E-ticaret sitesi nedir?

 E-ticaret sistemi;

Sanal olarak işyeri gibi düzenlenen bir web sitesi üzerinden, mal ve hizmetlerin sunulması, internetten satışı, teslimatı ve tahsilatının yapılması işidir. 

Alışılageldik ticaret yöntemlerine göre çok daha belirgin ve üstün özellikleri vardır. E-ticaret sistemini; diğer satış yöntemleri olan, Saha satış (müşterinin kapısında), Tezgahtan satış (kendi ayağıyla gelen müşteriye işyerinizden satış) ve telefonla satış yöntemleri ile karşılaştırmak için artı ve eksi yönlerini inceleyelim.

+ e-ticaret müşterisi araştırmacıdır, ne aradığını biliyordur, bilinçlidir. Siz yeter ki ürününüzü doğru ve düzgün olarak tanımlayın ve makul fiyatla satışa sunun. Gerisine karışmayın. İnternet müşterisi bordo bereli gibidir; O sizi bulur.

+ e-ticaret müşterisi belli bir yerde değil her yerdedir. Satışınız; sadece dükkanınızı açtığınız yerle, izlediğiniz satış güzergahıyla yada tespit edebildiğiniz telefon numaralarıyla sınırlı kalmaz. Sadece memleketinizin değil, dünyanın karşısına çıkmış olursunuz.

+ e-ticaret sisteminde alıcının ve satıcının hakları kanunlarla sıkı şekilde korunmaktadır. İki tarafında hakkı yenmez. Kolay kolay kimse kimseyi aldatamaz, dolandıramaz. Kötü niyetli bir girişimin yakalanmama ihtimali yoktur. Çünkü internette bilginin ve paranın izlediği yol bellidir. Nereden çıkıp, nereye gittiği, gizlenemez, silinemez, kaybolamaz. Her hareketin ve her işlemin kayıtları bir çok yerde tutuluyordur. (log kayıtları) Ayrıca mal mukabili para transferi kesin olarak yapıldığından, daha sonra maraz çıkma ihtimali çok azdır. Veresiye, açık hesap, faturasız, senetli, çekli alışveriş bu ticarette yer almadığından, sahtekar ve düzenbazlara bu sistemde ekmek yoktur.

+ e-ticaret sistemi personel hatalarının en aza indiği ve kötü niyetli personelin işe ve işyerine en az zarar verebildiği sistemdir. E-ticaret sistemi hastalanmaz, işe geç kalmaz, abuk subuk bahanelerle zırt pırt izin istemez, tatil yapmaz. O hep çalışır, hiç durmaz. E-ticaret sitesi ona verdiğiniz emeği inkar etmez. Nankör değildir, siz emek verdikçe o sürekli yükselir. Verimi günden güne artar, eksilmez.

+ e-ticaret sistemi adildir. İşini doğru düzgün yapana, malını ya da hizmetini doğru dürüst satana her zaman müşteri getirir, her zaman ekmek yedirir.

+ e-ticaret sistemini kurmak ve işletmek normal bir işyerini açmak ve işletmekten son derece ucuzdur. Bir satış ekibini yönetmekten son derece basittir. Örnekle açıklamak gerekirse; 1000 liraya bile bir e-ticaret sitesi kurulabilir. Eğer paraya kıyılırsa, 10.000 liraya hem görseli, hem altyapısı hem de reklam için ayrılmış bütçesi ile, piyasada yer edinecek güçte bir web sitesi yapılabilir.

*** e-ticaret sisteminin de eksiklerinin olduğu ya da yetersiz kaldığı bazı durumlar mevcuttur. Bunlardan bazılarını da eksileri olarak belirtelim.

– Pekte bir işe yaramayan ürünleri, laf kalabalığı ve ısrar ile müşteriyi bunaltarak ya da yalan ve abartma ile müşteriyi kandırarak mal satan kimseler ve işletmeler için uygun değildir. Beklentilerinin tam olarak karşılanmadığı durumlarda alıcılar anında şikayette bulunarak, ürünü iade edebilir ve parasını geri alabilir. Üst mercilere şikayette bulunarak zararının tazminini isteyebilir ve hatta sitenin kapanmasına bile neden olabilir.

– Maalesef internette gezinen ve çalışan sitelere zarar verip bozmak isteyen kötü niyetli kimselerde mevcuttur. Bu kimseler kendini hacker olarak tanımlasa da; büyük bölümü lamer diye tabir edilen, üç beş site bozma numarası bilen internet ibişleridir. Zaman zaman kısmen zarar verip, soruna neden olsalar da, korkulacak bir tarafları yoktur. En fazla biraz can sıkıntısına neden olurlar. Sitedeki basit açıklar kapatılarak, güvenlik önlemleri artırılarak ve biraz da dikkatli davranarak zarar vermeleri engellenebilir.

E-ticaret sisteminin kurulumu ve işletilmesi esnasında dikkate alınması gerekenler başlıca şunlardır. E-ticaret sisteminde satılması düşünülen ürünler somut ve tanımlanabilir olmalıdır. Ve fiyatı doğru olarak belirtilmelidir. Aksi durumlarda cezai bir durumla karşılaşmak söz konusu olabilir. E-ticaret sisteminde ürünün görsel olarak iyi sunulmasının yanında, teknik özelliklerinin de detaylı verilmesi, satışını ve internette bulunurluğunu yükseltecektir. Ürün fiyatlarının güncel piyasa fiyatlarına yakın olması rekabet şansını artıracaktır. Yüksek fiyatların internette rekabet şansı pek yoktur. Çünkü müşteri ucuz ürünü çok kolay bulur. E-ticaret sitesini belli ürün ve ürünlerle ilgili anahtar kelimelerde, arama motorlarında, yüksekte tutabilmek çok önemlidir. En büyük müşteri getirisini bu sağlamaktadır. Bunun yanında ürün için potansiyel müşteriyi siteye getirecek olan, diğer sitelere verilen reklamlarda çok önemlidir. O yüzden e-ticaret sisteminde reklama ayrılacak bir bütçe mutlaka yer almalıdır.

Bir e-ticaret sitesinden, aynı zamanda firmaya müşteri telefonu çekmekte de faydalanılabilir. E-ticaret sitesinin, müşteriyi tam tatmin edemediği durumlarda devreye giren bilinçli ve yetenekli müşteri hizmetleri sitenin verimini artıracaktır. İyi bir e-ticaret sitesi kurmanın yanında, iyi müşteri desteği vermekte çok önemlidir. Ülkemizdeki internet müşterileri de, e-ticaret sisteminden alışveriş yaparken genellikle destek almak ya da kuşkularını gidermek için sıkça telefona sarılmaktadır. Bu aşamada verilecek iyi destek e-ticarettin randımanlı olarak çalışması için şarttır.

#SEOnedir
#websitesiyaptırırken

(2016)

WEB Sitesi yaptırırken nelere dikkat edilmeli?

Web sitesini yaptırırken önce yapana dikkat etmeli ve şu soruların cevaplarını aramalı…

Konusunda gerçekten bilgili mi? 

Yoksa; her şeyi bildiğini iddia ediyorken aslında zırvalıyor mu? Bilgisi yaptığı işin altından kalkmasına yeterli mi? Öncelikle işi yapacak kişinin bilgisinden emin olunmalıdır.

Güvenilir mi? 

Bugün yaptığı siteyi yarın bozmaya kalkışabilecek tutarsız dengesiz biri olmadığından emin olunmalıdır. Ya da bugün üçe anlaşıp, yarın beş isteyen biri de olabilir. İşi yapacak kişi güven vermelidir.

Hızlı ve başarılı mı? 

Tembel, iş bilmez, beceriksiz biri olup ta, bir web sitesinin yapımı için sizi aylarca süründürebilir. İyi bir web sitesinin yapımı en fazla bir hafta sürer. Bu kadar zamanda teslim edilmeyen işte muhakkak bir aksaklık vardır. Web sitesi yapma işinden para kazanan birinin, teorik olarak ayda birkaç site yapıp teslim ediyor olması gerekir. Bunu muhakkak göz önünde bulundurun.

Web sitenizi yaptırma amacınızı iyi belirleyin ve buna göre uygun web teknolojisini seçin, sonrada web sitenizi beklentilerinizi karşılayacak şekilde inşa edebilecek doğru kişileri bulun.

Web sitenizi yaptırmaktaki gerçek ve öncelikli hedefleriniz nelerdir?

Firmanızı görsel açıdan çok iyi tanıtan bir site mi istiyorsunuz?

