Kitle Güdücüler

   Önce küçük insan gruplarını benzer ortak noktalarından yakalayarak topaklıyorlar, sonra topaklanan küçük grupları birleştirerek kitle haline getiriyorlar. Ve en nihayetinde o kitleleri kendi amaçları doğrultusunda güderek, menfaatlerine giden yolda kullan-at araç olarak, bir güzel kullanıyorlar.

   O topaklanmış grubun içerisinde olan birey; demokratik tepki verdiğini, kendince hayra yarar bir şey yaptığını zannediyor. Ancak içinde bulunduğu yığını güden kimselerin amaçlarıyla, o bireyin yaptığını düşündüğü şey arasında bırak aynı olma durumunu, en küçük bir benzerlik dahi yok.

   Bunu şu örnekle daha net açıklayabiliriz. Bir tarafta “Ülke kötü yönetiliyor, her şey kötüye gidiyor” algısıyla bir araya getirilip, eylem ve anarşi fişteklemesiyle mevcut yönetimi indirmek için güdülen kitle ile o kitleyi güden dış mihrakların desteklediği siyasi oligarkların maksatları arasında aynılık yok. Ama çok  büyük farklılıklar var. Kitle güdücülerde mevcut yönetimi değiştirmek istiyor ama istedikleri değişiklik tamamen kendileri tarafından yönetilen bir yönetimi başa getirmek üzerine… Dolayısıyla ülke açısından bakıldığında “Ülkeyi  daha berbat yönetecek, her şeyi daha da kötüye götürecek” bir başka yönetimi başa getirmeye çalışıyorlar.

   Hal böyleyken kendinin hayra yarar bir şey yaptığını zanneden kitle, başkasının değirmenine su taşıyor ama haberi yok. Kendileri kırbaç şaklatan üç beş Cowboy tarafından sığır gibi güdülürken bir de başkalarına koyun demeleri yok mu?   

Ah ne yaman ironidir bu!

Stratejik Seçim

Öncelikle ben kimim? Neyim?

Bana sorarsanız ben;

Gerçekçiyim

Türküm

Atatürkçüyüm

Ama başkalarına sorarsanız onlar beni pek öyle görmüyor olabilir. Farklı yerlere çekerek, uyduruk  yakıştırmalarla, alakasız sonuçlar çıkartanlar olabilir. Başkalarının ne zırvaladığının bu konuda çok ta önemi yok. İlim kendin bilmektir.

Ben Türküm, Türkçüyüm ama dindar ve ırkçı değilim. Ülkemizde Türkçüyüm dediğinizde belinizi doğrultamayın diye önce  sırtınıza bir dindar olma yükü eklemeye kalkarlar. Sonra da ayağınıza takılısında sendeleyin diye önünüze bir ırkçılık tümseği getiriler. Dolayısıyla önce doğrulmanızı sonrasında hareket etmenizi ve ilerlemenizi bu şekilde zorlaştırmış olurlar. Türkçülüğe erişiminizi sınırlandırıp, diğer Türkçülerle iletişim kurup anlaşmanızı, anlaşıp birlik olmanızı, birlik olup işbirliğine girmenizi imkansız hale getirmeye çalışırlar. İtiraf etmek gerekirse bunda çok ta başarılı olmuşlardır…

VAY BEN NERE GİDEM?

Neticede Sadece Türk olanın Türkiye’de sığınacağı bir çatı, ikmal yapacağı bir liman yoktur.  Dolayısıyla dindar ve ırkçı olmayan Türkçüleri Türkiye’de temsil eden bir yapı ben görmüyorum. Sosyal hayatta olmadığı gibi siyasi hayatta da temsil edildikleri bir platform bulunmuyor. Şu Sadece Türkçüdür diyebileceğim bir milletvekiline ben mecliste hiç rastlamadım. Hangisi kürtçüdür,  ümmetçidir, menfaatçidir, bu ülkenin insanı değildir, yabancı ülke ajanıdır desen parmakla göstermesi zor olmaz ama hangisi Türkçüdür desen gösterebilecek bir örnek pek göze çarpmıyor.

MECLİSTE ATATÜRKÇÜ KALDI MI?

Hatta iddiamı bir adım daha öteye taşıyarak mecliste hiçbir Atatürkçü de görmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Atatürk’ün eski partisinin artık Atatürkçü olmadığını, tamamen başkalarının eline geçtiğini ve üst yönetiminin sadece Atatürk’e değil Türk kimliğine de uzak kimseler olduğunu söylemek hiç te abartı olmaz. Hal böyleyken benim onlara her hangi bir yakınlık duymam söz konusu olabilir mi? Aramızda hiç kapanmayacak bir mesafe var…

YA NE OLACAKTI?

