadan çıkarlar. Akıl almaz taşkınlıklar yapar, mantıksız tepkiler verirler. Hemen anarşist tepki silahını kullanmaya başlarlar. Karşısına çıkan her şeye saldırır, darp eder, öldürmeye çalışır ve yakıp yıkarlar. Karşılarında engel olarak gördükleri kimselere ya da düşman gördüklerine faşist derler ama asıl kendileri farkında olmadan faşist kelimesinin tam tarifine uygun hareket ederler.

Hiçbir konuda haksız bulunmaya tahammülleri yoktur. Her zaman, her ne şartta olursa olsun haklı bulunmak isterler. Haksız oldukları neticesi kesin ispatlansa dahi kabullenmezler, gerginlikleri daha da artar. Bunun akabinde; adam öldürürlerse de haklıdırlar, işyeri yakarlarsa da haklıdırlar, yıkıyorlarsa da, bozuyorlarsa da, içine ediyorlarsa da yine haklıdırlar. Kimse onlara engel olmamalı ve dur dememelidir. Çünkü onların her biri sanki tanrıdan bağımsızlığını kazanmış küçük bir yeryüzü tanrısıdır. Ve oluşturdukları da kendilerine göre seçkin kişiler kolonisidir. Ama nedense bu seçkin kişiler çoğunlukla, hödük, tipsiz, şekli kaymış, meymenetsiz, sıfatsız, kara kuru kimselerden oluşur.

İstedikleri şeyler olmadığında ya da istediklerini elde edemediklerinde sinir ve öfke mekanizması hemen harekete geçer. Saldırganlaşırlar. Kendilerinde olmayan şeylerin, başkalarında olduğunu görmek onları çıldırtır. Kontrolden çıkar ve saldırırlar. Tepkilerini bazen kin güderek içlerine atarlar. Bazen hakaret ve sataşmalarla dışa vururlar. Ya da başkalarının sahip olduğu şeyleri, onlara kaybettirmeye uğraşırlar. Başka birinin arabası da, kazandığı para da, sevgilisi de onlara acı verebilir. Bu yüzden insanlara alenen düşman olup saldırabilirler. Hatta nefret ve hainlik duyguları ile bir araya gelip öfke sinerjisi oluştururlar. Bir ayin yapar gibi kendilerinden geçerek, büyük bir iştahla saldırırlar. Gözü dönmüş bir sürü olarak; yakıp, yıkıp, mahvetmekten delice zevk alırlar.

4. evre:

Kimi zaman kendi kolonisindekilere de düşman olurlar. Yok etme ya da mahvetme isteğini onlara karşıda duyarlar. Birbirlerinden duydukları küçük rahatsızlıklar ya da kendi aralarındaki küçük anlaşmazlıklar bazen öylesine büyür ki birbirlerini çiğ çiğ yerler. Dışarıya karşı insan haklarının savunucuları gibidirler. İnsana uygulanan şiddete sözde hepsi karşıdır. Ama kendi içlerinde kendilerine ters gelen birini, kendi aralarında öyle parçalarlar ki; parçası bulunamaz. Hak, hukuk, yargılama hak getire, direk infaz ederler.

MAYMUN

Bildiğiniz maymun işte;

Çalışmazlar, üretime katılmazlar. Ama çalışan işçinin emeğini, üreten köylünün alın terini, onların haklarını savunuyoruz ayağına zimmetlerine geçirmeye çalışırlar. Nasreddin Hoca’nın “Dibek Dövücünün Hınk Deyicisi” hikayesinde olduğu gibi. Muhterem insan bundan tam 800 yıl önce demiş diyeceğini, anlayan anlar diye…

Hayatları tembellik ve beleşçilik üzerine kuruludur. Etraflarında ne varsa onları bulup, alıp, yağmalayıp, diğerlerinin sırtından geçinerek yaşamlarını devam ettirmek isterler.

Birde devrim ve devrimcilik başlığı altında sürekli bir şeyleri indirip kaldırma derdindedirler. Bir odadaki televizyonun yerini dört kere değiştirir, yine aynı yere koyarlar. Öngörü yoktur. Boşuna uğraşmaya bayılırlar.

Sadakat ve iffet kavramı olmadığından, dişisi de erkeği de, her gördüğü, her aklına esen erkek ya da dişiye göz koyup, elde etmek için her şeyi yapar, her yolu dener.