İçeriğiyle ziyaretçilerinizi memnun bırakan bir sitemi hedefliyorsunuz?

Size telefonla müşteri getiren bir siteye mi ihtiyacınız var?

Google ve diğer arama motorlarındaki yüksek bulunurluğu ile fazla hit alan ve size müşteri trafiği getiren bir sitemi düşlüyorsunuz?

Ya da direk olarak siteniz üzerinden veya telefonla sipariş almak mı istiyorsunuz?

Öncelikle bunları, önem derecesini dikkate alarak sıralayın. Sonrasında amaçlarınıza uygun olan web sitesinin, hangi web teknolojisi ile yapılmasının daha iyi olacağı konusunda araştırmanızı derinleştirin.

HTML tabanlı siteler; yapılması basit, ucuz ve Google’da bulunurluğu açısından işlevseldir.

Flash ile yapılan sitelerin; görsel yönü çok güçlü ama içeriğinin Google’da bulunurluğu azdır.

E-ticaret sitelerinde ASP, forum ve içerik yönetimi (CMS) sitelerinde Php öne çıkmaktadır.

İçerik yönetim sistemlerinde Drupal, Joomla ve WordPress arasında kıyasıya bir yarış sürmektedir.

Özet olarak; web sitesini yaptırmadan önce amaçlarınızı iyi belirleyin, amacınıza iyi hizmet edecek web teknolojisini seçin, son olarak ta web sitenizi yapacak doğru kişi ve kişileri bulmaya çalışın. Web sitesi yaptırmak işi bir günlük ve bir kerelik bir iş değildir. Size sürekli destek verme imkanı ve garantisi olan kişilerle çalışın. Sitenizin seneye host ve domain yenilemesi geldiğinde, aradığınızda bulabileceğiniz kimseler olmasına dikkat edin.

#SEOnedir
#e-ticaretnedir

(2016)

Eleştiri ne halta yarar?

Eleştiri çoğunlukla insanın içerisinde bulunan fesatlığın (götlüğün) dışa vurumudur.   

Toplumda hayra yarar bir şey gibi gösterilmeye çalışılır ama hiç te öyle değildir. Eleştirinin ne olduğunu doğru tanımlayıp, doğru konumlandırarak; insanları bilinçlendirmek ve de eleştirmenlik adı altında beleşten menfaat elde etmek isteyenlerin işini zorlaştırmak toplumun ruh sağlığını korumak adına önemlidir.. Hiç bir işe yaramayanların, eleştiri adı altında önüne gelene saldırmalarının önünü kesmek, kendisi menfaat elde etmek isterken, insanlara ciddi şekilde zarar veren bu saldırganlara karşı toplumu aşılamak faydalı olacaktır.

Nasrettin hocanın dibek dövücüyle hınk deyici hikayesinde olduğu gibi hiçbir işe yaramayan boş beleş insanlardır eleştirenler.

Daha detaylı özelliklerini anlatırsak;

Tembeldir: Kendi bir şey yapmaya mecali yoktur. Yapanı eleştirerek yıldırmaya ve durdurmaya çalışır ki kendi tembelliği meydana çıkmasın.

Beceriksizdir: Zaten uğraşsa da bir şey beceremez. Kendi beceriksizliğini örtbas etmek için beceriklilere engel olmak gayretindedir.

Başarısızdır: Kayda değer hiçbir başarısı yoktur. Etrafında gördüğü her başarı ona acı verir. Başarılı olana yaralı bir hayvan gibi saldırır.

Fesattır: Eleştirmenin özü fesatlıktan gelir. İyi eleştirmen olmak için insanda fesatlık duygusunun olması gerekir. Çünkü kusur bulmak ve kötü düşünmek bu duygudan yoksun bir insan için pek kolay olmayacaktır.

Eleştirmenlerin kendini meşru gösterme bahaneleri vardır. Kendilerini işe yarar gibi göstermeye çalışırlar ki ekmek kapıları kapanmasın.

Eleştirmenler herkese ve her şeye saldırma ve taciz etme hakkını kendilerinde bulurlar. Bu hakkı nereden buldukları sorulduğunda; “Biz aslında insanların iyiliğini istiyoruz. Yanlışların düzelmesini veya düzelmesine vesile olmak istiyoruz. Yada yanlışların bir daha yapılmamasını istiyoruz.” Diye zırvalarlar. Bu zırvalamalar karşılığında da onlara yüksek sesle HASZİKTİR ORDAN denmelidir. Sen bir baltaya sap olama ondan sonra önüne gelene kusur bul sonrada kalk birde bundan menfaat ve saygı bekle yok artık…

Eğer toplumda eleştirmenlere, canının istediğine kusur bulma ve taciz etme hakkı veriliyorsa; saldırıya uğrayanlar da karşı tarafa sövdüğünde ya da nezaket kuralları çerçevesinde ve de düzeyli olarak eleştirenin kötüne pandik attığında gocunulmamalı ve saygı duyulmalıdır.

İnsan insana değer veriyorsa, saygı duyuyorsa eleştirmemelidir. Başkasının hayatına olur olmaz burnunu sokmamalıdır. Eleştirinin kimseye hiç bir hayrı yoktur. Eleştirmek; münasebetsizlikten ve terbiyesizlikten başka bir şey değildir.

Herkesin kendine yetecek aklı vardır. İradesi de vardır. İsteyen kendisi düzeltir. Ya da düzeltmez. Düzeltmezse ne olur? Hiç bir şey olmaz devran yine döner…  

1071’de geldik.

1071 de geldik. Anadolu bizim yurdumuz oldu. Önce Selçukluyduk… Sonra Osmanlı olduk. Şimdi Türkiye Cumhuriyetiyiz. 950 yıldır buradayız. Bir yere gitmeyiz. Bir adımda geri atmayız. Alırız, vermeyiz. Anadolu’da; Devlette biziz, millette biziz, kuralda biziz, kanunda biziz. Burada biz ne dersek o olur. Ne söylersek odur. Başkası söylerse beyhude söyler. Onlara kulak asan ahmaktır. İtibar eden yanılır. Güvenen hüsrana uğrar.

Devleti olan da olmayan da bizi kıskanır. Öyle bir coğrafyadayız ki, bakanın aklını başından alır. Üç tarafı denizlerle çevrili, hem bir kıtalararası köprü, hem dünyanın her yerine açılan liman, hem dünyanın en merkezi hava üssü, hem karadan en merkezi istasyon. Dolayısıyla ticaretin ve ulaşımın merkezinde bulunmuş oluyoruz. Hiçbir şey yapmasanız da sırf burada olduğunuz için para kazanırsınız. Elbette bu da herkesin göz dikmesine neden oluyor.

İkliminin güzelliği, doğal güzellikleri, toprağının verimliliği, su kaynaklarının bol olması her yönüyle imrenilecek bir dünya köşesidir Anadolumuz. Biz içinde bulunduğumuz için çok farkında değiliz. Biraz dünyayı gezerseniz, meğer ben nerede yaşıyormuşum, “ah vatanım” diye sızlanmaya başlarsınız.

Devletinin böyle köklü mazisi, tarihi olmayanda bizi kıskanır. Soyu sopu belli olmayan, ne zaman nerden türediği şüphe götürür, aslı astarı olmayan, sonradan çıkma kimlik sahipleri; Utanmadan arsızca hem memleketimize, hem bizim olan her şeye göz koyarlar. Bunların dertleri ve emelleri, emeksiz gayretsiz yaşamak ve sefa sürmektir. Öyle haktı, özgürlüktü, barıştı, demokrasiydi diye bağrınıp durmalarına bakmayın. Menfaat peşindeyiz diyemedikleri için böyle diyorlar. Her sesini kesmek istediğimize bir şeyler veremeyiz. Verilecek şeyler var verilemeyecek şeyler var. Bunların istediği şeyler dünyada verilmez. Namerde iyilik etmek kabahattir. Yapmamak lazım.

Kimisi de derki bir kısmı bizimdir, bir kısmına ortağız. İstiklal harbinde bizde savaştık, bizde kurulmasına katkıda bulunduk. Biz de deriz ki yok hemşerim karıştırma; kimin ne kadar katıldığı geçmiş askeri kayıtlarda vardır. Devlet arşivlerinde de vardır. Ayrıca millet canını dişine takmış uğraşıyorken, kimlerin ne kadar isyan ve anarşi çıkarttığı da o kayıtlarda vardır. Her şey meydandadır. Öyle meydanı boş bulup ta ileri geri konuşmakla olmaz. İnsanları aldatmak ayıptır, günahtır. Kendini kandırmakta büyük ahmaklıktır. Sonra sonu hüsran olur. Burası Anadolu birleşik devletleri değil. Adıyla sanıyla Türkiye Cumhuriyeti tamamı, yekpare Türk’ündür. Türk’ünde ne ortağı, ne hissedarı vardır. Şükür hiç kimseye borcumuz yoktur. Minnetimiz de yoktur. Kimsenin bize hakkı geçmemiştir. Hatrı kalmamıştır. Hayrı olan olduysa, karşılığını ziyadesiyle vermişizdir.