Toplumsal götleşmenin %85’lere çıktığı, herkesin kendi menfaatleri söz konusu olduğunda her çirkefliği ve her adiliği yaptığı bir ortamda hırsızlık, yolsuzluk var yaygarası yapılıyor. Ülke insanının neredeyse tamamına yakınının yozlaştığı bir ülkede sadece üst yönetimin etik davranması nasıl beklenebilir. Balık baştan kokar saçmalığını bırakın bir tarafa… Bizim içinde bulunduğumuz durumda balığın her tarafı başından daha berbat halde…

İktidarı ele geçirme saplantılılar, bu emellerine erişse, memlekette her hangi bir düzelme olur mu? Hiç zannetmiyorum bu kokuşmuşluğun başlıca sebebi onlar olduğundan, daha da berbat ederler ondan hiç şüphem yok.

Hal böyleyken benim mantığıma göre oyumu verebileceğim, hem Türkçülüğü, hem Atatürkçülüğü hem de Gerçekçiliği bünyesinde barındıran bir oluşum ya da yaklaşım memleketimizde bulunmuyor.

Bu durumda mantık kriterim devre dışı kalırken, üçüncül ilkem strateji devreye giriyor.

Benim oyumu kim alır?

Gözlemlerime göre; Dış Götlerin ve onların ülkedeki uzantılarının, Türkiye’nin başına gelmesini en istemediği kişi kimse; Stratejik Seçimim “O” olacak ve “O” neredeyse benim oyum “ORAYA” gidecek. Al sana stratejik seçim.

Buradan yeni bir senteze de varabiliriz. Çevrenizde hasetliğinden, fesatlığından, fitneciliğinden ve bozgunculuğundan (yani gotlüğünden şüphe duymadığınız) emin olduğunuz birinin, telkinlerinin ve yönlendirmelerinin tam zıddı istikamette pozisyon alarak doğruyu bulabilir ya da avantaj sağlayabilirsiniz.

Buna da “Öyle olmaz böyle olur!” Prensibi diyelim. İlerde patentini alırız…

Medya öyle diyorsa…

Öyle değildir.

Medya genelde,

  • Haysiyetsizdir
  • Samimiyetsizdir
  • Sorumsuzdur
  • Yalancıdır
  • Uydurukçudur
  • Satın alınmıştır
  • Ya da kiralanmıştır
  • Fesattır
  • Güdücüdür
  • Provakatördür
  • Fiştekleyicidir
  • Bencildir
  • Analitik düşünmez

Nadiren;

  • Doğrudur
  • Gerçekçidir
  • Dürüsttür
  • Objektiftir
  • İyi niyetlidir

   Yanıl da bir kere de iyi haber ver. İyi ki bellemişsin, insanların haber alma özgürlüğü için çalışıyoruz, uğraşıyoruz diye…     Elbette ki bu gerçeği saklamak için uydurulmuş bir kılıf.

   Gerçek şu; ne yapıyorsak, kendi menfaatlerimiz için yapıyoruz. Yerseniz yaptıklarımız halkın iyiliği için, yemezseniz her yaptığımız bizim için… 

   Sürekli İnsanların gözüne kötü şeyleri sokmanın nesi halkın iyiliği için oluyor? Halk bunları görünce başı göğe mi eriyor? Aydınlanıp, hidayete mi eriyor? Mutlu mu oluyor? Bunun sonucunda bir tek şey oluyor. Halk manyak oluyor. Dünyaya lanet ediyor, yaşadığı hayattan nefret ediyor, iyilikten soğuyor, insanlıktan uzaklaşıyor. Çoğu yalan yanlış, zırva haberlerle, halk içten içe delirtiliyor. Haber yapanlarda bu duruma karşı büyük bir sorumsuzluk ve kayıtsızlık var. Ben ittireyim de kimin de neresine girerse girsin düşüncesi hakim.

  Haksızca yüksek kazanç elde etmek için tavuk artıklarından, salam sosis üreten işletmeyi haber yapan, Medya; haksızca yüksek kazanç elde etmek için olan şeyleri çarpıtarak ya da olmayan şeyleri uydurarak haber üretiyor ve bunları satarak para kazanıyor. Birinin ötekinden ne farkı var?

   Medya hiçbir zaman analitik düşünmez. Sorumlu davranmaz. Bu kitlenin arasında, anlayışı kıt olanı var, safı var, salağı var diye hiç düşünmez. Vermek istedikleri mesajı yanlış anlayacak, ya da bütünüyle yanlış sonuçlar çıkartacak çok fazla insan vardır. Ve bunların verecekleri tepki bir toplumsal felakete dönüşebilir. Ya da bu haberlerden toplumda bir illet, bir hastalık türeyebilir. Bu illet veya bu hastalık toplumu günden güne çürütebilir, Her gün zarar verebilir diye düşünmez. Ama medya, “deniz bu alır götürür” mantığıyla düşünür, halkın içine kanalizasyonunu akıtmaya devam eder.

