Yenilgiyi hazmedemeyenlerin mükafatı, çoğunlukla hezimet olur.
Yazar: Gerçekçi Yaklaşım
İnternet Müşterisi
İnternet müşterisi Bordo Bereli gibidir. O sizi bulur.
Asıl Ustalık…
Asıl ustalık değersizi anlayıp, ayırt edebilmekte.
Çirkinlikleri güzellememeli.
Çirkin şeyleri güzel anlatmamak lazım. Çirkinlikleri olduğu gibi bütün çirkinliği ile nakletmeli…
Kişinin iyi niyeti şüpheli ise;
İyi niyetinden şüphe ettiğin insanın, her söylediğinden şüphe duyarsın.
Güçlü olan her zaman kazanır mı?
Kuralları güçlü olan dayatır
İşine gelmeyen çeker gider.
Çekip giden yüzünden oyun bozulur.
Bozulan oyununda kazananı olmaz.
Asıl affetmemek büyüklüktür.
Herkes affeder, herkes bir gün unutur. Söylenenler, yaşananlar hiç olur gider. Asıl unutmayan, ilk günkü gibi hatırlayan; zamana karşı koyarak, yerinde duran bir dağ gibidir.
Napoleon Bonaparte
Ne jamais interrompre son ennemi quand il est en train de faire une erreur
Never interupt your enemy when he is making mistake
Napolyon kibar adam tabi.
Uyandırma kerizi! diyememişte…
Düşmanın hata yapıyorken sakın engel olma demiş.
Önü uçurum, arkası düşman olan için…
Uçurumun kenarına kadar sürülmüş biri için, aşağıya düşmek ile kılıcını çekerek düşmanlarının üzerine gitmek arasında netice açısından pek fark yoktur. Ama epik olarak çok fark vardır.
En Çok Bilinen Evlilik Türleri
Memleketimizde insanların alışkın olduğu, geçmişten gelen evlilik türlerinin yanında bazı günümüz şartlarınca değişime uğramış ya da türemiş çeşitli evlilik türleri de mevcuttur. Bunlardan bazıları çok bilinen haliyle kanıksanmış durumdadır. Ancak bazı evlilik türleri, toplumsal samimiyetsizlikten ve insanların gerçeği telaffuz etmeye gözü yememesinden dolayı çarpıtılmıştır. Sanki üstüme vazifeymiş gibi bu samimiyetsizliği ve çarpıtmaları ortadan kaldırarak, memleketimizdeki çok bilinen evlilik türlerini olduğu gibi aşağıda naklediyorum. El alem ne derse desin, aslı özü böyledir.
1- Görücü Usülü Evlilik (ebeveynlerin sponsorluğunda gerçekleşen evlilikler):
En çok bilinen ve rastlanılan evlilik türüdür. Eskiden beri gelen alışkanlık olmasının yanında çoğu zaman evlenen ve evlendiren tarafların her türlü işine gelen durumlar mevcuttur. Öncelikle evlenenlerin çok ciddi şekilde işine gelen evliliklerdir. Çoğu birey kendi başına birini bulamaz, bulsa da, bulduğu kişiyi kendiyle birlikte olmaya ikna edemez. İkna etse bile anlaşamaz, birlikteliği yürütemez. Yürütse bile sonrasındaki maddi, manevi yüklerinin altından kalkamaz. Çoğunlukla eline yüzüne bulaştırır ve hatta sıçar, batırır. Bu yüzden ebeveynlerinin mandası altında bu olaya girmek, bireylerin çok işine gelir.
Keza evlendirenlerin de bu yöntemde ciddi beklenti ve çıkarları mevcuttur. Çocuklarının kendilerine ters gelecek, sonrasında kendilerine büyük sıkıntı yaratacak biriyle olmasını engellemeye çalışırlar. Haksızda sayılmazlar, mesela kızları itin, puştun ya da serserinin birinin rüzgarına kapılıp, onunla evlenebilir. Geleceğinde de türlü çirkinliklere, tahammülü zor şeylere katlanmak zorunda kalabilir. Ya da oğulları kötü kalpli, çirkin birine, salak gibi esir düşüp, bok gibi bir hayat yaşamaya mecbur olabilir. İşte bu gibi riskleri bertaraf etmek için, ebeveynler inisiyatif kullanarak duruma el koymayı yeğlerler.
Gerçi ebeveynlerinde çoğunlukla işin içine ettiği, kaş yapayım derken göz çıkardığı, durumlara da sık rastlanılır. Kendi menfaatleri söz konusu olduğunda pek bir zalim ve dayatmacı olabilirler. “Hiç bir anne baba, evlatların kötülüğünü istemez.” doktirini altında, kendi ego ve menfaatleri için, göz göre çocuklarını ateşe attıkları durumlarda pek az değildir.
Yine de bu tür evliliklerin toplumsal faydaya katkısı ve başarı oranı göz ardı edilemez. Çünkü kişilere göre uygun çözümde değişmektedir. Bazı kişiler ve ebeveynler için en uygun çözümü bu yöntemin sağladığı inkar edilemez.
2- Anlaşarak Evlilik (bildiğin menfaat evliliği):
İki tarafında işine gelen durumlar mevcuttur. “Alan razı, veren razı, üçüncü şahıslara da susup oturmak düşer.” durumu söz konusudur. Bu tür evliliklerde iki tarafında beklentileri asgari seviyede karşılanmakta, hatta beklentilerin ziyadesiyle karşılanması durumuna göre menfaat yelpazesinin yarıçapı da genişleyerek aileleri de içine katabilmektedir. Çoğunlukla en iyi işleyen ve yürüyen evlilikler bu tür evliliklerdir. Menfaat çarkları bozulmadığı ya da iki taraftan birinin, hıyarlık edip gidişatı çıkmaza sokmadığı sürece bu evliliklerin önü açıktır. Aslına bakılırsa yapısı itibariyle en sağlam evliliklerde bunlardır. Çünkü iki tarafta anlaşma durumunun farkındadır ve ölçülüdür. Çoğunlukla anlaşma durumunun ve menfaat dengesinin bozulmaması için iki tarafta gereken özeni ve dikkati gösterir. Dolayısıyla bu tür evlilikler kolay kolay sarsılmaz.