Hareketlerinde ve davranışlarında tutarlılık yoktur. Mutlu ve keyifli bir ruh halindeyken, birden bire agresifleşip vurmaya ve ısırmaya çalışabilir. Ya da üzgünken, ağlıyorken birden bire katılarak gülmeye başlayabilirler.

Kendilerini seçkin kişiler gibi göstermeye çalışırlar. Her biri aydın, diğeri de kesin sanatçıdır. Boş yoktur. Ya yalap şap bir enstrümanı çalmayı öğrenirler, yahut birbiri ardına alakasız ve anlamsız sözcükleri dizer adına şiir derler ya da resim yaparlar içinde görsel hiç bir şey yoktur. Ya da güzel sanatların her hangi bir kolunda, ucundan bandırma suretiyle yersen sanatçı olurlar. Gerçek sanatçı belki de toplumda yüzde bir çıkar, bunlarda yarısı sanatçıdır. Diğer yarısı da kendini, aydın olarak lanse eder ya da ettirir. Aydın kişi; iyi eğitim görmüş, kendini iyi yetiştirmiş, çok öğrenmiş, çok bilmiş, kafası çok çalışan, üst seviyede zekaya sahip, öngörüsü ve sezme yeteneği olan kimse gibi algılanır. İyi de öyle biri niye götün teki olsun. Sanatçı olmayan, kesin aydındır. Hatta hem aydın, hem de sanatçı bile olabilir. Bunların ahanda bu aydın diye topluma ittirmeye çalıştığı kimseleri dikkatle bakarsanız, maalesef öyle bir aydınlık ışığına rastlayamazsınız. Çoğunluğu vasatın bile çok altındadır.

Yalnız doğrudur, bizim milletimizde çok bulunur evliya ama buradaki toplumsal çokluk ölçüsü yine yüzde biri geçmez. Bir evliyanın da götün teki olma ihtimali de zannımca binde biri geçmez. 

Başlangıçta çok ta umursamadığımız bireysel götleşmeler, toplumsal götleşmeye etki ederek hepimizin hayatını zorlaştırıyor ve yaşantımızı çekilmez hale getiriyor.  

Rahatsız Kesim

Artık her yerde görmeye alıştığımız, her şeyden rahatsız bir insan kitlesi ile, zor bir hayatı paylaşarak yaşamak zorundayız. Onlarla sürekli yüz göz oluyoruz. “Nasıl insan bunlar?” diye sıkça iç geçirerek kendimize sorduğumuz bir soru var. İşte o sorunun cevabını aramaya koyuldum.

Nasıl insan bunlar?

Kendilerince aşırı bilinçlenmiş, ama genelde gerçeklere çok uzak, her boka muhalefet, demokrasi manyağı olmuş, ikide bir eylem krizine giren, “benim egolarımın tatmin olmadığı yerde kimseye rahat huzur vermem ulan!” diye hadise çıkarmaya 7/24 meyilli, dipten başa sorunlu, rahatsızlığı kontrol limitlerini aşmış, bulaşık insan kitlesi diyerek biraz komplike bir şekilde tanımlayabiliriz. Amma ve lakin kendilerini elitleştiren, daha şık, kulağa hoş gelen, daha özel olarak tanımlayan ama aslında hiç te öyle olmayan bir kitle ile burun burunayız. Onlar kendini yücelte dursun. Biz gerçekçi olalım onları olduğu gibi görelim.

Onlar aslında kimler dikkatle inceleyelim.

Loserlar:

Kendi başarısızlıkları yada beceriksizlikleri yüzünden sürekli başkalarını suçlayanlar. Tembel, beceriksiz ve işe yaramaz olduklarının farkında olmayanlar ya da fark etmemiş gibi yapanlar. Gavurlar böylelerine “loser” diyor.

Haset, fesat ve kıskanç insanlar:

Başkalarında olup ta kendinde olmayan her şeyi kıskananlar, hasetlenenler aklından bin bir türlü fesatlık geçirenler. İç dünyalarındaki karanlığı, servet düşmanlığı ile dışa vuranlar.

Sözde sanatçılar:

Güzel sanatların her hangi bir dalında bir yetisi olduğuna kendi başına karar verip, kendini toplumun insan kalitesi standartlarının üstünde görerek, özel insan mertebesine çıkartanlar.