  Medya; zor durumda kaldı mı iyice çirkefleşir. Astığı astık, kestiği kestik olur. Önüne gelene posta koyar, pislik yapar, ceza verir, zarara uğratır. Lakin saldırıya uğrayanlara, doğru düzgün bir sahip çıkan, koruyan ya da uğradığı zararı karşılayan bir merci yoktur.

   Zarara uğrayanlar, adalet sistemine başvursa da bir netice almaları çok zordur. Ya da alınan netice zararın karşılığı değildir. Medyaya karşı, alternatif medyayla karşı müdahaleye kalkarsan; yine giden senden gider, bir şey elde edemezsin. Bilakis hepten sistemin içine çekilirsin, onlara malzeme vermiş olursun, onların ekmeğine yağ sürersin.

   Tahriklerinden çok etkilenip kendi başına ve kendi imkanlarınla karşı müdahalede bulunursan; işte o zaman seni hakikaten mahvederler. Bu sefer adalet sistemi de, güvenlik güçleri de onların yanında yer alır, adamı oyarlar. Eğer ki birine ya da bir şeye kafayı taktılar mı ellerinden kaçış kurtuluş yoktur.

   Medyanın zorbalığına boyun eğmek, bazen hayatta kalmak için tek çaredir.

Canavar Medya

   Yanıl da bir kere de iyi haber ver. İyi ki bellemişsin, insanların haber alma özgürlüğü için çalışıyoruz, uğraşıyoruz diye… Elbette ki bu gerçeği saklamak için uydurulmuş bir kılıf. Gerçek şu; ne yapıyorsak, kendi menfaatlerimiz için yapıyoruz. Yerseniz yaptıklarımız halkın iyiliği için, yemezseniz her yaptığımız bizim için…

   Sürekli İnsanların gözüne kötü şeyleri sokmanın nesi halkın iyiliği için oluyor? Halk bunları görünce başı göğe mi eriyor? Aydınlanıp, hidayete mi eriyor? Mutlu mu oluyor? Bunun sonucunda bir tek şey oluyor. Halk manyak oluyor. Dünyaya lanet ediyor, yaşadığı hayattan nefret ediyor, iyilikten soğuyor, insanlıktan uzaklaşıyor. Çoğu yalan yanlış, zırva haberlerle, halk içten içe delirtiliyor. Haber yapanlarda bu duruma karşı büyük bir sorumsuzluk ve kayıtsızlık var. Ben ittireyim de kimin de neresine girerse girsin düşüncesi hakim.

  Haksızca yüksek kazanç elde etmek için tavuk artıklarından, salam sosis üreten işletmeyi haber yapan, Canavar Medya; haksızca yüksek kazanç elde etmek için olan şeyleri çarpıtarak ya da olmayan şeyleri uydurarak haber üretiyor ve bunları satarak para kazanıyor. Birinin ötekinden ne farkı var?

   Medya hiç bir zaman analitik düşünmez. Sorumlu davranmaz. Bu kitlenin arasında, anlayışı kıt olanı var, safı var, salağı var diye hiç düşünmez. Vermek istedikleri mesajı yanlış anlayacak, ya da bütünüyle yanlış sonuçlar çıkartacak çok fazla insan vardır. Ve bunların verecekleri tepki bir toplumsal felakete dönüşebilir. Ya da bu haberlerden toplumda bir illet, bir hastalık türeyebilir. Bu illet veya bu hastalık toplumu günden güne çürütebilir, Her gün zarar verebilir. Ama medya, “deniz bu alır götürür” mantığıyla düşünür, halkın içine kanalizasyonunu akıtmaya devam eder.

   Canavar Medya; zor durumda kaldı mı iyice çirkefleşir. Astığı astık, kestiği kestik olur. Önüne gelene posta koyar, pislik yapar, ceza verir, zarara uğratır. Lakin saldırıya uğrayanlara, doğru düzgün bir sahip çıkan, koruyan ya da uğradığı zararı karşılayan bir merci yoktur. Zarara uğrayanlar, adalet sistemine başvursa da bir netice almaları çok zordur. Ya da alınan netice zararın karşılığı değildir. Medyaya karşı, alternatif medyayla karşı müdahaleye kalkarsan; yine giden senden gider, bir şey elde edemezsin. Bilakis hepten sistemin içine çekilirsin, onlara malzeme vermiş olursun, onların ekmeğine yağ sürersin. Tahriklerinden çok etkilenip kendi başına ve kendi imkanlarınla karşı müdahalede bulunursan; işte o zaman seni hakikaten mahvederler. Bu sefer adalet sistemi de, güvenlik güçleri de onların yanında yer alır, adamı oyarlar. Eğer ki birine ya da bir şeye kafayı taktılar mı ellerinden kaçış kurtuluş yoktur. Medyanın derebeyliğine boyun eğmek, bazen hayatta kalmak için tek çaredir.

#hepsibirbirindenmikrop