3- Boka Basma Türü Evlilik (Dayatmalı, zorla, gönülsüz evlilikler bu sınıftadır):
Çoğunlukla bir tarafın diğerine bir şeyler dayatarak, evliliğe zorladığı, dayattığı, köşeye sıkıştırdığı, mecbur bıraktığı evliliklerdir. Bu türün memleketimizde en yaygın uygulaması “Bana kaydın, almak zorundasın…” şeklindeki kadın dayatmasıdır. Şu veya bu şekilde erkeğin kendisiyle çiftleşmesini sağlayan kadın; evliliğe giden süreçte yolu yarılamıştır. Erkeğin olası bir vazgeçme ihtimaline karşılık dayatma ve çemkirme silahlarının namluları, çoktan erkeğin üzerine doğru çevrilmiştir bile… Yok “sana kadınlığımı verdim”, yok “beni kullandın”, yok “benden faydalandın” gibi çemkirme silahlarının yanında; çevrene nasıl biz evlenmeyeceğiz dersin, benim kadınlık gururumu nasıl kırarsın şeklinde demogoji silahlarını da kullanırlar. Bunlarla beklenen neticeyi alamadıkları durumlarda ellerindeki güç kadar tehdit unsurlarını da devreye sokmaktan çekinmezler. (“Bak biz doğuluyuz.” “Ailem öğrenirse fena olur.” gibi…)
Ya da çirkefçe feminist tepkilerde gelebilir. “Benden faydalandın” bu konuda kullanılan en beynelmilel çemkirme konu başlığıdır. Ancak buna karşın; “neyin faydalanması? yaptığımız şeyin kime ne hayrı oldu? Hoşa mı gitti? Çiftleşince başımız göğemi erdi? Ne oldu yani? “beni kullandın” Ne ye kullandım? Bir şeye mi yaradı? Bir eksiğimi mi giderdi?” diye kimse söyleyemez. Tabi bunların akabinde; “e peki benimle çiftleşmekten beklentin neydi? İstediğin ne olmadı da şimdi çemkiriyorsun? şeklinde sorarsan genelde cevap veremez ee, üü der kalırlar. Çiftleşme sonrası “Bana bahşettiğiniz bu lütuf üzerine size sonsuz müteşekkirim. Bunun karşılığı olarak, kalan ömrü hayatım boyunca köleniz, köpeğiniz olmaya razıyım şeklinde de beyanda bulunup, bunu sosyal medya kanallarıyla da geniş kitlelerle paylaşmak mı gerekmektedir? Yani özet olarak, bu çiftleşme hadisesinin illa ödenmesi gereken bir diyeti vardır. Bu diyette sıklıkla evlenilerek ödenir. Bu diyet ödenmesini gerektiren durum illaki kadının bekaretini (şuna bak bununla özdeşleşen yardımcı fiiller bile nasıl yanlı tutum sergiliyor… “vermek”, “sunmak”, “yitirmek”, “kaybetmek” gibi…) meta olarak kullandığı durumlarda geçerli değildir. Kadının “Sen beraber olduğum ikinci erkeksin!” dediği durumlarda da söz konusudur. (Ortalama bir erkeğin elinde; nereye koyacağını bilemediği kadar bu “ikinci erkek” gümüş madalyalarından mevcuttur.)
Bu tür evliliklerin devamında da genelde “Alnına silah mı dayadık?” şeklinde kabahati karşı tarafa yıkma ve kendini temize çıkarma gayreti olur.
Böyle evliliklerin mağdurları çoğunlukla kaderine razı olur, boynunu büker, çilesine katlanırlar. Konusu mevzu bahis olduğunda da “Ben karımı seviyorum, evliliğimden memnunum” şeklinde ve de “karakolda bir araba sopa yedikten sonra suçunu itiraf etmiş hırsız dinginliğinde” beyanlarda bulunurlar…
Memleketimizde erkeğin de dayatıp direttiği, hatta psikopata bağladığı durumlara da rastlanmaktadır. Basit bir flörtü “ya benimsin, ya toprağın” tarzında bir boyuta taşıdığı; hatta flörtün bile olmadığı, sadece basit bir sözlü iletişimden farklı anlamlar türetildiği; OHA! dedirten yaklaşımlara da rastlanmaktadır. Ama yine de oranlarsak; kadın hegomonyasında gerçekleşen evlilikler, erkek dayatmaları ile gerçekleşen evliliklere oranla en az 10 kat fazladır.
Birde bu dayatmalı evliliklerde olayın bir namus boyutu vardır ki o tam evlere şenliktir. Her haltı yerken kimsenin aklına gelmez, esamesi okunmaz. Ama olurda bir şeyler ters gider, yollar ayrılmaya doğru giderse… namus diye bir kavramın olduğu ve ortaya çıkan bu şeyin kirlenebilir yapıda olduğu anlaşılır. Yine namus kavramının temiz kalabilmesi için bir takım cefaların çekilmesi gerektiğinden bahsedilir. Genelde bu temizleme işlemi evlilik ile yapılır. Nadiren kan dökülerek temizlendiğine de rastlanmaktadır. “Namusum için adam öldürürüm.” diyen hayat kadınları ve onların menejerleriyle, yine hayatın tesadüfleri sonucu, pek çok kez karşılaşmış olduğumdan; ben bu namus kavramına biraz şüpheyle yaklaşmaktayım. Neye ya da kime göre değiştiğini, ölçüsünün ne olduğunu ben pek anlayamadım. Bana pekte stabil gelmedi. Bu kavramda bir tuhaflık, bir samimiyetsizlik var sanki…
4- Aşk Evliliği (Efsane evlilikte denilebilir):
Ben bu yaşıma kadar rastlamadım. Hatta görene, duyana da rastlamadım. İki insanın en başta birbirini severek başladığı, duyulan sevginin yanında, menfaatlerin esamesinin okunmadığı, yaşanan olumsuz olayların, her zaman sevginin büyüklüğünün gölgesinde kaldığı, yaşanan zorlukların ve kötü şeylerin dağ gibi sevgiye, rüzgar kadar tesirinin olmadığı, aşkın her zaman galip geldiği birliktelik ve evliliklerdir. “İki gönül bir olunca samanlık seyran olur.” Sözüne öz olan bir araya gelme durumudur. Her şeyin güzel gittiği, üst seviyede mutluluk ve refah vaat eden bir yapıdır. Lakin bu özellikleriyle de bir mucizeyi çağrıştırmaktadır. Mucizelerde pek nadir görülür…
Bunların dışında da farklı tanımlanabilecek daha başka evlilik durumları söz konusu olabilir. Ancak yukarıda belirttiğim ilk üç tip evlilik, şu an memleketimizde tedavülde olan evliliklerin yaklaşık %90’ına tekabül ettiğinden, büyük ölçüde geneli yansıtmaktadır.
Neymiş bu? Adam Gibi Adam
Aşırı derecede yozlaşmış ve dejenere olmuş yeni nesil ülkem kadınlarının, kendilerine göre iyi erkeği tanımlamada kullandıkları bir tabir var. İşlerine gelen ya da işlerine geldiği gibi olan erkeklere adam gibi adam diyorlar. Neymiş? Nasılmış bu adam gibi adam teknik ve detay özelliklerini incelemeye koyulalım.