TÜRK; Kendisine bir bardak su verenin evine çeşme yaptırmıştır. Bu böyledir, böyle biline…

#TürkünKimseyeMinnetBorcuYoktur

Gladyatörün Son Dövüşü

Gladyatör cezanın en katmerlisini almıştır. Hem esir edilmiş, hayatı elinden alınmış, hem de ölüm fermanı verilmiş, ölene kadar dövüşmek zorundadır. Bütün bunlardan daha acı olanı ise hayatta kalma gayretinin başkalarına eğlence olmasıdır. Yaşadığı sayılı günler sayılı, dakikalar da ise en küçük umut bile yoktur. Ne kadar güçlü, ne kadar dayanıklı olsa da hayatta kalması yine de şansa bağlıdır. Şansını artırması ise mükemmel olmayı öğrenmesine bağlıdır. Şans bile çoğu zaman yeterli değildir. Çünkü karşısına çıkan rakibini yense de, bu onun karşısına çıkacak bir sonraki rakibini büyütür. Hangisini geçerse daha güçlüsünü dikerler karşısına… Onu da geçerse bu sefer iki tane birden… Onlardan da kurtulsa bu sefer farklı donanımlı üç kişilik bir öldürme ekibi… Son bulmasını istiyorlarsa olmadı sürüyle… Bunlardan da kurtulsa bu neden ölmüyor diye zayıflatarak bitirmeye çalışırlar. Aç bırakırlar, kötü pis soğuk yerlerde yaşatırlar, içten içe çürütmeye çalışırlar. Aşağılarlar, onurunu zedeleyerek, gururunu kırarak iç direncini çökertmeye çalışırlar.

Ölümüne bir dövüşün içerisindeyken; bir sonraki ölümüne dövüşe çıkma mükafatı için mi?

Canını öyle kolay teslim etmek istemediği için mi?

Yapacak daha enteresan bir şeyi olmadığı için mi?

Yoksa artık ona verilen rolü ezberlediği, benimsediği için mi?

Yaşamı yörüngesinden çıkartılmış bir canlı değil de, ölüme yakın bir ruh olduğu için mi?

Ölümden korktuğu, kaçtığı için mi dövüşür?

Hepsi olabilirde bir tek sonuncusu değil. Ölümle ilk karşılaştığında belki korkmuştur, içi ürpermiştir. Ama sonraki karşılaşmalarında korkusu gitgide azalmıştır hatta kalmamıştır. Ölümle dost olmuştur artık. Ölüm ona ilişmez, o ölüme saygı duyar. Çünkü hizmetine girmiştir artık ölümün. Yeni bir sahibi vardır.

Yaşamak için hiçbir sebebi olmayanlar en başta gidenlerdir. Onları sebepsizlik öldürür. Onlar diğerleri için bir nevi antreman malzemesidir. Ama yaşamak için sebebi olanların yüreği bir bayrağa dönüşür. Bayrağı olan kimlik kazanır. Kimliği olan diğerlerine üstünlük sağlar. Bu sayede dayanır, devam eder. En iyi kılıçları kullanan usta silahşördür artık. Bir kılıcı eline aldığında onun neler yapabileceğini ezbere bilir.

Ama o en iyisini değil, tahta bir kılıcı olsun ister… Onu kazanmak içinde, hangisi olduğunu bilmediği son dövüşünü kazanması gerekir. O da neredeyse imkansızdır.

#adamolmakzordur

Siyasal İhtiyarlar

  Atatürk cumhuriyetimizi gençlere emanet etti. Lakin menfaat ve makam hırsından gözü dönmüş ihtiyarlar geçit vermiyor ki gençler emanet edilene erişsin. Gençler sahiplenir, ellerinden gider diye yanına yaklaştırmıyorlar. Siz uzaktan sevin, öyle kenardan eylem filan yapın, biz gerisini hallederiz diye etkin rol oynayacakları yerlere getirmek istemiyorlar. Öyle sapkın bir tutkuyla cumhuriyetin üzerine çörekleniyorlar ki, neredeyse gençlere hiç göstermeyecekler. Atatürk bu menfaat düşkünü ihtiyarların ne mal olduğunu çok iyi biliyordu. İstiklal Harbi ve Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarında, millet bin bir yokluk ve zorluk içerisinde mücadele ediyorken; makam ve menfaat düşkünü bunakların ne çirkeflikler yaptığını, ne dümenler dalavereler çevirdiğini, ne dalkavukluklar yaptığını görmüş, yaşamış ve nefret etmişti. Cumhuriyetin İstikbalini, bu bunakların elinde tehlikede gördüğünden gençlere emanet etti.

  Siyaset tecrübe işidir diye kendi zümreleri adına menfaat kapılarının adına şerh koyan bu bencil ihtiyarlar; aslında tatlı meslekleri ellerinden gitmesin diye bunu yapıyorlar. Halbuki gençliğin dinamizmi, hızı ve gücü; Cumhuriyetin ilk yıllarında ki ihtiyar çok bilmişlerin bilgi, tecrübe ve becerilerinin çok daha önündeydi. Çok daha faydalıydı. Ve çok daha istikbal vaat ediyordu. O gün için bile çok fazla olan fark, bugün için korkunç derecede açılmış durumda… Misal vermek gerekirse, memleketin bütün çok bilmiş ihtiyarlarını toplasan; hepsi bir google kadar bilmez, onun kadar net, hızlı ve doğru cevap veremez.

Atatürk Cumhuriyeti boşuna gençlere emanet etmedi. İhtiyarlarda domuz gibi bunu biliyorlar. Ama kabul etmek işlerine gelmiyor. Çünkü hemen hemen hiç biri tüm hayatı boyunca normal bir işte çalışıp para kazanmadığından, bu tatlı siyaset mesleğini ellerinden bırakmak istemiyorlar. Bir siyasi parti ya da oluşum içinde şu veya bu yolla nüfuz elde et, bu elde ettiğin nüfuzla fırsat kolla, etrafına baskı yap, menfaat kanallarını zorla, torpil yaptır, kendi adamlarını kayır, sana engel olanlara çamur pislik yap, boş beleş işlerden büyük paralar kazan, köşeyi dön, nüfuzunu kullan, sekreterini düdükle, bunlar bizim siyasi bunaklarımızın pek bayıldığı ve asla kaybetmek istemedikleri ve başka yerde bulamayacakları kazanımlar. Eğer siyaset iş kolunda çalışıyor olmasalar, bir işe yaramayan bu boş beleş ihtiyar topluluğunun aç kalması, neredeyse kesin gibidir.

  En büyük tutkuları olan, kamuya ait kaynakları sömürme, devlete sırtını dayama ve yiyebildiğin kadar yeme arzuları engellendiğinde; işte o zaman bana yedirmeyen devlet, bana iktidarı vermeyen memleket, yansın anasını satayım şeklinde haince tepki vermeye başlar ve hatta zarar vermeye çalışırlar. Sömürürken domuz gibi olan iştahları, menfaatleri ellerinden alındığında yaban domuzunun vahşi öfkesine dönüşür, adamı çiğ çiğ yerler.

  Gençleri kısa zamanda kendilerini yetiştirip, hayat mücadelesine katılmaları, aile kurup toplumsal faydaya katılmaları konusunda yönlendirip teşvik edecek yere, sürekli kendi menfaatleri doğrultusunda eyleme, isyana, anarşiye teşvik etmekten hiç çekinmezler. İstedikleri olmadımı da yaftalamaktan geri kalmazlar. “Bu gençlik adam olmaz diye…” Asıl adam olan kimsenin piyonu olmaz. Ama piyon olmayan gençlikte bunakların işine gelmez.

  Bu menfaat düşkünü bunakların saygı duyulacak nesi var ki? Kime ne faydaları var? Her hareketleri, her sözleri zarar, ziyan. Düşmana cesaret, namerde fırsat vermekten başka bir şeye yaramıyorlar.

Peki bu bunakların hiç mi iyi bir tarafı yok?

Var tabi yersen helvası iyi olur.