Yersen aydınlar:

Aklını kullanma yetisi, bilgi dağarcığının genişliği, hayat tecrübesinin fazlalığı, öngörme ve sezi yeteneklerinin gelişmişliği ile aydın insan tanımına uyduğunu başkalarına dayatan, sıradan biri olmayı bile beceremeyecek kadar kifayetsiz, kendini geçindirmekten aciz, boş beleş tipler.

Sosyal medya ibişleri:

Gerçek hayatın hemen hemen hiç bir alanında tutunamayan, varlık gösteremeyen silik tiplerken, sanal alemde kendini özel hisseden hatta ne özeli aslında üstün insan olan ama yalan dünya tarafından kıymeti anlaşılamayan, aslında hak ettiği yere getirilmeyen, çok büyük haksızlığa uğramış, kendisinden özür dilenmesi ve dünyadaki bundan sonraki hayatın da çok büyük rahat ettirilmesi gereken kendilerince çok hassas ve çok özel ama acı gerçeklere göre haline acınası insanlar. Yaşları 20 – 30 arasında değişen zurnanın son deliği ev oğlanları bu grupta yer alıyor. Sayıları rahat 5 milyon var.

Çakma elitler:

Görmemişliklerini ya da sonradan görmeliklerinin üzerine “bakın bu bir elit yazan”  giydirme yapılmış. Çakma etiket vurulmuş. Dışı yanık içi pişmemiş şeyler. En az bir 5 milyonda şişme dudaklımız var diye tahmin ediyorum.

Nobran zenginler:

Zenginlikleriyle üstünlükleri perçinlenmiş. İnsanlara tepelerin üstünden bakan, ölürüm de olduğum yerden aşağı inmem diyen, kimseyi de yanında istemeyen, sonradan kendisi gibi zengin olanlara büyük bir nefretle bakan, onun olsun olmasın dünyanın servetini kimseye layık görmeyen, asilzade titanlar.

Okuyan cahiller:

Üniversite kapısından girmeleriyle beraber, beyinlerine hücum eden kanla daimi yüksek oksijen sarhoşluğu yaşayan, kendini aşırı bilinçlenmeden mütevellit, ermiş zanneden, gezi eğlence düşkünü, gelecekte her türlü fiyasko ve başarısızlığa şimdiden aday olan belini doğrultmaktan aciz kalkışmacılar.

Nitelikli tembeller:

Yattığı yerden iş yapma, oturduğu yerden para kazanma, oynayarak vaktini geçirme, emeksiz yaşam, gayretsiz sefa sürme peşindeki yaşam beleşçileri

Daha çok çeşitlendirilebilirler ama bu kadarı da genelinin ne olduğu konusunda gayet iyi fikir veriyor.

Türkiyede Çalışan Sorunları

Türkiye’de iktisadi buhran varsa; en büyük nedeni çalışanların neden olduğu sorunlar ve verdikleri zararlardır. Yani ekonomik kriz dedikleri şeye, en başta çalışanların çalışmaması sonrasında yanlış ve kötü yaptıkları şeyler neden olmaktadır.

Teorik olarak çalışanlar; bir ürün ya da hizmeti meydana getirmek için emek vermekte ve bu emeklerinin karşılığı olarak ta ücret almaktadır. Peki ya ortada verilen bir emek yoksa? Normal şartlarda bu denklemin bozulması lazım. Ama bozulmuyor, çalışanlar, çalışmasa da ücret alıyor. Ortada üretilen bir şey yok ise de işe yaramayan çalışanlar yine ücret alıyor. Bunun adı haksız kaynak tüketimidir. Sonuçta kaynaklar da azalıp, tükenme noktasına gelince, böyle kriz oluyor, kıyamet kopuyor, sonrada herkes suçlu arıyor. Cezalandıracak birilerini denk getirmeye çalışıyor. Ama kimsenin bunu sormaya gözü yemiyor… Kim işini düzgün yaptı ki?

Bütün bu sıkıntıların olmaması için bir tek çalışmak gerçekten yeterdi, ama doğru düzgün çalışmak… Bunu kim yaptı ki?

Çalışanların çoğunda iş ahlakı yok. Kimse işini doğru düzgün yapmıyor. Herkes işten kaytarma, emek vermeden, gayretsiz para kazanma peşinde, hatta bunun ötesinde hiçbir şey yapmadan sefa sürmek istiyorlar. Çalıştığı işyerine faydası olmamış, vazifesini layıkıyla yerine getirmemiş, aldığı maaşı hak etmemiş, çalıştığı iş yerine zarar ettirmiş, haram, helal umrunda değil. Onlar bir tek parasını alsın. Başka hiçbir şey akıllarına gelmiyor.

