Atatürk cumhuriyetimizi gençlere emanet etti. Lakin menfaat ve makam hırsından gözü dönmüş ihtiyarlar geçit vermiyor ki gençler emanet edilene erişsin. Gençler sahiplenir, ellerinden gider diye yanına yaklaştırmıyorlar. Siz uzaktan sevin, öyle kenardan eylem filan yapın, biz gerisini hallederiz diye etkin rol oynayacakları yerlere getirmek istemiyorlar. Öyle sapkın bir tutkuyla cumhuriyetin üzerine çörekleniyorlar ki, neredeyse gençlere hiç göstermeyecekler. Atatürk bu menfaat düşkünü ihtiyarların ne mal olduğunu çok iyi biliyordu. İstiklal Harbi ve Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarında, millet bin bir yokluk ve zorluk içerisinde mücadele ediyorken; makam ve menfaat düşkünü bunakların ne çirkeflikler yaptığını, ne dümenler dalavereler çevirdiğini, ne dalkavukluklar yaptığını görmüş, yaşamış ve nefret etmişti. Cumhuriyetin İstikbalini, bu bunakların elinde tehlikede gördüğünden gençlere emanet etti.
Siyaset tecrübe işidir diye kendi zümreleri adına menfaat kapılarının adına şerh koyan bu bencil ihtiyarlar; aslında tatlı meslekleri ellerinden gitmesin diye bunu yapıyorlar. Halbuki gençliğin dinamizmi, hızı ve gücü; Cumhuriyetin ilk yıllarında ki ihtiyar çok bilmişlerin bilgi, tecrübe ve becerilerinin çok daha önündeydi. Çok daha faydalıydı. Ve çok daha istikbal vaat ediyordu. O gün için bile çok fazla olan fark, bugün için korkunç derecede açılmış durumda… Misal vermek gerekirse, memleketin bütün çok bilmiş ihtiyarlarını toplasan; hepsi bir google kadar bilmez, onun kadar net, hızlı ve doğru cevap veremez.
Atatürk Cumhuriyeti boşuna gençlere emanet etmedi. İhtiyarlarda domuz gibi bunu biliyorlar. Ama kabul etmek işlerine gelmiyor. Çünkü hemen hemen hiç biri tüm hayatı boyunca normal bir işte çalışıp para kazanmadığından, bu tatlı siyaset mesleğini ellerinden bırakmak istemiyorlar. Bir siyasi parti ya da oluşum içinde şu veya bu yolla nüfuz elde et, bu elde ettiğin nüfuzla fırsat kolla, etrafına baskı yap, menfaat kanallarını zorla, torpil yaptır, kendi adamlarını kayır, sana engel olanlara çamur pislik yap, boş beleş işlerden büyük paralar kazan, köşeyi dön, nüfuzunu kullan, sekreterini düdükle, bunlar bizim siyasi bunaklarımızın pek bayıldığı ve asla kaybetmek istemedikleri ve başka yerde bulamayacakları kazanımlar. Eğer siyaset iş kolunda çalışıyor olmasalar, bir işe yaramayan bu boş beleş ihtiyar topluluğunun aç kalması, neredeyse kesin gibidir.
En büyük tutkuları olan, kamuya ait kaynakları sömürme, devlete sırtını dayama ve yiyebildiğin kadar yeme arzuları engellendiğinde; işte o zaman bana yedirmeyen devlet, bana iktidarı vermeyen memleket, yansın anasını satayım şeklinde haince tepki vermeye başlar ve hatta zarar vermeye çalışırlar. Sömürürken domuz gibi olan iştahları, menfaatleri ellerinden alındığında yaban domuzunun vahşi öfkesine dönüşür, adamı çiğ çiğ yerler.
Gençleri kısa zamanda kendilerini yetiştirip, hayat mücadelesine katılmaları, aile kurup toplumsal faydaya katılmaları konusunda yönlendirip teşvik edecek yere, sürekli kendi menfaatleri doğrultusunda eyleme, isyana, anarşiye teşvik etmekten hiç çekinmezler. İstedikleri olmadımı da yaftalamaktan geri kalmazlar. “Bu gençlik adam olmaz diye…” Asıl adam olan kimsenin piyonu olmaz. Ama piyon olmayan gençlikte bunakların işine gelmez.
Bu menfaat düşkünü bunakların saygı duyulacak nesi var ki? Kime ne faydaları var? Her hareketleri, her sözleri zarar, ziyan. Düşmana cesaret, namerde fırsat vermekten başka bir şeye yaramıyorlar.
Peki bu bunakların hiç mi iyi bir tarafı yok?
Var tabi yersen helvası iyi olur.