#Atatürkİstismarcıları

Adam olmak zordur.

Çünkü yeterlilik gerektirir. Şartları vardır. Uyulması gereken kuralları vardır. Bütün şartlarını yerine getirsen de, yine de adam sıfatını sana toplum verir. Taşımana da yine toplum müsaade eder. En ufak yanlışında alıverirler elinden sıfatını…

Adam olmak için topluma, hayra yarar şeyler yapmak lazımdır.

Adam olmak kabul edilmektir.

Adam olmanın herhangi bir maddi getirisi yoktur.

Adam olmak hiçbir şeyin garantisi değildir. Şanı şerefi için adam olunur. İnsana mahsus erdemleri taşımak için güçlü dirayetli olmak icap eder.

Adam olmanın yükü ağırdır. Ağır bir demir parçasıdır; Ne olduğunun farkında olmayanın elinde… Bilenin elinde keskin bir kılıçtır. Zayıf birinin elindeyken, iki salladı mı kolu yorulur, elinden düşer, ama sağlam birinin elinde tırpan olur engellerde ekin tarlası…

Ama ibnelik kolaydır. Şartı şurtu yoktur. Her şey serbesttir. Her şeyi kaldırır. Kimsenin umurunda da değildir ibne…

İbnelik kabul edilmemektir.

İbne Dünya’nın neresine gidersen git osuruktan insandır. Ondan dolayıdır ki kimse onları sallamaz. Ağzını açıp ta bir laf ettiği zaman etrafındakiler onu ziktir lan ibne diye sustururlar. Ama ibnelerin ibneliği işte, ibneliği saygın bir şeymiş gibi göstermeye çalışırlar. Yok biseksüelmiş yok hötöröseksüelmiş gibi değişik Latince isimlerle adlandırmaya çalışırlar ki mühim bir şeymiş gibi düşünülsün. Yurdum insanı bilmez öyle tuhaf isimleri… Ama ibne dedin mi yetmiş milyon bilir ne olduğunu. Sözün özü, uzun lafın kısası, ibneye Türkçe’de ibne denir. Yine dünyanın neresine gidersen git. İbneye yine ibne denir. Normal bir insan evladının yapamayacağı kötülükler ve fenalıklar yine ibnelik başlığı altında toplanır. Köşe başlarını tutmuş ibneler, kendi uydurdukları yalanlarda yaşar, kendilerini metheder, ibneliğe saygı duyulması için topluma baskı yaparlar. Bunun methedilecek, saygıyla karşılanacak bir tarafı yoktur. Hayatın anlamını dübüründe bulanın nesine saygı duyulacakmış? Söylediklerine göre cinsel tercihlere saygı duymak medeniyet gereğiymiş. Eğer öyleyse; öyle medeniyetinde ben ta…

İbnelerin insanca yaşamaya hakkı varmış. Onu ben bilmem. Öyle kolayda inanmam. Her karış toprağına şehit kanı dökülmüş bu topraklarda; ibnelerin türemesine, barınmasına, beslenmesine benim gönlüm razı olmuyor. Olana da saygı duymuyorum. Medeni olduğunu iddia eden ülkeler bizim nüfusumuzun yüzde biri ibne diye övünebilir; Bizim memleketimizden olanlardan ben utanıyorum. Ama bir tavsiyede bulunabilirim. Türkler Avrupa birliğine girerse; avrupadaki erkek konsantrasyonu yükselir diye endişe eden SARKOZY’nin memleketine gitsinler. Hem oraya daha çok yakışırlar, hem arzuladıkları hayatı yaşarlar. Tarihleri boyunca tek bir savaş bile kazanamamış, mazisinden utanmayan, ibişlerin ülkesinde, kendilerini ait oldukları yerde hissederler. Hatta isterlerse üste para verelim maksat memleket temizlensin.

#cinseltercihleresaygı

İki ayaklı köpek beslemek

   Hemen hemen faydası yok denecek kadar azdır. Ama zarar ve ziyanı korkunçtur. Sürekli masraftır sürekli derttir. Yedirir, içirir, gezdirir, temizler, saklarsın, bütün sorumluluğunu üstlenirsin, ama onlara yaranamazsın yine sana havlar, kafanı ütüler, etrafa rezil eder.

   Köpekler sadıktır derler bunun da aslı yoktur. Her zaman verdiklerini vermezsen sana hırlar, dişini gösterir. Senden bir fazlasını vereni bulursa zaten hiç aklına bile gelmezsin, hemen ona koşar. Köpeği ne kadar eğitirsen eğit, yine köpekliğini yapar, ortalığa işer, sıçar.

   Karnı tok iken iyidir de, en küçüğü bile aç kaldığında canavara dönüşür. Ayrıca köpek beslemenin sanıldığının aksine bir itibarı ve takdiri de yoktur.

   Kimse sana köpek besliyorsun diye Bey demez. Evini iş yerini beklesin diye köpek beslersen yine aldanırsın. Zincirle bağlamadıktan sonra köpek bu görevi de yerine getirmez. İt gibi gezer sözü boşuna çıkmamıştır.

   Köpek değerli vaktini gavur eder, sırtına yük, başına dert olur. Bir yere gidecek olursun, onun yüzünden gidemezsin. Bir yere yetişmen gerekir, onun yüzünden geç kalırsın. Özgürlüğünü kısıtlar, hatta kimi zaman seni olduğun yere hapseder.

   Ne kadar aşılasan da tedavi ettirsen de nafile pisliği, hastalığı, mikrobu bulur bir yerlerden sana getirir.

   Çok iki ayaklı köpek besledim. Çok zararlarını gördüm. Onlar yüzünden kaybettiğim şeyler aklıma geldikçe hala gerilirim, hala içim acır…

#adamgibiadam

Canavar Medya

   Yanıl da bir kere de iyi haber ver. İyi ki bellemişsin, insanların haber alma özgürlüğü için çalışıyoruz, uğraşıyoruz diye… Elbette ki bu gerçeği saklamak için uydurulmuş bir kılıf. Gerçek şu; ne yapıyorsak, kendi menfaatlerimiz için yapıyoruz. Yerseniz yaptıklarımız halkın iyiliği için, yemezseniz her yaptığımız bizim için…

   Sürekli İnsanların gözüne kötü şeyleri sokmanın nesi halkın iyiliği için oluyor? Halk bunları görünce başı göğe mi eriyor? Aydınlanıp, hidayete mi eriyor? Mutlu mu oluyor? Bunun sonucunda bir tek şey oluyor. Halk manyak oluyor. Dünyaya lanet ediyor, yaşadığı hayattan nefret ediyor, iyilikten soğuyor, insanlıktan uzaklaşıyor. Çoğu yalan yanlış, zırva haberlerle, halk içten içe delirtiliyor. Haber yapanlarda bu duruma karşı büyük bir sorumsuzluk ve kayıtsızlık var. Ben ittireyim de kimin de neresine girerse girsin düşüncesi hakim.

  Haksızca yüksek kazanç elde etmek için tavuk artıklarından, salam sosis üreten işletmeyi haber yapan, Canavar Medya; haksızca yüksek kazanç elde etmek için olan şeyleri çarpıtarak ya da olmayan şeyleri uydurarak haber üretiyor ve bunları satarak para kazanıyor. Birinin ötekinden ne farkı var?

   Medya hiç bir zaman analitik düşünmez. Sorumlu davranmaz. Bu kitlenin arasında, anlayışı kıt olanı var, safı var, salağı var diye hiç düşünmez. Vermek istedikleri mesajı yanlış anlayacak, ya da bütünüyle yanlış sonuçlar çıkartacak çok fazla insan vardır. Ve bunların verecekleri tepki bir toplumsal felakete dönüşebilir. Ya da bu haberlerden toplumda bir illet, bir hastalık türeyebilir. Bu illet veya bu hastalık toplumu günden güne çürütebilir, Her gün zarar verebilir. Ama medya, “deniz bu alır götürür” mantığıyla düşünür, halkın içine kanalizasyonunu akıtmaya devam eder.