Öncelikle beraber olduğu kadını ya da kızı her neyse işte onu prenses-peri sanacak. Onun bir selfie’sini görüp aşık olacak, sonrasında kendini beğendirmek için enik gibi peşinde gezecek, onun gözüne girebilmek, onu eğlendirebilmek için de türlü maymunluklar yapacak. Tercihen varlıklı olacak, varlıklı değilse de elindekini avucundakini yemeyip yedirecek, giymeyip giydirecek. Kredi kartı borçlarını ödeyecek, telefon ve internet faturalarını üstelenecek, cebine harçlık koyacak, hediyeye, jeste boğacak. Arkadaşlarına bak şuradaydık diye hava atabileceği mekanlara götürecek, şöförlüğünü yapacak, kuaför, güzellik salonu kapılarında saatlerce bekleyecek. Onu 15 dakikalık bir yere götürüp bırakmak için iki saat trafikle boğuşacak. Birde üstüne üstlük bütün bu hıyarlıkları yaparken de halinden ve hayatından memnun olacak. Bolca “rica ederim, ne demek, sen emret, bitanem, aşkım, vırt zırt” diyecek…
Ayrıca hiç bir beklentisi de olmayacak. Elini tutmak için 3 ay, öpmek için 1 yıl bekleyecek, cinselliği aklının köşesinden bile geçirmeyecek.
Tanıştığı ortamlarda, onun eski sevgililerine karşıda saygı ve hürmet gösterecek, asla bu durumdan kendini godoş gibi hissetmeyecek bilakis sevgilisini eskiden ellemişlerle kanka olacak. Normal arkadaş olduğunu iddia ettiği diğer erkeklere karşıda son derece olgun ve kibar davranacak. Onların her birinin, kendinden sonraki potansiyel bir sevgili olduğunu görmezden gelecek, ya da anlasa da salağa yatacak.
Onun yaptıklarını anlamaya ve yorumlamaya kalkarken 8 yaşındaki çocuğun zeka seviyesini geçmemeye özen gösterecek. Ama işinde başarı, kariyerinde yükselme ve para kazanma söz konusu olduğunda insan üstü performans gösterecek, sınırları zorlayacak.
Onu annesiyle ya da bir kız arkadaşıyla tatile gönderecek, üstede yemesi için bir de cebine para koyacak ama tatile onunla beraber gitmeyi, aynı odada kalma polemiği yaratmamak adına teklif dahi etmeyecek.
Bütün oyun planı ve sistemi ölesiye cinsel açlık çeken ülkem erkeğini; onun bu açlığını ve görmemişliğini istismar ederek, sözle söylemeden çiftleşme vaadiyle kandırarak, sonrasında peşinden koşturup, yolabildiği kadar yolma üstüne kurulu olan yeni nesil ülkem kadını ya da kızı işte her neyse bunu bir meslek olarak benimsemiştir. Mesleğinin ciddiyeti gereği, başka bir işle uğraşmaz ve sadece buna konsantre olur.
Bütün bu uygulamalar eski pavyon konsomatrislerinin (şimdiki sohbet pub’larındaki barmaid’ler) çok başarılı şekilde uyguladığı bilimsel metotlarlardan sentezlenmiştir.
Şöyle ki;
Oturup ilk tanışma faslından sonraki yarım saatte iki içki ısmarlasan “gece buradan beraber çıkılıp gidilecek” gibidir.
Bir saat sonra şişe açtırırsan “bu iş kesin olur” şeklindedir.
İki saat sonra biraz daha fedakarlık gerektiği belli olur.
Üç saat sonra “bugün kısmet değilmiş ama yarın için büyük avantaj sağlandı” tesellisi vardır.
Gecenin sonunda süklüm püklüm kapıdan çıkılıp gidildiğinde; kapının önünde postu sıyrılmış, eti, budu, kemiği ayrılmış bir mal ve de kapının arkasında ise “Ne o kız gene katliam yapmışsın.” diye arkadaşları tarafından coşkuyla kutlanan bir kasap vardır.
İşte kasaplara göre “adam gibi adam” olan; aslında “tam bir mal” olarak karşımız da durmaktadır.
Kadınların Yanlış Bildiği Şeyler
Kadınlar her şeyi bildiklerini iddia ederler. Doğru, bilirler… Her konu üzerinde muhakkak görüşleri, fikirleri vardır. Hiçbir konuya uzak değildirler. Ama çoğu şeyi yanlış bilirler. Bundan daha elim ve vahim olan ise, yanlışı doğru kabul etmek işlerine gelir. Doğrusu ve gerçek olan pek bir acıdır. Üstelik hiçte memnun edici ve tatmin edici değildir. Kadınların doğru bildiği yanlışlardan bazılarını ve onların gerçekten doğrularını aşağıda sıraladım.
Y – Hiç kimse boşanmak için evlenmez.
D – Bal gibide evlenir, bazen başka çıkış yoktur.
Y – Beni ne kadar zor elde ederse o kadar kıymetli olurum.
D – Seni ne kadar zor elde ederse, beklentileri de o denli yüksek olur, eğer o beklentileri karşılayamazsan, “bu muydu lan uğruna o kadar uğraştığım” şeklinde bir tepki alırsın. Erkek kendini dolandırılmış gibi hisseder.
Y – Hiçbir erkek, beraber olduğu kadını, memnun olmasa bile başka bir erkeğe kaptırmak istemez.
D – Seçme şansı olan adam; elindeki sıkıntı veren kadını ittirecek enayi arar.
Y – O beni unutamaz.
D – İlk beraber olduğu kadında unutur. Bir erkek için önemli olan kiminle beraber olduğu ve nereye gittiğidir. Nereden geldiği aklına bile gelmez. Beraber olduğu kadından memnunsa kendi adını bile unutur.
Y – O bana aşık.
D – Sakın seni elde etmek için numara yapıyor olmasın.
Y – O beni terk edemez.
D – Memnunsa terk etmek istemez, öyle olduğundan emin misin?
Y – Evlenmekten korkuyor.
D – Seninle evlenmek istemiyor.
Y – O beni prenses peri sanıyor.
D – Senden öncekine de İstanbul kadar güzelsin, kraliçem diyordu.
Y – Benden çok etkilendi.
D – Gördüğünün pek de kıymeti yoktur. Beraber olduğu güzellik onun için önemlidir. Senin gösterdiğini başka biri veriyorsa, seninkisi züğürt tesellisi olarak kalır. At binenin kılıç kuşananın…
Y – Kadın şeytanın gülen yüzüdür.
