Devlet, kendisine her türlü adiliği yapanlara karşı, onlardan daha gözü kara olmadığı müddetçe, onların haset ve fesat emelleri ile baş etmekte zorlanır. Devletin gür sesi duyulmazsa, namertler meydanı boş zanneder, beyhude hayallere kapılırlar. Devletin, “Heeeyt Yettininiz Ulan!!” deyişini duymayı bu millet nasıl özledi, nasıl özledi anlatamam…
“Devlet halk için vardır.” diyenlerin çoğu işgüzarlardır zaten. Yok öyle bir şey… Bizler faniyiz, göçüp gideceğiz. Ama bu devlet bizden sonrakilerde kalacak, onları koruyacak, yaşatacak… O yüzden onun hep güçlü olması, güçlü kalması lazım. Devleti bu işgüzarlara yağmalatırsak yarın sığınacak bir çatımız kalmaz.
Meclisin çatır çatır kanun çıkartabildiğini ve uygulayabildiğini görmek gerçekten memnuniyet verici, bu benim özlemle beklediğim bir durumdu. Daha önceleri meclisin iş görmekte kifayetsiz kalışını görür ve üzülürdüm. Sen seçimle o kadar milletvekilini seç oraya gönder ama onların kanun çıkarmasını ve uygulamasını kime ve neye hizmet ettiği meçhul kimseler engellesin. Bu çok kahredici bir durumdu. Sistemi olan ve olabilecek her şeyi iyi ya da kötü ayırt etmeksizin durdurmak ve engellemek üstüne kurulu rahatsız kesim partilerinin hegemonyasında iş göremez hale getirilen meclisimiz, nihayet çalışmaya, üretmeye ve tavandan toz döktürmeye başladı. Büyük bir çoğunluğu memleketin iyiliğini istemeyen çevreler tarafından özenle seçilmiş haset ve fesat temsilciler tarafından randımanı en aza indirgenmeye çalışılan meclisimiz, çatır çatır kanun çıkartır ve çıkarttığı kanunları kütür kütür uygular oldu. İşi gücü meclisin kanun çıkartmasını, uygulamasını engellemek olan, çıkartılan her türlü kanun ve yönetmeliği istisnasız bozdurmak için üst akıl mercilerine taşıyan, 10 yaşında çocuğun bile içyüzünü bildiği meseleler için gereksiz araştırma komisyonları kurmayı marifet sanan, bunlarla gündemi sulandırmayı, meclisi kitlemeyi, vatandaşı oyalamayı vazife bilen, bu fesat ve asıl bağnazın önde gideni yapının eli kolu bağlanmış oldu. Tabi şimdi ellerinden oyuncakları alınmış arsız veletler gibi zırlamaya başladılar. Bu da izlemesi keyif verici olan bir şey…
Onu oraya getiren üst akıl tarafından, bozgunculuk performansı beğenilmediği için boyuna fırçalanan, arada tokatlanan, bazen de kulağının dibinde silah patlatılan muhalefet liderleri için (bir tane değil bu modelden tedavülde çok var) bu dönem kabus oldu. Elleri kolları bağlandı. Meclis şimdi su gibi akıyor ve onlar bu akışı kesemiyorlar. Bir yandan patronları kıyameti kopartıyor. “Ne işe yararsınız? Sizi oraya boşuna mı getirdik? Bir haltı beceremediniz?” diye sürekli fırça yiyorlar. Bu da izlemesi keyif verici olan başka bir şey…
Meclisi uzun zamandır bu kadar kararlı ve istekli görmemiştik. Meclisin gönüllerde olması istenen kimliğine kavuşması da ayrıca kıvanç verici… Biz ne yaparsak yapalım bu mendeburlar onu da engelleyecek bir numara bulur diye yılgınlığa kapılmış, iş yapma ve meydana getirme hevesini kaybetmiş vekillerin; silkindiğini ve üzerinden ölü toprağını attığını, gözlerine nur, akıllarına şuur geldiğini görmekte ayrıca çok güzel bir şey…
Tabi çıkartılan kanunlardan, uygulamalardan ve daha dur peşinden neler gelecek endişelerinden; menfaatlerinden olmuş, beti benzi atmış, hayatının tadı kaçmış, rahatsız kesim temsilcilerinin çaresizliklerini ve kederlerini kenardan çekirdek çitleyerek izlemekte çok keyifli…
Eskiden olsa, çalanın çırpanın, iftira atanın, çirkeflik yapanın; yaptığı yanına kar kalır, giden hep devletten gider zannederdik. Ama devir değişmiş, Devletimiz masaya yumruğunu vurur, hakkını savunur, zararını tazmin eder olmuş. Namertlerin varlığına el koyması, onları menfaatlerinden etmesi beni ziyadesiyle sevindirdi. Devletin gür sesi duyulmaya başlanınca, içimde bir coşku hisseder oldum. Ben de hal böyleyken; tam tersine yedikleri haltlardan dolayı, “Göt Korkusunu” iliklerine kadar hissedenleri görüp izlemekte, bir tepeden “İstanbul Manzarası” kadar güzel…
