Devleti tek bir kelimeyle ifade edersek, halkın oluşturduğu birlik denebilir. Bu birlik onu oluşturan halkı ve gelecek nesilleri korumalı, gözetmelidir. Halk için en iyi yaşam şartlarını ve güvenli bir gelecek sağlamalıdır. Bu nedenle doğru olan, halkın iyiliği için önce birliğin korunmasıdır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusal ekonomiyi, sağlam temeller üzerine oturtma amacına yönelik olarak ve “İktisaden zayıf bir ulus, fakirlik ve sefaletten kurtulamaz. Toplumsal ve siyasi felaketten yakasını kurtaramaz.” felsefesine dayalı olarak Atatürk İlkeleri arasında yerini almış olan ilkedir.
Atatürk bu ilkenin amacını “Bizim güttüğümüz Devletçilik, bireysel çalışma ve etkinliği esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde ulusu refaha, ülkeyi bayındırlığa eriştirmek için, ulusun genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik alanlarda, devleti fiilen ilgilendirmektir.” diyerek açıklamaktadır.
Ziya Gökalp Türk töresi isimli eserinde, “il kelimesi eski Türkçede hem barış hem de devlet manasındadır. Gerçekten sosyal barış ile devlet aynı zamanda meydana gelebilen iki kurumdur. Bir cemiyette çatışma, kan davası ve çatışma kuralları yürürlükte ise, onda bir devlet niteliği bulunamaz. Devlet kan davasıyla iç çatışmaların bittiği yerde başlar. Devletin halk üzerindeki hakimiyeti ortaya çıkınca, özel olarak artık hak arama yollarına lüzum kalmaz. İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, il; Türklerde hem bir din, hem bir devlet, hem de barışçılık ahlakı biçimlerinde oluştu.” sözleriyle devletin önemi ve değerine değinmiştir.