D – Erkek nesidir bir de onu düşün!
Y – Makyajlı halim daha güzel.
D – Bir metre yakınına kadar girebilen her erkek, makyajsız halinin ne olduğunu anlayabiliyor.
Y – Kimse bana ŞUNU diyemez.
D – Öyle bir der ki, feleğin şaşar. Onu dediklerinde ne yaparsın? Bir de dediğini yapabilir misin? Sen onu söyle…
SEO Nedir?
Search Engine Optimization kelimelerinin baş harflerinden oluşan SEO terimi; bir web sitesi içeriğinin ve site parametrelerinin arama motorları için optimize edilmesi anlamına gelmektedir.
Bir web sitesinin yapılma ve var olma amacı, onu bulması ve görmesi istenen kimselerle, web sitesinin ziyaret edilmesinden faydalanacak site sahibini, bir paylaşım noktasında buluşturmaktır.
Dolayısıyla web sitesini yapan ve hazırlayan kişi; hazırladığı içeriğin faydalanılabilir olmasının yanında, doğru kişiler tarafından bulunurluğunu da düşünmelidir. Beklenen site ziyaretçisinin, site içeriğinden beklentilerini yüksek seviyede karşılaması kadar; siteyi nasıl bulacağı, hangi yollardan ve kolaylıkla siteye anasıl ulaşacağı da düşünülmelidir.
Potansiyel site ziyaretçileri büyük ölçüde internetteki arama motorlarını kullanarak siteye geleceğinden, site ve site içeriği arama motorlarının önerdiği kriterlere uygun olarak yapılmalı ya da sonradan uygun hale getirilmelidir. SEO uygulaması için, web sayfalarının iyileştirilmesi işlemi de diyebiliriz.
Peki SEO uygulaması nasıl yapılır?
SEO uygulaması arama motorlarının, siteleri inceleyen ve tarayan robotlarının (halk arasında indeksleyen de denir.) çalışma mantığı dikkate alınarak yapılır. Örnek olarak Google’ın arama motoru neleri inceliyor veya nerelere bakıyorsa; işte oraları onun kolay ve doğru olarak incelemesine olanak sağlar şekilde baştan hazırlamak ya da sonradan düzenlemektir. Sanki iş yerinizi teftişe gelen bir maliye müfettişinin, bakma ve inceleme tarzına göre defterleri uygun şekilde düzenlemek ve karşısına çıkarmak gibidir.
Daha da gerçekçi tanımını yaparsak; web sitemize koyduğumuz ve bulunmasını istediğimiz, bir konu, bir kelime, bir resim, bir ses, bir video ya da bir içerik arandığında; arama motorlarında en başlarda çıkması için, site içeriğinin, arama motorlarının; bulma, değerlendirme, sıralama ve yer verme (hepsine birden indexleme desek de olur.) kriterlerine uygun şekilde yapılması ya da sonradan düzenlenmesi denebilir.
Peki arama motorlarının indexleme kriterleri nelerdir?
En başta doğruluk ve dürüstlük dersem şimdi herkes burada güler. Ama pekte yanlış olmaz. Site sahibinin bulunmak ya da çıkmak istediği anahtar kelimelerin (keywords), konu başlıklarının (metatag), sayfa içeriğinde(content), sayfa başlığında (head) ve alan adında (domain) ne kadar, ne ölçüde geçtiği, Google ve Yandex arama motorlarının robotları tarafından analiz edilir. Çıkan sonuçlar değerlendirilir. (çünkü bazı uyanık ve kendini seo uzmanı olarak lanse eden işgüzar kimseler, sayfa düzenlemelerinde çeşitli hile, sahtekarlık ve çamur yapabilmektedir ama arama motorları bunları bir şekilde tespit eder ve bu kötü niyetlileri yasaklar. Netteki deyimiyle BAN lar yani cezalandırır. Yukarılarda çıkmak istiyorken, bir daha hiç çıkamaz.) Ve çıkan değerlendirme neticeleri, diğer sitelerden gelen sonuç verileriyle karşılaştırıldıktan sonra derecelendirilerek, arama motoru sayfalarında uygun olan sıraya konur. Arama motorları bütün bu değerlendirmelerde verinin doğruluğuna ve yapanın dürüstlüğüne dikkat etmektedir. Arama motorlarına, bu yapay zeka nereden anlayacak deyip geçmeyin, emin olun ki onları yapan yazılımcılar bu sektörün en uç adamları ve bilgide ve deneyimde herkesten önde olan kimselerdir. Üstelikte her geçen gün yazılımlarını daha da güçlendiriyorlar. Yani Türkçesi yemezler. Dolayısıyla hileye hurdaya başvurmaktansa, pratik zekamızı daha iyi niyetli kullanmak, yüksek verim elde etmek konusunda daha faydalı olacaktır.
#e-ticaretnedir
#websitesiyaptırırken
(2016)
E-ticaret sitesi nedir?
E-ticaret sistemi;
Sanal olarak işyeri gibi düzenlenen bir web sitesi üzerinden, mal ve hizmetlerin sunulması, internetten satışı, teslimatı ve tahsilatının yapılması işidir.
Alışılageldik ticaret yöntemlerine göre çok daha belirgin ve üstün özellikleri vardır. E-ticaret sistemini; diğer satış yöntemleri olan, Saha satış (müşterinin kapısında), Tezgahtan satış (kendi ayağıyla gelen müşteriye işyerinizden satış) ve telefonla satış yöntemleri ile karşılaştırmak için artı ve eksi yönlerini inceleyelim.
+ e-ticaret müşterisi araştırmacıdır, ne aradığını biliyordur, bilinçlidir. Siz yeter ki ürününüzü doğru ve düzgün olarak tanımlayın ve makul fiyatla satışa sunun. Gerisine karışmayın. İnternet müşterisi bordo bereli gibidir; O sizi bulur.
+ e-ticaret müşterisi belli bir yerde değil her yerdedir. Satışınız; sadece dükkanınızı açtığınız yerle, izlediğiniz satış güzergahıyla yada tespit edebildiğiniz telefon numaralarıyla sınırlı kalmaz. Sadece memleketinizin değil, dünyanın karşısına çıkmış olursunuz.
+ e-ticaret sisteminde alıcının ve satıcının hakları kanunlarla sıkı şekilde korunmaktadır. İki tarafında hakkı yenmez. Kolay kolay kimse kimseyi aldatamaz, dolandıramaz. Kötü niyetli bir girişimin yakalanmama ihtimali yoktur. Çünkü internette bilginin ve paranın izlediği yol bellidir. Nereden çıkıp, nereye gittiği, gizlenemez, silinemez, kaybolamaz. Her hareketin ve her işlemin kayıtları bir çok yerde tutuluyordur. (log kayıtları) Ayrıca mal mukabili para transferi kesin olarak yapıldığından, daha sonra maraz çıkma ihtimali çok azdır. Veresiye, açık hesap, faturasız, senetli, çekli alışveriş bu ticarette yer almadığından, sahtekar ve düzenbazlara bu sistemde ekmek yoktur.