   Canavar Medya; zor durumda kaldı mı iyice çirkefleşir. Astığı astık, kestiği kestik olur. Önüne gelene posta koyar, pislik yapar, ceza verir, zarara uğratır. Lakin saldırıya uğrayanlara, doğru düzgün bir sahip çıkan, koruyan ya da uğradığı zararı karşılayan bir merci yoktur. Zarara uğrayanlar, adalet sistemine başvursa da bir netice almaları çok zordur. Ya da alınan netice zararın karşılığı değildir. Medyaya karşı, alternatif medyayla karşı müdahaleye kalkarsan; yine giden senden gider, bir şey elde edemezsin. Bilakis hepten sistemin içine çekilirsin, onlara malzeme vermiş olursun, onların ekmeğine yağ sürersin. Tahriklerinden çok etkilenip kendi başına ve kendi imkanlarınla karşı müdahalede bulunursan; işte o zaman seni hakikaten mahvederler. Bu sefer adalet sistemi de, güvenlik güçleri de onların yanında yer alır, adamı oyarlar. Eğer ki birine ya da bir şeye kafayı taktılar mı ellerinden kaçış kurtuluş yoktur. Medyanın derebeyliğine boyun eğmek, bazen hayatta kalmak için tek çaredir.

#hepsibirbirindenmikrop

Peki Halk iyi mi?

Devlet kötü, siyasetçiler kötü, dış mihraklar kötü, peki halk iyi mi?

Birde herkese kötü diyene bakın. Her şeyi verip te kimseye yaranamayan, aslında gerçekten ezilen, sömürülen devletin haline bakın. Halk her yerde, her fırsatta, her istediği olmadığında kendini yırtarcasına hakkını arar. Oradan olmazsa buradan, bir yolunu bulup devlete karşı mücadelesini kazanır. Soyar, çarpar, zarara uğratır. Hiç te umurunda olmaz. Halk devlete karşı pek bir acımasız, pek bir zalimdir.

Devletin malını mülkünü, kaynaklarını talan ederken Allah yarattı demez, benden sonra başkaları da faydalanacak diye düşünmez. Benden sonraki nesillere de kalmalı diye aklına bile getirmez. Kelimenin tam manasıyla denk getirdiği yerde geçirir. Fırsatını buldu mu elinden geleni ardına koymaz. Her türlü şeytanlık halktan yanadır, onlara her şey serbesttir. Ama devlet Allaha emanet… Devlet bağrına hançer saplayanlara ağzını açıp ta bir şey söyleyemez. Ama halktan birinin bir yerine kıymık batsa olay olur. Başlar veryansın, galeyan, isyan, hemen birileri soyunur isyanın sesi olmaya… Daha dün hiçbir işe yaramayanın biri, olur sana isyanın sesi, halk kahramanı… O da hep kıçını yırtarcasına bağıran biri olur nedense… Ne dediğini kendi de bilmez bağırır durur. Halk bağırtıyı sever, hemen o da soyunur galeyana gelme ayinine… Bedduanın, ahın bini bir para olur. Devlet malını yakarlar yıkarlar, devlet adamını linç eder, doğrarlar.

Neden? Az verdinde, çok vermedin diye…

Neden? Ona yedirdin de bana yedirmedin diye…

Neden? Devlet alacağını istedi diye…

Neden? Cebren ve hile ile gasp ya da işgal ettiği devlet malını, mülkünü devlet geri almak istedi diye…

Birde halkın asıl büyük kesimi olan orta halli ve dar gelirli olan kesime dikkat edelim. Yani çoğunluk % 80’i diyelim. Bu kesim de daha elim ve vahim olan başka bir şey de var. Kendi içindekine de düşman. Nispeten zengin ve başarılı olan insan grubuna karşı da muazzam bir kin güdüyorlar. Onlara göre bütün zenginler hırsız, zalim ve kötü. Ama onlar masum, tamamen suçsuz günahsız. Sanki onlar devlet malını hiç talan etmemişler, devletin imkanlarını hiç sorumsuzca kullanmamışlar, devlet kaynaklarını acımasızca hiç tüketmemişler. Onların gözü öyle bir toktur ki; beleşi de kesinlikle hiç sevmezler. Dağ başındaki hektarlarca devlet arazisini, herkese bedava mezar diye ikişer metrekare dağıtmaya başla, emin ol haftasında bir metrekare yer kalmaz.

Kaçak Kast Çıkma

Halkın genelinde görmemişliğin ve sonradan görmeliğin fena halde dışa vurduğunu görüyoruz. Aklına esen kendini elit ilan etmiş. Toplasan ülkenin eh işte belki %10’u elit sayılabilir. Ama geneline baktığın zaman %80’i kendini elit zannediyor. Bir havalar, bir çalımlar… Öyle suni bir üst seviye kast katı yaratmışlar, kendini de içine atıvermişler. Yahu sen kimsin? Nesin? Nerden çıktın? Sorunlarını cevapsız bırakan bir kaçak kast çıkma sorunu var. İnsanlar başkalarına hava atmak için ve egolarını tatmini için ölüp geberiyorlar sanki…

Nerde Bu Devlet çemkirmesi

Her başarısız olanın ya da her istediği olmayanın ağzına sakız olmuş bir laftır. “Nerde bu devlet” Sanki yevmiyeli uşağını çağırıyor eşşegoğlueşşek! Bir inceleyin bakalım bunun altından ne çıkacak. Bunu diyen ipsiz, sapsızı bir tahlil edin. Ömrü hayatında bırak devletinin, bir kimsenin işine yaramış mı? Bir kimseye faydası olmuş mu? Bırak başkasını kendisine bir hayrı olmuş mu? Yattığı yerden geviş getirerek, her şeye yorum yapan, meydanı boş buldu mu atıp tutan, üç beş tanesi bir araya geldi mi demokratik tepki adı altında bağırıp çağıran, ortalığı yakıp yıkan, gözü dönmüş hınzır sürüsüne dönüşen, faydasızın önde gideni bu değil mi?

Bin bir torpil ve dalavereyle devletin verimli kaynaklarına erişmiş, maaşlı olmuş çalışanına bakın. Sözleşmeyi imzalayıp sırtına devlete dayadıktan sonra orada çalışmak ya da faydalı olmak için bulunduğunun farkında mı? Ya da mevkiyi ele geçirdikten sonra oraya gelene kadar yaptığı dalkavuklukları, attığı taklaları hiç hatırlıyor mu? Artık onlar için mesaisinde doğru düzgün çalışmak, toplumsal faydaya katılmak onlara eziyet. Ama her fırsatta kaytarmak, savsaklamak, daha fazlasını koparabilmek için top yekün galeyana gelmek, isyan etmek marifet.

Devletin okulunda okuyup ta, daha doğrusu yer işgal ederek, beğenmeyen, kusur bulan, dalga geçen, öğrencilikten başka her şeyle uğraşan. Ama bir tek başarılı olamayan öğrenciye bakın. Onun da suçladığı yine devlet.

Günümüzde halkın ülküsü Narsizm!

Halkın durumu gerçekten vahim, ancak bu vahamet iddia edildiğin aksine maddi yetersizliklerden kaynaklanmıyor. Sorun tamamen halkın manevi denge ve değerlerindeki deformasyon ve mutasyondan ileri geliyor. Ahlaki çöküntü hat safhada, yüzsüzlük diz boyu, arsızlık almış başını gitmiş… İstediklerini elde etmek için her yola başvurmak, kuralları kanunları çiğnemek trend olmuş… İyi niyet kalmamış, herkes her şeye haset ve fesat yaklaşır olmuş. Halkın psikolojisi bozulmuş, bitmeyen bir ruhsal bunalımda, sürekli depresif halde… Şahsiyetini kaybetmiş, kime ve neye benzeyeceğini şaşırmış durumda… İçinde sevgiden eser kalmamış, nefret dolu.

Haysiyetsizlik trend olmuş, herkes onu takip ediyor…

Ne olacak bu halkın hali, durum çok ümitsiz.

Vaktin zamanında istiklalimiz ve mevcudiyetimiz tehlikedeyken bin bir güçlükle mücadele edip kazanan, birlik olan, insana mahsus erdemlere bağlı, saf temiz Anadolu İnsanı… Hala kaldı mı? Yoksa tükendi de, tarih mi oldu, Anadolu’da Erdemli İnsan?

Demokrasi nedir?

   Ne değildir desen cevap vermesi daha kolay olurdu. Ama demokrasi nedir diye sorunca sanki harika bir şeymiş gibi anlatılan, tanımlanmaya çalışılan ama gerçekte pek te öyle olmayan suni, uyduruk bir şey diyesim geliyor… Dolayısıyla ben kendisine pek inanmıyorum, güvenmiyorum da… Anlatıldığı ve abartıldığı gibi olmadığı için bana samimiyetsiz geliyor. Pekte öyle söylendiği gibi iyiliğe, doğruluğa ve adalete hizmet ettiğini ben görmedim. Benim daha ziyade gördüğüm; ortak menfaatleri olan insanların kümeleşerek istediklerini elde etme uğruna,  her haltı yemesi, ellerinden geleni ardına koymamasıdır. Doğru tanımı da şudur; Benzer veya ortak menfaatleri olan insanların, kümeleşerek güçlenmesi ve oluşturdukları bu güçle istediklerini elde etmek için her yolu denemesi, her haltı yemesi yöntemine demokrasi denir.