Çalışanların çoğunda işine ve işyerine karşı nankörlük hat safhada. Hayatını geçindirmesini için gereken kaynakları çalıştığı işyeri sağlıyor. Ama bunu düşünen kim? Bir kişinin istihdam edilebilmesi ne kadar bir yatırıma mal olmuş. Bir işyeri kaç kişiye ekmek kapısı oluyor, kaç kişiye fayda sağlıyor. Onun kıymet vermediği işine sahip olabilmek için, muhtaç durumdaki insanlar nelerini verir? Kimin umurunda… Çalışanlar neye sahip olduklarının ne farkında, ne de ona bir değer veriyorlar.

Çalışanların çoğunda vicdan yok. Haysiyet bile yok. İşyerinde tam çalışmasa da, işinin hakkını vermese de, işten kaytarsa da, işyerinin imkanlarını şahsı için kullansa da, kaynaklarını kendi için sömürse de, bundan en ufak bir utanma, onu bırakın rahatsızlık bile duymuyorlar. İşyeri batsın, mahvolsun çalışanların umurunda değil. Öyle vurdumduymaz ve zalimler.

Çalışanların çoğu doğru ve dürüst değil. Onlar için, istediklerini elde etmek yolunda; yalana, aldatmaya, sahtekarlığa başvurmak tamamen meşru olmuş. Hepsinin bir yamuğu var. Kimse güven vermiyor. Hırsız çok.

Emek vermek ve gayret etmek yok. Beleşçilik var. Emek vermeden almak bir ilke olarak benimsenmiş. Fırsatını buldukları anda direkt olarak çalışmayı kesiyor ve stand by konumuna geçiyorlar. Ama bu esnada maaşları ve ücretleri taksimetre gibi işliyor tabi… Ama o yanlışlıkla durursa; kıyameti kopartıyorlar.

Çalışanların çoğu son derece bencil. Kendileri üç kuruş fazla almak için işyerini dünya kadar zarara uğratırlar. Bunu hiç de umursamazlar. Temel felsefe budur. “İşyerinden ne giderse gitsin, ama kendilerinden hiç bir şey gitmesin.”

Genel olarak; Çalışmayı sevmiyorlar. Protesto etmeyi, işi savsaklamayı, isyan çıkarmayı, marifet sayıyor ve bunlara yöneliyorlar. Hatta bu tür şeyleri bir eğlence olarak görüyorlar, çok hoşlarına gidiyor.

Her türlü fenalığa mental ve eylemsel olarak dünden hazırlar. Ama çalışmaya her zaman motivasyonları eksik.

Sağlam adamı bozan üniversiteler

Adam yetiştireceğine…

Memlekete adam yetiştirmesi beklenen eğitim kurumları olan üniversiteler; tam tersine kendi ülkesine düşman, başkaları tarafından kolaylıkla güdülebilen kullan-at piyonlar türetiyor.

Bin bir zorluklarla yetiştirilip bir meslek, bir istikbal sahibi olsun diye üniversitelere gönderilen gençleri beş dakikada göte dönüştürüp, kendi ailelerine, kendi ülkelerine, düşman hale getiriyorlar. Daha gün yüzü görmemiş gençlerin geleceklerini hepten karartıyorlar. İleride toplumsal faydaya katılması beklenen gençlerden, daha kendine hayrı olmayan, hatta ne hayrı kendi kendine zarar veren, hali yürekler acısı bireyler meydana getiriyorlar.

Öğrencilere çalışmayı ve kazanmayı değil, tembelliği ve beleşçiliği öğretiyorlar. Çalışmaya gelende eli ermeyen, yataktan kalkamayan; ama eyleme anarşiye gidende düğüne gider gibi koşa koşa giden hayırsız kalifiye elemanlar yetiştiriyorlar.

Hayatın zorluklarını, zorluklarıyla başa çıkabilmeyi öğretmiyorlar da de tam tersine sanki hayatta her şey toz pembeymiş gibi keyifli ve eğlenceli şeylere doğru meyillendiriyorlar.