+ e-ticaret sistemi personel hatalarının en aza indiği ve kötü niyetli personelin işe ve işyerine en az zarar verebildiği sistemdir. E-ticaret sistemi hastalanmaz, işe geç kalmaz, abuk subuk bahanelerle zırt pırt izin istemez, tatil yapmaz. O hep çalışır, hiç durmaz. E-ticaret sitesi ona verdiğiniz emeği inkar etmez. Nankör değildir, siz emek verdikçe o sürekli yükselir. Verimi günden güne artar, eksilmez.
+ e-ticaret sistemi adildir. İşini doğru düzgün yapana, malını ya da hizmetini doğru dürüst satana her zaman müşteri getirir, her zaman ekmek yedirir.
+ e-ticaret sistemini kurmak ve işletmek normal bir işyerini açmak ve işletmekten son derece ucuzdur. Bir satış ekibini yönetmekten son derece basittir. Örnekle açıklamak gerekirse; 1000 liraya bile bir e-ticaret sitesi kurulabilir. Eğer paraya kıyılırsa, 10.000 liraya hem görseli, hem altyapısı hem de reklam için ayrılmış bütçesi ile, piyasada yer edinecek güçte bir web sitesi yapılabilir.
*** e-ticaret sisteminin de eksiklerinin olduğu ya da yetersiz kaldığı bazı durumlar mevcuttur. Bunlardan bazılarını da eksileri olarak belirtelim.
– Pekte bir işe yaramayan ürünleri, laf kalabalığı ve ısrar ile müşteriyi bunaltarak ya da yalan ve abartma ile müşteriyi kandırarak mal satan kimseler ve işletmeler için uygun değildir. Beklentilerinin tam olarak karşılanmadığı durumlarda alıcılar anında şikayette bulunarak, ürünü iade edebilir ve parasını geri alabilir. Üst mercilere şikayette bulunarak zararının tazminini isteyebilir ve hatta sitenin kapanmasına bile neden olabilir.
– Maalesef internette gezinen ve çalışan sitelere zarar verip bozmak isteyen kötü niyetli kimselerde mevcuttur. Bu kimseler kendini hacker olarak tanımlasa da; büyük bölümü lamer diye tabir edilen, üç beş site bozma numarası bilen internet ibişleridir. Zaman zaman kısmen zarar verip, soruna neden olsalar da, korkulacak bir tarafları yoktur. En fazla biraz can sıkıntısına neden olurlar. Sitedeki basit açıklar kapatılarak, güvenlik önlemleri artırılarak ve biraz da dikkatli davranarak zarar vermeleri engellenebilir.
E-ticaret sisteminin kurulumu ve işletilmesi esnasında dikkate alınması gerekenler başlıca şunlardır. E-ticaret sisteminde satılması düşünülen ürünler somut ve tanımlanabilir olmalıdır. Ve fiyatı doğru olarak belirtilmelidir. Aksi durumlarda cezai bir durumla karşılaşmak söz konusu olabilir. E-ticaret sisteminde ürünün görsel olarak iyi sunulmasının yanında, teknik özelliklerinin de detaylı verilmesi, satışını ve internette bulunurluğunu yükseltecektir. Ürün fiyatlarının güncel piyasa fiyatlarına yakın olması rekabet şansını artıracaktır. Yüksek fiyatların internette rekabet şansı pek yoktur. Çünkü müşteri ucuz ürünü çok kolay bulur. E-ticaret sitesini belli ürün ve ürünlerle ilgili anahtar kelimelerde, arama motorlarında, yüksekte tutabilmek çok önemlidir. En büyük müşteri getirisini bu sağlamaktadır. Bunun yanında ürün için potansiyel müşteriyi siteye getirecek olan, diğer sitelere verilen reklamlarda çok önemlidir. O yüzden e-ticaret sisteminde reklama ayrılacak bir bütçe mutlaka yer almalıdır.
Bir e-ticaret sitesinden, aynı zamanda firmaya müşteri telefonu çekmekte de faydalanılabilir. E-ticaret sitesinin, müşteriyi tam tatmin edemediği durumlarda devreye giren bilinçli ve yetenekli müşteri hizmetleri sitenin verimini artıracaktır. İyi bir e-ticaret sitesi kurmanın yanında, iyi müşteri desteği vermekte çok önemlidir. Ülkemizdeki internet müşterileri de, e-ticaret sisteminden alışveriş yaparken genellikle destek almak ya da kuşkularını gidermek için sıkça telefona sarılmaktadır. Bu aşamada verilecek iyi destek e-ticarettin randımanlı olarak çalışması için şarttır.
#SEOnedir
#websitesiyaptırırken
(2016)
WEB Sitesi yaptırırken nelere dikkat edilmeli?
Web sitesini yaptırırken önce yapana dikkat etmeli ve şu soruların cevaplarını aramalı…
Konusunda gerçekten bilgili mi?
Yoksa; her şeyi bildiğini iddia ediyorken aslında zırvalıyor mu? Bilgisi yaptığı işin altından kalkmasına yeterli mi? Öncelikle işi yapacak kişinin bilgisinden emin olunmalıdır.
Güvenilir mi?
Bugün yaptığı siteyi yarın bozmaya kalkışabilecek tutarsız dengesiz biri olmadığından emin olunmalıdır. Ya da bugün üçe anlaşıp, yarın beş isteyen biri de olabilir. İşi yapacak kişi güven vermelidir.
Hızlı ve başarılı mı?
Tembel, iş bilmez, beceriksiz biri olup ta, bir web sitesinin yapımı için sizi aylarca süründürebilir. İyi bir web sitesinin yapımı en fazla bir hafta sürer. Bu kadar zamanda teslim edilmeyen işte muhakkak bir aksaklık vardır. Web sitesi yapma işinden para kazanan birinin, teorik olarak ayda birkaç site yapıp teslim ediyor olması gerekir. Bunu muhakkak göz önünde bulundurun.
Web sitenizi yaptırma amacınızı iyi belirleyin ve buna göre uygun web teknolojisini seçin, sonrada web sitenizi beklentilerinizi karşılayacak şekilde inşa edebilecek doğru kişileri bulun.
Web sitenizi yaptırmaktaki gerçek ve öncelikli hedefleriniz nelerdir?
Firmanızı görsel açıdan çok iyi tanıtan bir site mi istiyorsunuz?