Demokrasinin İlkeleri:

Demokrasinin Baldızı:

   Dolayısıyla demokrasinin işleyişi hak adalet ve doğruluğa bağlı değildir. Her türlü çoğunluk uygun ortamını bulup girişimde bulunduğunda; istediği ya da peşinde olduğu şeyi ittire, kaktıra bir şekilde elde edebilir. Demokrasi her türlü ibneliğe elverişli ortam sağlayan, her şeyin serbest olduğu kurallar bütünüdür.

Demokrasinin Eltisi:

   Demokrasi son derece esnektir ve aynı zamanda cıvıktır. Nereye doğru çekersen oyana doğru uzar ve hangi kaba koyarsan onun şeklini alır. Bir şey demokrasiye uygun olabiliyorken, aynı şey demokrasiye terste gelebilir. Bu yoruma ve bakış açısına göre değişir.

Demokrasinin Görümcesi:

  Demokrasi stabil değildir. Demokrasinin standartları yoktur. Değişkenleri vardır. Demokrasi adamına göre değişir. Demokrasilerde herkes işini görene kadar demokrattır. İsteyen istediğini elde ettikten sonra demokrat olmanın gereği kalmaz, bırakılır…

Demokrasinin Eniştesi:

  Demokrasi istediğini öyle ya da böyle elde etmenin meşrulaştırılmış adıdır. Demokraside her şey demokrasi içindir. Ama aynı zamanda her şey demokrasiye aykırıdır. Bir o kadar da yasaktır. Demokrasi özgürlüktür. Ama bir o kadarda baskıdır, dayatmadır. Sevmediğin ve istemediğin şeylere tahammül etme zorunluluğudur.

Demokrasinin Kaynı:

   Demokrasi hem iyidir, hem kötüdür. Demokrasi yuvarlaktır. Ne yana döneceği, nereye gideceği belli olmaz. Uygulamada demokrasi ne idüğü belirsiz bir şeydir. Hiçbir yerde yazılı ya da belirlenmiş, kuralları yoktur. Ama herkes bu olmayan kuralları ezbere bilir. İşler sarpa sardığı zaman, ya da kördüğüm olduğu zaman, demokrasi için dersin, çıkarsın işin içinden…

   Demokrasi her şeye kılıftır. Samimiyetsizlerin elinde sadece bir araçtır.

   Demokrasi makyajdır.   “Demokrasi işine geldiği zaman boku bile papatya gibi gösterir. Terörü meşru göstermesi ne ki?”

Erdemli İnsan

İnsan nedir?

Düşünebilen, etrafındaki bilgileri toplayıp yorumlayabilen, sonuçlar çıkartarak uygulayabilen, çevresindeki kaynakları kullanabilen akıl yetisine sahip bir canlıdır. Akıl ve uygulama yetisiyle diğer canlılarla arasında çok büyük mesafe vardır.

İnsanlar da kendi aralarında çok farklı şekillerde kategorize edilebilir. Farklı sınıflara ve derecelere ayrılabilir. Akıl ve aklını kullanma yetisini baz alarak insanları gruplayabiliriz. Sonradan kazanılmış güç ve nüfuz özelliklerini baz alarak ta yine insanları sınıflandırabiliriz. Etnik yapılarına ve fiziksel özelliklerine göre de ayırabiliriz. Ama insanın iyisini tanımlamak istersek yukarıdaki ayrımlar ve gruplamalar hafif ve eksik kalır. İnsanın değerini tespit edebilmek için en iyi değerlendirme, erdem kriterleriyle yapılabilir. Sadece insana mahsus bu davranış kriterleri, iyi insan ve kötü insan arasındaki doğrusal çizgide, kişinin nerede olduğunu gösterebilir. Erdemlerin insana değer kattığını, kötü davranış ve huyların da değerini düşürdüğünü düşünürsek, iyi insanı değerli olarak taçlandırabilir. Kötü insanı da değersiz diye işaretleyerek yerin dibine sokabiliriz.

Hatta bunu için bir raiting sistemi de icat edebiliriz. Buna benzer bir şeyi at yarışlarıyla bilimsel olarak ilgilenen kardeşim yapmıştı. Şöyle ki, atlar yarıştığı rakiplerine göre raiting puanı almakta, kilo, mesafe, jokey, pist gibi faktörlerde atların raitingini etkilemekteydi. Bu sisteme göre başarılı olan atların raitingi yükselmekte, başarısız olanlarınki düşmekteydi. Sonuçlarda oldukça başarılıydı. Mesela grubun raiting ortalaması 1800 iken o grupta 2000 üstünde raitingi olan atın yüksek ihtimalle kazanacağını ya da en kötü ihtimalle dereceye gireceğini kestirebiliyordunuz.

Buna benzer bir sistemi asırlar önce atalarımız düşünmüş. Her insanın ve insan topluluğun BUYAN (rüzgar tayı) dedikleri bir nevi raitingi varmış. Buyan bir nevi talih gibide açıklanabilir. Kişinin ve toplumun dilediği iyi şeylere kavuşma ve elde etme şansı, diye de tanımlanabilir. Toplumun buyanı da o toplumun kalkınma ve refahını etkileyen bereket katsayısı gibi düşünülebilir. İnsanların erdemli davranış ve halleriyle buyanları yükselmekte, kötü ve olumsuz davranış ve hareketlerinden dolayı düşmekte imiş. Kişinin yaptığı olumlu şeylerden dolayı bağlı bulunduğu toplumunda buyanı yükseliyormuş. Örnek olarak, bir köyden çok başarılı bir pehlivan çıkmasının; o köyün bereketini artırdığına inanılıyormuş. Yahut bir aile ferdinin harami olmasının, bütün ailenin başına uğursuzluk getirdiğine inanılıyormuş. Oldukça mantıklı olan bu sistemde kişinin sorumluluğunun kendisiyle bitmediği, her bireyin toplumsal bir sorumluluğunun olduğu da belirtilmiş. Aslında bir nevi Dünyanın adaletinin işleme mekanizması gösterilmiş. Doğru düzgün yaşar, iyi şeyler düşünür, iyi şeyler yaparsan; elbette ki hayatında da başına iyi şeyler gelir. Ama yalan yanlış yaşar, kötü şeyler yaparsan, hayatın hışmına uğrarsın, sende yakınlarında bundan zarar görürsün, ondan sonrada “benim başıma ya da bizim başımıza bunlar neden geldi deme” şeklinde de sonucu açıklanmış.

Benim buna yorumum. “gel de inanma”

Gerçek Türk nasıl olur?

Türklük bir şahsiyettir. Bir tanımlamadır. Kişinin kim olduğunu, özelliğini ve olaylara karşı duruşunu gösterir. Türklük; Ucunda bir mükafat olmaksızın, bir zaman değil, her zaman erdemli insan olmaya gayret etmektir.

  Türklük; Bir ırk diye tanımlanabilecek kadar, basit bir genetik hadisesi değildir.

Binlerce yıllık bir oluşumdur. Atalarından gelen ve doğruluğu ispatlanmış kaidelerle, insanın olgunlaşmasıdır. Bir felsefedir, kültürdür, insanlara mahsus güzel bir özelliktir. Türklük insanın kanında, DNA’sında değil, maneviyatındadır. Gönüldedir, vicdandadır, akıldadır. Türklük, soyağacında, gen haritasında değildir. Irkçılıkla eşleştirilemez, bağdaştırılamaz. Bu tür yaklaşımlar kötü niyetli kimselerin, kötü gösterme ve karalama gayretlerinden başka bir şey değildir.

  Türk’ün, sarışın mavi gözlüsü de olur, kara kaşlı, kara gözlüsü de olur. Türk’ün boylu poslu, güçlü kuvvetlisi de olur, ufak tefek ama zehir gibi akıllısı da olur. Kaş, göz, boy, pos, şekil, şemal, Türk’ü göstermez. Zaman onu gösterir. Gerçek Türk kendini her yerde belli eder.

  Türklük insana mahsus erdemlere yakın gitmeye çalışmaktır.

