İnsanın maymundan türediğinin iddia edildiği evrim teorisi insana pek te gerçekçi gelmiyor. Ama bu gerçek “insan götleştikçe gitgide maymuna dönüşüyor.” Toplumda tutunamayan ya da toplumsal faydaya katılamayan insanlarda başkalaşma ve dönüşüm meydana geliyor. Bunun evreleri ise şöyle gerçekleşiyor…
İnsan (başlangıç evresi)
Normal şartlarda bir insan toplum dışında kalmaz. Ancak götleştikçe toplum dışına itilir. Bu sancılı ve virütik bir intaniye hastalıktır. İnsanın bilinç sistemini ele geçiren götlük virüsü, insanı insanlıktan çıkartarak, gitgide maymuna dönüştürür. Virüsün insana bulaşabilmesi, insan bilinç sistemindeki açıklara ve zayıflıklara bağlıdır. Virüs özellikle zayıf düşmüş bilinçlerden içeri kolaylıkla zuhur etmektedir. Normal ve iyi şartlardaki insana bulaşması mümkün değildir. Bu virüs zayıf düşmüş, zorda kalmış, bunalmış, bitmiş insanlara bulaşır. Bu yönüyle verem mikrobuna çok benzer. Düşkün hastalığıdır. Aynı verem gibi dertli insanı bulur. Bir insan hayatında zor durumlara düşse dahi götleşmiyorsa, muhakkak onda aileden gelen bir bağışıklık ve korunma mekanizması vardır.
1.evre:
Çalışmayı reddeder ve çalışan toplumun dışına çıkarlar. Tembel ve miskin şekilde zamanlarını geçirmeye başlarlar. Üretime ve toplumsal faydaya katılmazlar. Emeksiz ve gayretsiz hayatımı sürdürmenin bir yolunu nasıl bulurum diye düşünmeye başlarlar. Görüntülerinde de başkalaşma başlar. Kılık kıyafeti, saçı başı acayipleşir. Rahatlık adına, serkeşliğe ve bakımsızlığa yönelirler. Bazen de tuhaf değişiklikler yapıp diğer insanlardan farklı olmaya çalışırlar. Ama neticede kendi oluşturdukları koloni içinde hepsi hemen hemen birbirinin aynıdır. Davranış ve hareketlerinde de değişim baş gösterir. Tuhaflaşırlar. Neye duygusal tepki verdikleri neye öfkelendikleri kestirilemez. Dolayısıyla onlara karşı iyi niyetle veya sevecen yaklaşılsa bile karşılığında görülen tepki ve muamele üzücü ve pişman edici olabilir. Onlara iyilikle yaklaşılsa da sonuç kötü olabilir.
2. evre:
Sürekli oyun oynamak ve eğlenmek isterler. Ve bunun için ortam hazırlamaya çalışırlar. Uyumadıkları zaman dışında kalan sürede sürekli eğlence ve keyifli vakit geçirme peşindedirler. Bunu sağlayabilmek içinde kimi zaman uyarıcı ve keyif verici maddelere doğru yönelirler. Onları arar, bulur ve kullanırlar. Bunların esiri ve bağımlısı olurlar. Kimi zaman bunları temin etmek ve kullanmak için insanları aldatır, kandırır veya zor kullanırlar.
Her önüne gelenle fingirdeşmek ister ve yaparlar. Sadakat ve iffet kavramı tamamen unutulur. Azgınlık başlar. Dişisi de erkeği de aynıdır, hiçbiri tam olarak ne istediğini bilmez. Kiminle, neyle, nasıl kaynaştıkları birbirine karışır. Hayvani içgüdülerin ve sapık tutkuların esiri olurlar.
3. evre:
Diğer insanlara karşı en yoğun kullandıkları tepki silahı olan eleştiri, onlara karşı kullanıldığında hiç tahammülleri yoktur. Çıldırırlar. Tamamen zıvanadan çıkarlar. Akıl almaz taşkınlıklar yapar, mantıksız tepkiler verirler. Hemen anarşist tepki silahını kullanmaya başlarlar. Karşısına çıkan her şeye saldırır, darp eder, öldürmeye çalışır ve yakıp yıkarlar. Karşılarında engel olarak gördükleri kimselere ya da düşman gördüklerine faşist derler ama asıl kendileri farkında olmadan faşist kelimesinin tam tarifine uygun hareket ederler.
Hiçbir konuda haksız bulunmaya tahammülleri yoktur. Her zaman, her ne şartta olursa olsun haklı bulunmak isterler. Haksız oldukları neticesi kesin ispatlansa dahi kabullenmezler, gerginlikleri daha da artar. Bunun akabinde; adam öldürürlerse de haklıdırlar, işyeri yakarlarsa da haklıdırlar, yıkıyorlarsa da, bozuyorlarsa da, içine ediyorlarsa da yine haklıdırlar. Kimse onlara engel olmamalı ve dur dememelidir. Çünkü onların her biri sanki tanrıdan bağımsızlığını kazanmış küçük bir yeryüzü tanrısıdır. Ve oluşturdukları da kendilerine göre seçkin kişiler kolonisidir. Ama nedense bu seçkin kişiler çoğunlukla, hödük, tipsiz, şekli kaymış, meymenetsiz, sıfatsız, kara kuru kimselerden oluşur.