İçeriğiyle ziyaretçilerinizi memnun bırakan bir sitemi hedefliyorsunuz?
Size telefonla müşteri getiren bir siteye mi ihtiyacınız var?
Google ve diğer arama motorlarındaki yüksek bulunurluğu ile fazla hit alan ve size müşteri trafiği getiren bir sitemi düşlüyorsunuz?
Ya da direk olarak siteniz üzerinden veya telefonla sipariş almak mı istiyorsunuz?
Öncelikle bunları, önem derecesini dikkate alarak sıralayın. Sonrasında amaçlarınıza uygun olan web sitesinin, hangi web teknolojisi ile yapılmasının daha iyi olacağı konusunda araştırmanızı derinleştirin.
HTML tabanlı siteler; yapılması basit, ucuz ve Google’da bulunurluğu açısından işlevseldir.
Flash ile yapılan sitelerin; görsel yönü çok güçlü ama içeriğinin Google’da bulunurluğu azdır.
E-ticaret sitelerinde ASP, forum ve içerik yönetimi (CMS) sitelerinde Php öne çıkmaktadır.
İçerik yönetim sistemlerinde Drupal, Joomla ve WordPress arasında kıyasıya bir yarış sürmektedir.
Özet olarak; web sitesini yaptırmadan önce amaçlarınızı iyi belirleyin, amacınıza iyi hizmet edecek web teknolojisini seçin, son olarak ta web sitenizi yapacak doğru kişi ve kişileri bulmaya çalışın. Web sitesi yaptırmak işi bir günlük ve bir kerelik bir iş değildir. Size sürekli destek verme imkanı ve garantisi olan kişilerle çalışın. Sitenizin seneye host ve domain yenilemesi geldiğinde, aradığınızda bulabileceğiniz kimseler olmasına dikkat edin.
(2016)
Asıl Memleket Meseleleri
Teröristlerin yaptıklarından dolayı devleti suçlayarak, terörün değirmenine enerji sağlayanlar. Bu terör tam da terörist patronlarının istediği gibi algıladığınız ve o istikamette davrandığınız için bitmiyor. Terör örgütü yöneticisi olan milletvekili ve belediye başkanlarının içeri atılması nedeniyle, terörün finans şebekesinin, dolayısıyla sisteminin çökmesi tesadüf mü? Elbette değil.
Teröristlerin aldıkları dış kaynaklı yardımların engellenmesi, teröristlere istihbarat ve destek sağlayan emniyet güçlerinin tasfiye edilmesi, teröristlerin kamuda ve yargıda arkasını kollayan kadroların temizlenmesi, devlette ve memlekette ciddi bir rahatlama sağladı. Bunların bir daha tekrar etmesini istemiyorum.
Bir daha meclise bu kadar çok terörist ve yabancı ülke ajanı doldursunlar hiç istemiyorum.
Hayatında tek bir doğru işi olmadığını iyi bildiğimiz sahtekar, hırsız ve dolandırıcı şahsiyetlerin, “hırsızlık var! yolsuzluk var!” yaygarası altında kendi yaptıklarını unutturmaya kalkışmasını, başkalarını suçlayarak kendini temize çıkarma gayretlerini, gayet iyi görüyor ve ibretle izliyorum.
Bütün haysiyetsizlerin kendini iyi insan bellemesi içimi baydı yeter artık.
Namerde fırsat, düşmana cesaret vermekten başka bir işe yaramayan siyasi oluşumların haset fesat zırvalamalarını dinlemekten çok sıkıldım.
Üniversitelerin toplumsal faydaya katılacak bireylerden çok anarşist ve terörist yetiştirmesinden, gerzek ideolojilere kendini kaptırmış sersem eğitmenlerin, sağlam öğrencileri bozarak beş dakikada zombiye benzetmelerinden çok büyük üzüntü duyuyorum.
Cinsel tercihlere saygı dayatması altında, sürekli ibnelik propagandası yapılmasına, ibneliğin yaygınlaştırılmasına, ibneliğin iyi bir şeymiş gibi gösterilmesine, ibnelerin yüceltilmesine, ibneliğe özendirilmesine gıcık oluyorum.
İbnelik propagandası ile bozamadıkları gençlerimizi, ucuz ve yaygın olarak bulunan narkotik haplar ve sentetik uyuşturucularla yerlerde süründürmelerini nefretle ve tiksinerek izliyorum.
Sosyal medya zırvalıkları, algı yönetimi çirkeflikleri, sizin için en iyisi bu propagandaları ile var güçleriyle birliğimizi bozmak için uğraşıyorlar farkındayım.
Atatürk ilkelerini zerre kadar anlamamış, sadece laiklik (keyf için) ve halkçılıktan (oy toplamak için) ibaret sanan, milliyetçilikten nasibini almamış, devletini sevmeyen, Atatürk’ü sadece ve sadece propaganda malzemesi yapmaktan öteye gitmeyen, söylem ve davranışlarıyla Atatürk’ün değerini düşürmekten başka bir halta yaramayan, çakma Atatürkçü’lerden ve sahtekar cumhuriyetçilerden gına geldi. Sizin neyinize Türk büyüklerini sevmek, anlamak, yüceltmek. Siz gidin el alemin boş beleş idollerini benimseyin.
Kendileri çuvalla para kazanıp, çılgınlar gibi savuruyorken; birde halkın yanındaymış ta, vatandaşın halinden anlarmış, derdiyle darlanırmış ayakları yapan, ben buraya tırnaklarımla kazıyarak geldim falan filan deyip, çok büyük adam oldum havalarına giren samimiyetsiz elitlerden ve ünlülerden de sarhoş kusmuğu kokusu alıyorum.
Kendi menfaatleri doğrultusunda güdemedikleri insanlara karşı, her türlü çirkefliği yapmaya muktedir kötü niyetli insanların, mesnetsizce uydurduğu yalanlara, karalamalara, tezgahlara algılarım kapalı benim.
Meydan çirkeflik yapanlara kalsın, hep onların istediği olsun, hayat onlara güzel olsun. Yok öyle ben bunlara razı değilim.
Uydurulmuş yalanlarda yaşayan, algısı fesatlığında, haysiyeti yerlerde, neye hayır, neye evet dediğini dahi doğru düzgün bilmeyen şahsiyetlerin, sanal dünyasında ben yokum.
Ayrı dünyaların insanlarıyız, benim geçmişin acılarının geride kalacağına dair inancım ve namertlerin bir daha bu ülkenin başına dert olamamasına dair muradım var.