Türklük doğruluk eksenine yaklaşıldığında artan bir frekans gibidir. Bu frekansın varlığını hisseden insan da memnuniyet ve tatmin duygusu oluşur. Gerçek Türk bunu yüreğinde hissedendir. Dünyaya yüreğinden bağlıdır. Doğaya, tüm canlılara, bulunduğu yere ve yaşadığı ortama her zaman saygısı ve sevgisi vardır. Gerçek Türk tabiatın bir parçasıdır. Başkaları gibi ayrı ve aykırı olmaya çalışmaz. Onunla bütünleşmiştir. İçinde bulunduğu şartlar kötü, gidişat hayra alamet olmasa bile, yaşam enerjisini içinde muhafaza eden ve hatta zor durumlarda bunu daha da artırandır. Sahip olduklarına ve yaşantısına şükredendir. Daha fazlasını elde etmek için, ağlayan, yalvaran, isyan eden, çirkeflik yapan değildir, olamaz! Gerçek Türk’ün her şeyden evvela duruşu sağlamdır. Eğilip, bükülmez. Bırak yıkılmayı, öyle kolay kolay sarsılmaz.

  Gerçek Türk sade ve öz konuşur. Amacını ve isteğini net olarak anlatır. Laf kalabalığı yapmaz, lafı evirip çevirmez, ne kendinin ne de başkasının zamanını ziyan etmez, sözünü direk söyler.

  Gerçek Türk, zamanın kıymetini bilendir. Hızlı düşünür, hızlı karar verir ve hızlı hareket eder. Her işini çabuk ve pratik halleder. Takipçidir işini yarım bırakmaz. Gerçek Türk, yürüyüşünden bile bellidir. Tempolu ve hızlı adımlarla yürür.

  Gerçek Türk, doğru insana en iyi örnektir.

Doğruluk, Türklüğün kıvamını artırdığı gibi, yanlışlarda insanı Türklükten uzaklaştırır. Türklük; adiliği, hainliği, hasetliği, fesatlığı kaldırmaz. Bunlar varsa Türklük elden gider.

  Gerçek Türk olmanın şartları vardır, yeterlilik gerektirir. Ama torpili, beleşi, avantası, sosyal garantisi, yoktur. Türklüğün şanı, şerefi vardır.

  Gerçek Türk; yiğitlik ve mertlik konusunda İngilize şövalyelik öyle olmaz böyle olur diye doğrusunu gösterir. Konu güzel sanatlar oldu mu Fransıza sanat tarihi dersi verir. Ticareti ne olursa olsun para kazanmak zanneden Amerikalıya, ekmek parasının ne anlama geldiğini öğretir.

Türklük bir yoldur. İzlenen bu yol insanı özel insan yapar.

Doğuştan özel insan yoktur. Doğan bebeğin; kanında, DNA’sında, soy ağacında, genetik haritasında Türklük aramak doğru olmaz. Onu gelecek gösterecektir. Türk; yaşayarak olunur. Türklerle, Türk memleketinde yaşamayı sevmişse, Türk kültürünü ve Türk töresini benimsemişse, hayata ve insana sevgisi varsa, insana mahsus erdemlere gönülden bağlanmışsa, o artık Türk’tür. Bunu “Ne mutlu Türküm diyene!” diyerek te cihana ilan eder… Türklük, içten gelen bir sevgidir. Sevgi kadar güzeldir. Lakin zorla güzellik olmaz, zorla Türklük hiç olmaz. Türklük, gönülden olur. Bunun için kimseye ısrar etmeye de gerek yoktur. Herkes Türk olmasa da olur. Olduğu kadarı cihana yeter… Türklük, özgürlüğü seçmektir. Özgür iradenin hayat buluşudur.

Gerçek Türk; Öyle olmaz böyle olur…

#TekBaşınaOlmak

Karı dırdırı radyasyon gibidir

Adamın beynini çürütür.

   Nedir karı dırdırı? Kadının en bilinen balistik taarruz silahıdır. Vereceği zararı hesap etmeksizin, neden olacağı etkiyi düşünmeksizin acımasızca kullanırlar bu silahı… İnsan kulağının tahammül edemeyeceği çirkin bir ses tonuna çıkarak, kalp kırıcı, üzücü, aşağılayıcı ve yaralayıcı derin anlamlar taşıyan sözler sarf ederler. Çoğunlukla bu sözler yenir, yutulur, altından kalkılır ve affedilir gibi değildir. Yüksek dozda kadın dırdırına maruz kalan erkek, bunların ağırlığı altında ezilir, beyni sulanır, çalışamaz hale gelir, yaşama sevincini kaybeder. Onun için hayatın anlamı kalmaz. Dırdır, kadınların erkeği dürülmüş öküze çevirmekte kullandığı en etkili yöntemdir. (dürülmüş öküz: erkekliği elinden alınmış boğa demek)

Nasıl kullanırlar bu silahı? 

Öncelikle kendilerini köşeye sıkışmış bir kedi gibi çirkinleştirirler. Öyle olur ki daha önceden güzelliğini beğendiğiniz yüzün nasıl böyle iğrenç bir görüntüye dönüştüğüne hayret edersiniz. Erkek çirkinlikten korkar, ilişmek istemez, uzaklaşmak ister. Kadın bunun farkındadır. Bu korkunç haliyle erkeğin üzerine gider. Ve bunu en çirkef ses tonuna çıkarak, en yüksek desibelde yaparlar. Bu esnada başka bir amaçta güdülmektedir. Bağırmak suretiyle etrafa ve konu komşuya bu evin, bu ilişkinin hakimi benim, burada benim borum öter mesajı vermeye çalışırlar. Erkek evinden dışarı bağırtı veya münakaşa sesleri yayılmasını istemediğinden çoğunlukla ortamı yatıştırmaya çalışır, alttan alır. Erkeğin bu olumlu çabasını gören kadın, zaferi bir katliama dönüştürmek için daha da üstüne gider…

Öncelikle bu radyoaktif silahı neden kullanırlar? 

Bu çok amaçlı bir silahtır. En çok kullandıkları bazı durumları sıralarsak…

– Erkeği sindirmek

– Sinir etmek

– İntikam almak

– Hadise çıkarmak

– Kendini savunmak

– Üstünlük sağlamak

– Domuzluğundan (nedensiz)

Kadın dırdırına karşı erkeğin kullanabileceği savunma silahları nelerdir?

DÖVMEK: Dırdıra karşı etkin bir silahtır. Ağzının ortasına yapıştırılacak sağlam bir tokat ya da yumruk benzeri bir vuruş, dırdırı şıp diye keser. Ancak dayakta nükleer bir silahtır. Kullandıktan sonra büyük yıkıma neden olur ve bir çok şeyi mahveder. Telafisi ve geri dönüşü yoktur. Kötü etkisi yıllar boyu geçmez. Ayrıca gerek boşanma mahkemesi ve gerekse toplumda kullanımı hoş karşılanmaz. Erkek için erdemli ve etik bir silah değildir. Hele ki devam edecek bir ilişkide kullanımı ileride çok büyük kayıplara neden olacaktır. Kullanımı kesinlikle tavsiye edilmez.

SÖVMEK: Dayaktan daha az etkin ama yan etkileri de daha az olan bir silahtır. Dırdıra başlayan kadının, anasını, babasını, ailesini ya da bazı manevi değerlerini hedef alan ve kadınında pek kolay ağzına alamayacağı kelimelerden imal edilmiş olan küfür sözcükleri etkin şekilde kullanarak; kadın dırdırdan vazgeçirilebilir. Ancak bu küfürlerinde zaman içerisinde kötü etkisi yaşanacaktır. Lakin yine de bunun bir savunması vardır. Sen dırdır ettin bende sövdüm diye kötü etki hafifletilebilir. Ama buda etik olarak doğru silah değildir. Eğer kullanılacaksa da kesinlikle yalnız olunan ortamlarda kullanılmalıdır. Bu silahın kullanıldığına dair bir şahit etrafta olmamasına dikkat edilmelidir.

ALDATMAK: En saçma silah, hatta böyle bir silah olamaz. Dırdır eden kadını bunu bahane ederek aldatırsanız ve birde bunu belli ederseniz, çok daha fazlasına maruz kalırsınız. Böyle bir şey yok, unutun.

AMBARGO UYGULAMAK: Bilinçli bir silahtır. İşe yarar. Ancak bu silahı kullanabilmek için güçlü durumda olmak gereklidir. Güç sizin elinizdeyse ambargo uygulayabilirsiniz. Başarılı bir ambargo karşısında kadın geri çekilmek zorunda kalır. Ancak bir çok durumda ambargoyu tüm şartlarıyla uygulamak gerekir. Örnek olarak; maddi gücünüzle ambargo uyguluyorken; gece yatınca seks için yavşarsanız, ambargo başarılı olmaz.