Ergenleri normal girip te; başkalaşmış, aklı gitmiş, acayipleşmiş, mutasyona uğramış, zombi gibi çıkan tuhaf şeylere dönüştürüyorlar.

Yüreği pırpır ederek evlatlarını bekleyen öğrenci ailelerine, onlara hayatlarının en büyük hüsranını yaşatmak üzere dönen fiyaskolar gönderiyorlar.  

Tabi kime olduğu meçhul bu hizmetlerini bedavaya yapmıyorlar. Üste bir de tonla para alıyorlar. Hem bizden, hem başkalarından…

Dolar neden yükseliyor?

Sorunun cevabı aslında bir soru?

  • Akademisyeninden, milletvekiline,
  • dizi oyuncusundan, trafik ışıkları dilencisine,
  • şişme dudaklı sosyal medya fenomeninden, eskortuna,
  • popçusundan, topçusuna,
  • kendini sanatçı olarak lanse edeninden, kendini işadamı olarak niteleyenine,
  • işsiz güçsüz boş beleş insanından, eylemcisine, aktivistine

Niye herkes dolara mikrofon görmüş Kim Kaynaşyan gibi çift elle sarılıyor?

Yükselmesini istemiyorsan alma anasını sattımın şeysini bunu anlamayacak ne var?

Bal gibi de herkes, kendi üç kuruşluk menfaatinin peşinde…

Kimi kandırıyorsun?

Vatandaşın derdiyle dertlenirmişler de, memleketin haline darlanırlarmış…  

Nedir bu yalandan eşşek olmalar?

Herkesin cibiliyeti sıfatından okunuyor boş versene sen!
#dolar

Peki Halk iyi mi?

Devlet kötü, siyasetçiler kötü, dış mihraklar kötü, peki halk iyi mi?

Birde herkese kötü diyene bakın. Her şeyi verip te kimseye yaranamayan, aslında gerçekten ezilen, sömürülen devletin haline bakın. Halk her yerde, her fırsatta, her istediği olmadığında kendini yırtarcasına hakkını arar. Oradan olmazsa buradan, bir yolunu bulup devlete karşı mücadelesini kazanır. Soyar, çarpar, zarara uğratır. Hiç te umurunda olmaz. Halk devlete karşı pek bir acımasız, pek bir zalimdir.

Devletin malını mülkünü, kaynaklarını talan ederken Allah yarattı demez, benden sonra başkaları da faydalanacak diye düşünmez. Benden sonraki nesillere de kalmalı diye aklına bile getirmez. Kelimenin tam manasıyla denk getirdiği yerde geçirir. Fırsatını buldu mu elinden geleni ardına koymaz. Her türlü şeytanlık halktan yanadır, onlara her şey serbesttir. Ama devlet Allaha emanet… Devlet bağrına hançer saplayanlara ağzını açıp ta bir şey söyleyemez. Ama halktan birinin bir yerine kıymık batsa olay olur. Başlar veryansın, galeyan, isyan, hemen birileri soyunur isyanın sesi olmaya… Daha dün hiçbir işe yaramayanın biri, olur sana isyanın sesi, halk kahramanı… O da hep kıçını yırtarcasına bağıran biri olur nedense… Ne dediğini kendi de bilmez bağırır durur. Halk bağırtıyı sever, hemen o da soyunur galeyana gelme ayinine… Bedduanın, ahın bini bir para olur. Devlet malını yakarlar yıkarlar, devlet adamını linç eder, doğrarlar.

Neden? Az verdinde, çok vermedin diye…

Neden? Ona yedirdin de bana yedirmedin diye…

Neden? Devlet alacağını istedi diye…

Neden? Cebren ve hile ile gasp ya da işgal ettiği devlet malını, mülkünü devlet geri almak istedi diye…

Birde halkın asıl büyük kesimi olan orta halli ve dar gelirli olan kesime dikkat edelim. Yani çoğunluk % 80’i diyelim. Bu kesim de daha elim ve vahim olan başka bir şey de var. Kendi içindekine de düşman. Nispeten zengin ve başarılı olan insan grubuna karşı da muazzam bir kin güdüyorlar. Onlara göre bütün zenginler hırsız, zalim ve kötü. Ama onlar masum, tamamen suçsuz günahsız. Sanki onlar devlet malını hiç talan etmemişler, devletin imkanlarını hiç sorumsuzca kullanmamışlar, devlet kaynaklarını acımasızca hiç tüketmemişler. Onların gözü öyle bir toktur ki; beleşi de kesinlikle hiç sevmezler. Dağ başındaki hektarlarca devlet arazisini, herkese bedava mezar diye ikişer metrekare dağıtmaya başla, emin ol haftasında bir metrekare yer kalmaz.