Devletin Gür Sesi
Devlet, kendisine her türlü adiliği yapanlara karşı, onlardan daha gözü kara olmadığı müddetçe, onların haset ve fesat emelleri ile baş etmekte zorlanır. Devletin gür sesi duyulmazsa, namertler meydanı boş zanneder, beyhude hayallere kapılırlar. Devletin, “Heeeyt Yettininiz Ulan!!” deyişini duymayı bu millet nasıl özledi, nasıl özledi anlatamam…
“Devlet halk için vardır.” diyenlerin çoğu işgüzarlardır zaten. Yok öyle bir şey… Bizler faniyiz, göçüp gideceğiz. Ama bu devlet bizden sonrakilerde kalacak, onları koruyacak, yaşatacak… O yüzden onun hep güçlü olması, güçlü kalması lazım. Devleti bu işgüzarlara yağmalatırsak yarın sığınacak bir çatımız kalmaz.
Meclisin çatır çatır kanun çıkartabildiğini ve uygulayabildiğini görmek gerçekten memnuniyet verici, bu benim özlemle beklediğim bir durumdu. Daha önceleri meclisin iş görmekte kifayetsiz kalışını görür ve üzülürdüm. Sen seçimle o kadar milletvekilini seç oraya gönder ama onların kanun çıkarmasını ve uygulamasını kime ve neye hizmet ettiği meçhul kimseler engellesin. Bu çok kahredici bir durumdu. Sistemi olan ve olabilecek her şeyi iyi ya da kötü ayırt etmeksizin durdurmak ve engellemek üstüne kurulu rahatsız kesim partilerinin hegemonyasında iş göremez hale getirilen meclisimiz, nihayet çalışmaya, üretmeye ve tavandan toz döktürmeye başladı. Büyük bir çoğunluğu memleketin iyiliğini istemeyen çevreler tarafından özenle seçilmiş haset ve fesat temsilciler tarafından randımanı en aza indirgenmeye çalışılan meclisimiz, çatır çatır kanun çıkartır ve çıkarttığı kanunları kütür kütür uygular oldu. İşi gücü meclisin kanun çıkartmasını, uygulamasını engellemek olan, çıkartılan her türlü kanun ve yönetmeliği istisnasız bozdurmak için üst akıl mercilerine taşıyan, 10 yaşında çocuğun bile içyüzünü bildiği meseleler için gereksiz araştırma komisyonları kurmayı marifet sanan, bunlarla gündemi sulandırmayı, meclisi kitlemeyi, vatandaşı oyalamayı vazife bilen, bu fesat ve asıl bağnazın önde gideni yapının eli kolu bağlanmış oldu. Tabi şimdi ellerinden oyuncakları alınmış arsız veletler gibi zırlamaya başladılar. Bu da izlemesi keyif verici olan bir şey…
Onu oraya getiren üst akıl tarafından, bozgunculuk performansı beğenilmediği için boyuna fırçalanan, arada tokatlanan, bazen de kulağının dibinde silah patlatılan muhalefet liderleri için (bir tane değil bu modelden tedavülde çok var) bu dönem kabus oldu. Elleri kolları bağlandı. Meclis şimdi su gibi akıyor ve onlar bu akışı kesemiyorlar. Bir yandan patronları kıyameti kopartıyor. “Ne işe yararsınız? Sizi oraya boşuna mı getirdik? Bir haltı beceremediniz?” diye sürekli fırça yiyorlar. Bu da izlemesi keyif verici olan başka bir şey…
Meclisi uzun zamandır bu kadar kararlı ve istekli görmemiştik. Meclisin gönüllerde olması istenen kimliğine kavuşması da ayrıca kıvanç verici… Biz ne yaparsak yapalım bu mendeburlar onu da engelleyecek bir numara bulur diye yılgınlığa kapılmış, iş yapma ve meydana getirme hevesini kaybetmiş vekillerin; silkindiğini ve üzerinden ölü toprağını attığını, gözlerine nur, akıllarına şuur geldiğini görmekte ayrıca çok güzel bir şey…
Tabi çıkartılan kanunlardan, uygulamalardan ve daha dur peşinden neler gelecek endişelerinden; menfaatlerinden olmuş, beti benzi atmış, hayatının tadı kaçmış, rahatsız kesim temsilcilerinin çaresizliklerini ve kederlerini kenardan çekirdek çitleyerek izlemekte çok keyifli…
Eskiden olsa, çalanın çırpanın, iftira atanın, çirkeflik yapanın; yaptığı yanına kar kalır, giden hep devletten gider zannederdik. Ama devir değişmiş, Devletimiz masaya yumruğunu vurur, hakkını savunur, zararını tazmin eder olmuş. Namertlerin varlığına el koyması, onları menfaatlerinden etmesi beni ziyadesiyle sevindirdi. Devletin gür sesi duyulmaya başlanınca, içimde bir coşku hisseder oldum. Ben de hal böyleyken; tam tersine yedikleri haltlardan dolayı, “Göt Korkusunu” iliklerine kadar hissedenleri görüp izlemekte, bir tepeden “İstanbul Manzarası” kadar güzel…
Onun Bunun Çocukları
İktidarı ele geçirmek için uğraşanların eylem ve söylemlerine bakıldığında; çıplak gözle bile görülebilen bir gerçek var ki; o da bu ülkenin insanı olmadıkları… Halk arasında da böylelerine onun bunun çocukları deniyor.
Yüzyılı aşkın bir süredir sürekli “hırsızlık var! yolsuzluk var! falan filan elden gidiyor!” diye ortalığı velveleye vererek, nefret ve öfkeyle halkı galeyana getirerek, anarşi ve isyanla karambolden iktidarı ele geçirmeye çalışırlar. Maalesef tarihte bu ve benzeri çirkef niyetlerinden doğan girişimlerinde pek çok defa başarılı da olmuşlardır. Propagandaları ile kendileri gibi haset fesat insanları etraflarında bir kitle halinde toplamayı başarmış ve kendi işlerine gelen ibneyi, puştu iktidara getirmek yolunda onları pek güzel gütmüşlerdir. Bunların pazarladığı yalanları yiyen, tezgahladıkları oyunlara kanan her zaman çok olmuştur. Muhtemelen olmaya da devam edecektir. Mesele yiyen yer, ama ben yemiyorum hadisesidir.
Devletin bankasının 50 milyon dolarını 5 yıl geri ödemesiz kredi olarak (hiç geri istemeyeydi daha iyiydi.) yancılarına peşkeş çeken, sonrada verdimse ben verdim diyen pişkin cumburlopları, gudubet karısının emrinde gezen fifi model ezik başbakanları, ekonomi profesörüm diye gelip bir ayda ekonominin içine eden sersemleri, askerlikten başka her şeyle uğraşan darbeci dımbırtıcı orduevi paşalarını, el alemin karısını düdükleyeninden tut, alenen başka ülkelerin menfaatleri için faaliyet gösteren, zevzek, fesat, mendebur, bunak, muhalefet liderlerini, başka ülke gizli servislerinin maymunu olan cemaat liderlerini, kumpascıyı, tezgahçıyı, dolandırıcıyı, kaçakçıyı, mafyayı, ihya edenleri, kifayetsizleri, çirkefleri, bunlar ve benzeri memleketin yüzkaralarını çok gördük. Ve bıktık.