ANTİ DIRDIR: Kadının aynı silahını kendine karşı kullanmaktır. Aynı yüksek ve çirkin ses tonuyla karşılıklı münakaşa etmek de bir savunma olabilir. Ancak malum bu kadınların uzmanlık alanıdır. Bu silahı ancak bu konuda özel yeteneği olan erkekler denemelidir. Herkese tavsiye edilmez. Mesela tek meziyeti zevzeklik etmek olan bir siyasi parti genel müdürü kadın dırdırına karşı, anti dırdırı etkin olarak kullanabilir…

TERKETMEK: En şık, en etkin savunma yöntemidir Dırdıra mı başladı? Hemen uzaklaşın ortamdan, onu yalnız bırakın, terk edin gidin, göt gibi kalsın meydanda, duvarlar dinlesin sesini… Onu sessizliğe mahkum edin. Hatta bu durumda iyi bir şey de olacaktır. Sizden alamadığı hırsını etrafındakilerden çıkartacaktır. Kendi dost, arkadaş vs. gibilerini arayarak, onların kafasını ütüleyecek, onların zamanını gavur edecektir. İşte düşmanın silahıyla, düşmana zarar vermek buna denir. Sizde bu esnada güzel bir mekanda kendinize bir ziyafet çekin, keyfinizi katlayın.

Netice olarak; yayılan radyasyonu temizlemenin veya ondan korunmanın bir yolu olmadığından, en iyi çare, arkana bakmadan oradan uzaklaşmaktır. Dünyada hayatın bütün güzelliklerini sunduğu, harika yerler her zaman vardır. Bulunur ya da bulunmaz ama her zaman aramaya değer. Belki bu yolda giderken insan, gezgin olur, şair olur, evliya olur belki de yitip gider ama başına gelebilecek hiç bir şey, yaşarken çürümek kadar kötü olamaz…

#karıboşamak

Karı boşamak evliye de kolay.

Bekara karı boşamak kolay. Gerekli şartları yerine getirirse, evliye de kolay. Lakin gerçekten de karı boşamak basit bir hadise değildir. Toprağa kök salmış bir ağacı, elle çekip çıkarmak kadar zor bir durumdur. Neticeye giden yolda size avantaj sağlayacak olan etmenleri ve daha sonra bu yolda giderken sırtınıza yük olacak handikapları inceleyelim.

AVANTAJLAR

FİNANS GÜCÜ:

Eğer ciddi bir finans gücüne sahipseniz bütün handikaplara rağmen kazanma şansınız çok yüksek olacaktır. Çünkü boşanma hadisesi başından sonuna kadar çok ciddi finans gerektirir. Her aşamasında para kullanılır. Eksikliğinin hissedildiği noktada duruma hakimiyet te kaybedilmeye başlar. Finans gücünün etkin şekilde kullanımının; karşı tarafın sindirilmesinden tutunda, şartların ve gidişatın istenen şekle sokulmasına kadar, bir çok konuda büyük etkisi vardır. “Bir pençesi bin pehlivanı yıkar, karşısında durulmayan aslan paradır.” sözünü unutmuyoruz.

EVLİLİK SÜRESİ:

Evlilik süresi ne kadar kısaysa haliyle boşanmakta o kadar kolaydır. Süre uzadıkça tehlike ve riskte artmaya başlar. Süre uzadıkça evli olduğunuz kişi sizi daha iyi tanır. Tanınmak handikaptır. Hayatınıza daha çok yerleşir. İyi yerleşmiş, savunma düzenini almış birini yerinden etmek te haliyle zordur. Ayrıca evlilik süresi mahkemede de handikap olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun, hükmedilecek nafaka ve tazminat üzerinde kesin negatif etkisi vardır. Birde süre uzadıkça geçen zamanı, “Beni uzun süre kullandın, benden faydalandın, şimdi bunun bedelini öde” şeklinde karşınıza çıkartırlar ki; bu da en iğrenç tarafıdır.

CESARET:

Karı boşamak mangal gibi yürek ister. Çünkü buna niyetlendiğinizde alakalı, alakasız bir sürü insani karşınıza alırsınız. Herkes sizi yolunuzdan çevirmeye çalışır, kimse size hak vermez. Herkes önünüzdeki engelleri artırır, durumu zorlaştırır. Ummadığınız insanlardan baskılar, tehditler görmeye başlarsınız. İşte bu yüzden yola çıktığınızdaki cesaretinizi, izleyen günlerde koruyamayacak ve hatta daha da artıramayacaksanız. Hiç boşanmaya niyetlenmeyin.

SABIR:

Çok ciddi sabra ihtiyacınız var. Çünkü hiç bir şey istediğiniz gibi gitmeyebilir, düşündüğünüzden çok daha uzun sürebilir. Tahammül sınırınızı zorlayan davranışlarla ve olaylarla karşılaşabilirsiniz. Boşanmaya niyetlenen adamın kesinlikle çelik gibi sinirlere, kale gibi sabra ihtiyacı vardır. Cesaret yiğidin ordusuysa; sabır kalesidir.

İSTİKBAL:

Önemli olan banka soymak değil, kaçış planıdır. Yani yanınıza kar kalmayacaksa boşanmayın. Boşandıktan sonra hayatınız daha iyi olacak mı? Karınızdan kurtulduktan sonra, dertleriniz sıkıntılarınız azalacak mı? Bunun muhasebesini iyi yapın. Boşuna cefa çekmeyin. İstikbal vaat ediyorsa karı boşayın. Yoksa oturun oturduğunuz yerde…

HANDİKAPLAR

ÇOCUK:

En zor handikap. Varlığı boşanırken de boşandıktan sonrada hep sizi zor durumda bırakacaktır. Eğer çocuğunuz varsa, onun boşanmadan sonraki durumunu iyi planlayamıyorsanız işiniz çok zor. Ayrıca çocuk mahkemede kadın için çok büyük avantajdır. Bütün şartları onun lehine çevirebilir. Bundan dolayı ki evliliğini tehlikede hisseden veya servet avcısı kadınlar, direk olarak yapmaya oynarlar. Çocuk sahibiyken boşansanız da, karınızdan tam olarak kurtulamayacağınızı bilin. Her işine geldiğinde ya da ona her lazım olduğunuzda size ulaşılabileceği kısa yoldur çocuk.

İŞ HAYATI:

Karısından ayrılmaya niyetlenen kişinin, iş hayatında başarısını koruyabilmesi pek kolay olmayacaktır. İşimiz hayatımızı idame ettirmek için gerekenleri temin ettiğimiz ana kaynak olduğundan, boşanma hadisesi savaşa dönüştüğünde düşman öncelikli olarak buraya saldıracaktır. İşinize taş koymaya ya da sabote etmeye çalışırlar. Finans olarak çöken bir adam teslim olmaya mahkumdur, ya da yok olmaya… Her şeye rağmen işinizde ayakta kalmayı başarırsanız. Boşanma mücadelesini kazanabilirsiniz.

KONUŞMAK:

Ne kadar konuşursanız, o kadar batarsınız. Konuşmak kadının kendi sahasıdır. Siz de bu durumda deplasmandasınız bunu unutmayın. Boşanmaya karar verilmişse, zaten üzerinde konuşulacak tartışılacak bir şey yoktur. Bu saatten sonra fazla konuşmak, fazla malzeme vermektir. Duygu sömürüsü, demagoji gibi silahların menziline girersiniz. Merhamet ve vicdan üslerinizi hedef alan düşman çok ciddi zararlar verebilir.

CİNSELLİK:

Kadının, kadınlık silahının etkili menzilinden çıkamazsanız, işiniz çok zor. Eğer ki bu konuda onu devre dışı bırakamıyorsanız ya da alternatifini yaratamıyorsanız. Yani ikmal yapacak yeni lojistik hatlarınızı oluşturamıyorsanız, çok zorlanırsınız. Boşanma arefesinde onun cinsel çekim alanından çıkamazsanız. Dirayetinizi ve boşanma disiplinini kaybedebilirsiniz. Disiplin ve kararlılık kaybedilirse mücadele de kaybedilir.

GENEL OLARAK;

İyi düşünün, iyi planlayın, bir şey sezdirmeyin, uyarmayın, çocuk oyunu değildir ciddiye alın, istikbalinizi garanti altına alın, yaptıklarınızın yanına kar kalacağından emin olun, sonra harekete geçin.

Yarı yoldan dönüp te kendinizi rezil etmeyin.

#karıdırdırı