Kaçak Kast Çıkma

Halkın genelinde görmemişliğin ve sonradan görmeliğin fena halde dışa vurduğunu görüyoruz. Aklına esen kendini elit ilan etmiş. Toplasan ülkenin eh işte belki %10’u elit sayılabilir. Ama geneline baktığın zaman %80’i kendini elit zannediyor. Bir havalar, bir çalımlar… Öyle suni bir üst seviye kast katı yaratmışlar, kendini de içine atıvermişler. Yahu sen kimsin? Nesin? Nerden çıktın? Sorunlarını cevapsız bırakan bir kaçak kast çıkma sorunu var. İnsanlar başkalarına hava atmak için ve egolarını tatmini için ölüp geberiyorlar sanki…

Nerde Bu Devlet çemkirmesi

Her başarısız olanın ya da her istediği olmayanın ağzına sakız olmuş bir laftır. “Nerde bu devlet” Sanki yevmiyeli uşağını çağırıyor eşşegoğlueşşek! Bir inceleyin bakalım bunun altından ne çıkacak. Bunu diyen ipsiz, sapsızı bir tahlil edin. Ömrü hayatında bırak devletinin, bir kimsenin işine yaramış mı? Bir kimseye faydası olmuş mu? Bırak başkasını kendisine bir hayrı olmuş mu? Yattığı yerden geviş getirerek, her şeye yorum yapan, meydanı boş buldu mu atıp tutan, üç beş tanesi bir araya geldi mi demokratik tepki adı altında bağırıp çağıran, ortalığı yakıp yıkan, gözü dönmüş hınzır sürüsüne dönüşen, faydasızın önde gideni bu değil mi?

Bin bir torpil ve dalavereyle devletin verimli kaynaklarına erişmiş, maaşlı olmuş çalışanına bakın. Sözleşmeyi imzalayıp sırtına devlete dayadıktan sonra orada çalışmak ya da faydalı olmak için bulunduğunun farkında mı? Ya da mevkiyi ele geçirdikten sonra oraya gelene kadar yaptığı dalkavuklukları, attığı taklaları hiç hatırlıyor mu? Artık onlar için mesaisinde doğru düzgün çalışmak, toplumsal faydaya katılmak onlara eziyet. Ama her fırsatta kaytarmak, savsaklamak, daha fazlasını koparabilmek için top yekün galeyana gelmek, isyan etmek marifet.

Devletin okulunda okuyup ta, daha doğrusu yer işgal ederek, beğenmeyen, kusur bulan, dalga geçen, öğrencilikten başka her şeyle uğraşan. Ama bir tek başarılı olamayan öğrenciye bakın. Onun da suçladığı yine devlet.

Günümüzde halkın ülküsü Narsizm!

Halkın durumu gerçekten vahim, ancak bu vahamet iddia edildiğin aksine maddi yetersizliklerden kaynaklanmıyor. Sorun tamamen halkın manevi denge ve değerlerindeki deformasyon ve mutasyondan ileri geliyor. Ahlaki çöküntü hat safhada, yüzsüzlük diz boyu, arsızlık almış başını gitmiş… İstediklerini elde etmek için her yola başvurmak, kuralları kanunları çiğnemek trend olmuş… İyi niyet kalmamış, herkes her şeye haset ve fesat yaklaşır olmuş. Halkın psikolojisi bozulmuş, bitmeyen bir ruhsal bunalımda, sürekli depresif halde… Şahsiyetini kaybetmiş, kime ve neye benzeyeceğini şaşırmış durumda… İçinde sevgiden eser kalmamış, nefret dolu.

Haysiyetsizlik trend olmuş, herkes onu takip ediyor…

Ne olacak bu halkın hali, durum çok ümitsiz.

Vaktin zamanında istiklalimiz ve mevcudiyetimiz tehlikedeyken bin bir güçlükle mücadele edip kazanan, birlik olan, insana mahsus erdemlere bağlı, saf temiz Anadolu İnsanı… Hala kaldı mı? Yoksa tükendi de, tarih mi oldu, Anadolu’da Erdemli İnsan?