Türkiye’nin yollar, köprüler yapamayacağına, tüneller açamayacağına, tesisler, santraller kuramayacağına, kendi silahlarını üretemeyeceğine bizi inandırmışlardı. Çok kötü kandırılmışız, bizi çok fena keklemişler neticede bunu görmüş olduk. İsteyince, uğraşınca, kaynakları doğru kullanınca her şey yapılabiliyormuş. Bunu çözdük.
İktidar kötü değil, ona kötü diyenlerde var bir götlük, onları biraz dikkatle inceleyip, altını eşelediğin zaman ne mal oldukları meydana çıkıyor. Asıl bunun üzerinde durmak lazım. Bu çirkefliklerin altında ne var. Neyi gösterip, ne yapmaya çalışıyorlar, kimlere hizmet ediyorlar, neyin peşindeler bunu anlamak, çözmek lazım.
Bu yazıyı ilk kaleme aldığımda, O Cumhurbaşkanı olmak üzere olan başbakandı. Yazının içeriğinde bazı güncellemeler yapmak gerekti. Ama özü ve düşüncesinde bir değişiklik olmadı.
Cumhurbaşkanının; yapılan tüm çirkeflik, pislik, adiliklere, uydurulan yalanlara, atılan iftiralara, kurulan tezgahlara rağmen; hala dağ gibi, taş gibi, kol gibi, baş gibi dimdik ayakta kalmasını alkışlıyorum. Makus talihini yenemeyen, sürekli kaybetmeye alışmış ülke insanının, artık kaybetmeyen, kimi zaman zorda olsa kazanan, ama hep kazanan bir pehlivanı var.
Kendi başarısızlıkları yüzünden başkalarını suçlayanlar, menfaat kaybına uğradığı için dellenenler, torpil, beleş, avanta bulamadıkları için çıldıranlar, başkalarının sahip olduklarına fesatlananlar, ruhsal bozuklukları olanlar, başarısızlar, beceriksizler, tembeller, ülkemize zarar vermek isteyen dış mihraklar, kin güdenler, düşmanlık besleyenler, ilerlemesini, gelişmesini, halkının refaha kavuşmasını istemeyenler, yalancılar, sahtekarlar, samimiyetsizler, hırsızlar, küçük penisliler, fifi model erkekler, oğlum bak git zibidileri, sosyal medya ibişleri, boş beleş sanatçı, aydın, ünlü takımı gibi çeşidi bol, saymakla bitmeyecek böylesine kalabalık ve rahatsız bir güruhtan; boş akbil sesi çıkarttırmasından büyük memnuniyet duyuyor ve de takdir ediyorum.
Meseleye Türkiye’nin Türkiye’den yönetilmesi gerek perspektifinden baktığımdan mevcut iktidar bunu karşılıyor. Bütün politikalarına ve icraatlarına çokta bayılmasam da, yanlışlarının ve eksiklerinin olduğunu görsem de, mecbur mevcut iktidarı destekliyorum. Çünkü diğerleri iktidarı bir ele geçirirse; bir gecede Güneydoğu Anadolu’yu, özerk bilmem ne federasyonu yapan kararnameyi imzalar, ertesi güne de Bodruma tatile giderler diye derin endişem var.
Her türlü demokratik ibnelikten tiksiniyorum.
Eylemdi, tepkiydi, protestoydu, anarşiydi, bok püsürdü git doğduğun yerde yap!
Her ibneliğe, her götlüğe, Demokratik Tepki adı altında kılıf uydurulmasından çok sıkıldım, yeter artık! Nerde faydasız, başarısız, iki eliyle bir çubuğu doğrultamayan boş beleş insan varsa; kendini aktivist, falan filan diye niteleterek, önemli bir şahsiyet olduğunu zannetmeye başladı. Herkes canı ne isterse yapmayı kendinde hak görüyor. Sınır, limit, kanun, adet, gelenek diye bir şey kalmadı. Ne varsa çiğneniyor. Çirkeflikler erdem oldu, erdemler kerizlik!
Bu kadar başı boşluğa, gevşekliğe, arsızlığa benim tahammülüm yok.
Türk; töresi olan demektir. Yani sınırları, kuralları olan…
Cinsel tercihlere de saygı duymuyorum.
Cinsellik konusunda ülkemizde, kadın atlı erkek ise yayadır. Haliyle kaçan atlılar, sürü halindeki erkekler tarafından kovalanmaktadır. Dolayısıyla kadınlar lehine ciddi bir talep enflasyonu söz konusudur. Bu durumdan faydalanmak isteyen ya da erkek olarak hayatta tutunamayan veyahut kendi tarafında hiç bir varlık gösteremeyenlerden, bazıları taraf değiştirip bir de şansını karşı tarafta denemek istiyor. Gerek ilgi alaka görmek, istenen olmak için, gerek ibnelerin yaşadığı tatlı hayata özendiklerinden, gerekse menfaat elde etmek için, bilerek ve isteyerek cinsel kimlik değiştiriyorlar. Olayın genetikle ya da doğuştanlıkla falan alakası olduğunu sanmıyorum. Bariz bir şekilde, kendileri sonradan meyilleniyorlar.
Ama ibnelerin ibneliği işte, ibneliği saygın bir şeymiş gibi göstermeye çalışırlar. Yok biseksüelmiş yok hede hödö seksüelmiş gibi değişik Latince isimlerle adlandırmaya çalışırlar ki mühim bir şeymiş gibi düşünülsün. Yurdum insanı bilmez öyle tuhaf isimleri… Ama ibne dedin mi seksen milyon bilir ne olduğunu. Sözün özü, uzun lafın kısası, ibneye Türkçe’de ibne denir. Yine dünyanın neresine gidersen git. İbneye yine ibne denir. Normal bir insan evladının yapamayacağı kötülükler ve fenalıklar yine ibnelik başlığı altında toplanmıştır. Köşe başlarını tutmuş ibneler, kendilerini metheder; ibneliğe saygı duyulması için topluma baskı yaparlar. Bunun methedilecek, saygıyla karşılanacak bir tarafı yoktur. Onların uydurduklarına göre cinsel tercihlere saygı duymak medeniyet gereğiymiş.
Her türlüsü uzak olsun.