İstedikleri şeyler olmadığında ya da istediklerini elde edemediklerinde sinir ve öfke mekanizması hemen harekete geçer. Saldırganlaşırlar. Kendilerinde olmayan şeylerin, başkalarında olduğunu görmek onları çıldırtır. Kontrolden çıkar ve saldırırlar. Tepkilerini bazen kin güderek içlerine atarlar. Bazen hakaret ve sataşmalarla dışa vururlar. Ya da başkalarının sahip olduğu şeyleri, onlara kaybettirmeye uğraşırlar. Başka birinin arabası da, kazandığı para da, sevgilisi de onlara acı verebilir. Bu yüzden insanlara alenen düşman olup saldırabilirler. Hatta nefret ve hainlik duyguları ile bir araya gelip öfke sinerjisi oluştururlar. Bir ayin yapar gibi kendilerinden geçerek, büyük bir iştahla saldırırlar. Gözü dönmüş bir sürü olarak; yakıp, yıkıp, mahvetmekten delice zevk alırlar.
4. evre:
Kimi zaman kendi kolonisindekilere de düşman olurlar. Yok etme ya da mahvetme isteğini onlara karşıda duyarlar. Birbirlerinden duydukları küçük rahatsızlıklar ya da kendi aralarındaki küçük anlaşmazlıklar bazen öylesine büyür ki birbirlerini çiğ çiğ yerler. Dışarıya karşı insan haklarının savunucuları gibidirler. İnsana uygulanan şiddete sözde hepsi karşıdır. Ama kendi içlerinde kendilerine ters gelen birini, kendi aralarında öyle parçalarlar ki; parçası bulunamaz. Hak, hukuk, yargılama hak getire, direk infaz ederler.
MAYMUN
Bildiğiniz maymun işte;
Çalışmazlar, üretime katılmazlar. Ama çalışan işçinin emeğini, üreten köylünün alın terini, onların haklarını savunuyoruz ayağına zimmetlerine geçirmeye çalışırlar. Nasreddin Hoca’nın “Dibek Dövücünün Hınk Deyicisi” hikayesinde olduğu gibi. Muhterem insan bundan tam 800 yıl önce demiş diyeceğini, anlayan anlar diye…
Hayatları tembellik ve beleşçilik üzerine kuruludur. Etraflarında ne varsa onları bulup, alıp, yağmalayıp, diğerlerinin sırtından geçinerek yaşamlarını devam ettirmek isterler.
Birde devrim ve devrimcilik başlığı altında sürekli bir şeyleri indirip kaldırma derdindedirler. Bir odadaki televizyonun yerini dört kere değiştirir, yine aynı yere koyarlar. Öngörü yoktur. Boşuna uğraşmaya bayılırlar.
Sadakat ve iffet kavramı olmadığından, dişisi de erkeği de, her gördüğü, her aklına esen erkek ya da dişiye göz koyup, elde etmek için her şeyi yapar, her yolu dener.
Hareketlerinde ve davranışlarında tutarlılık yoktur. Mutlu ve keyifli bir ruh halindeyken, birden bire agresifleşip vurmaya ve ısırmaya çalışabilir. Ya da üzgünken, ağlıyorken birden bire katılarak gülmeye başlayabilirler.
Kendilerini seçkin kişiler gibi göstermeye çalışırlar. Her biri aydın, diğeri de kesin sanatçıdır. Boş yoktur. Ya yalap şap bir enstrümanı çalmayı öğrenirler, yahut birbiri ardına alakasız ve anlamsız sözcükleri dizer adına şiir derler ya da resim yaparlar içinde görsel hiç bir şey yoktur. Ya da güzel sanatların her hangi bir kolunda, ucundan bandırma suretiyle yersen sanatçı olurlar. Gerçek sanatçı belki de toplumda yüzde bir çıkar, bunlarda yarısı sanatçıdır. Diğer yarısı da kendini, aydın olarak lanse eder ya da ettirir. Aydın kişi; iyi eğitim görmüş, kendini iyi yetiştirmiş, çok öğrenmiş, çok bilmiş, kafası çok çalışan, üst seviyede zekaya sahip, öngörüsü ve sezme yeteneği olan kimse gibi algılanır. İyi de öyle biri niye götün teki olsun. Sanatçı olmayan, kesin aydındır. Hatta hem aydın, hem de sanatçı bile olabilir. Bunların ahanda bu aydın diye topluma ittirmeye çalıştığı kimseleri dikkatle bakarsanız, maalesef öyle bir aydınlık ışığına rastlayamazsınız. Çoğunluğu vasatın bile çok altındadır.
Yalnız doğrudur, bizim milletimizde çok bulunur evliya ama buradaki toplumsal çokluk ölçüsü yine yüzde biri geçmez. Bir evliyanın da götün teki olma ihtimali de zannımca binde biri geçmez.
Başlangıçta çok ta umursamadığımız bireysel götleşmeler, toplumsal götleşmeye etki ederek hepimizin hayatını zorlaştırıyor ve yaşantımızı çekilmez hale getiriyor.