İş Hayatı ile ilgili sözler

İş hayatında herkesin niyeti iş yapmak değildir.

İş hayatında, çalışanların niyeti sadece iş yapmak ve para kazanmak olsaydı. Her şey çok daha kolay olurdu.

Bankalar firmaları büyütmez, batırır.

Personel maaşlarını banka kredisi kullanarak ödeyen firmalar, genelde büyümez, batarlar…

Satamayan işletmeler batar…

Ucuza satan değil, yeteri kadar satamayan batar…

Kaçan balık büyük olur.

Eğer müşteriye beklediğinin iki, üç katı üzerinde fiyat verirsen, bu ona küfür gibi gelir, arkasına bakmadan gider.

Erdemli İnsan

İnsan nedir?

Düşünebilen, etrafındaki bilgileri toplayıp yorumlayabilen, sonuçlar çıkartarak uygulayabilen, çevresindeki kaynakları kullanabilen akıl yetisine sahip bir canlıdır. Akıl ve uygulama yetisiyle diğer canlılarla arasında çok büyük mesafe vardır.

İnsanlar da kendi aralarında çok farklı şekillerde kategorize edilebilir. Farklı sınıflara ve derecelere ayrılabilir. Akıl ve aklını kullanma yetisini baz alarak insanları gruplayabiliriz. Sonradan kazanılmış güç ve nüfuz özelliklerini baz alarak ta yine insanları sınıflandırabiliriz. Etnik yapılarına ve fiziksel özelliklerine göre de ayırabiliriz. Ama insanın iyisini tanımlamak istersek yukarıdaki ayrımlar ve gruplamalar hafif ve eksik kalır. İnsanın değerini tespit edebilmek için en iyi değerlendirme, erdem kriterleriyle yapılabilir. Sadece insana mahsus bu davranış kriterleri, iyi insan ve kötü insan arasındaki doğrusal çizgide, kişinin nerede olduğunu gösterebilir. Erdemlerin insana değer kattığını, kötü davranış ve huyların da değerini düşürdüğünü düşünürsek, iyi insanı değerli olarak taçlandırabilir. Kötü insanı da değersiz diye işaretleyerek yerin dibine sokabiliriz.

Hatta bunu için bir raiting sistemi de icat edebiliriz. Buna benzer bir şeyi at yarışlarıyla bilimsel olarak ilgilenen kardeşim yapmıştı. Şöyle ki, atlar yarıştığı rakiplerine göre raiting puanı almakta, kilo, mesafe, jokey, pist gibi faktörlerde atların raitingini etkilemekteydi. Bu sisteme göre başarılı olan atların raitingi yükselmekte, başarısız olanlarınki düşmekteydi. Sonuçlarda oldukça başarılıydı. Mesela grubun raiting ortalaması 1800 iken o grupta 2000 üstünde raitingi olan atın yüksek ihtimalle kazanacağını ya da en kötü ihtimalle dereceye gireceğini kestirebiliyordunuz.

Buna benzer bir sistemi asırlar önce atalarımız düşünmüş. Her insanın ve insan topluluğun BUYAN (rüzgar tayı) dedikleri bir nevi raitingi varmış. Buyan bir nevi talih gibide açıklanabilir. Kişinin ve toplumun dilediği iyi şeylere kavuşma ve elde etme şansı, diye de tanımlanabilir. Toplumun buyanı da o toplumun kalkınma ve refahını etkileyen bereket katsayısı gibi düşünülebilir. İnsanların erdemli davranış ve halleriyle buyanları yükselmekte, kötü ve olumsuz davranış ve hareketlerinden dolayı düşmekte imiş. Kişinin yaptığı olumlu şeylerden dolayı bağlı bulunduğu toplumunda buyanı yükseliyormuş. Örnek olarak, bir köyden çok başarılı bir pehlivan çıkmasının; o köyün bereketini artırdığına inanılıyormuş. Yahut bir aile ferdinin harami olmasının, bütün ailenin başına uğursuzluk getirdiğine inanılıyormuş. Oldukça mantıklı olan bu sistemde kişinin sorumluluğunun kendisiyle bitmediği, her bireyin toplumsal bir sorumluluğunun olduğu da belirtilmiş. Aslında bir nevi Dünyanın adaletinin işleme mekanizması gösterilmiş. Doğru düzgün yaşar, iyi şeyler düşünür, iyi şeyler yaparsan; elbette ki hayatında da başına iyi şeyler gelir. Ama yalan yanlış yaşar, kötü şeyler yaparsan, hayatın hışmına uğrarsın, sende yakınlarında bundan zarar görürsün, ondan sonrada “benim başıma ya da bizim başımıza bunlar neden geldi deme” şeklinde de sonucu açıklanmış.

Benim buna yorumum. “gel de inanma”

Gerçek Türk nasıl olur?

Türklük bir şahsiyettir. Bir tanımlamadır. Kişinin kim olduğunu, özelliğini ve olaylara karşı duruşunu gösterir. Türklük; Ucunda bir mükafat olmaksızın, bir zaman değil, her zaman erdemli insan olmaya gayret etmektir.

  Türklük; Bir ırk diye tanımlanabilecek kadar, basit bir genetik hadisesi değildir.

Binlerce yıllık bir oluşumdur. Atalarından gelen ve doğruluğu ispatlanmış kaidelerle, insanın olgunlaşmasıdır. Bir felsefedir, kültürdür, insanlara mahsus güzel bir özelliktir. Türklük insanın kanında, DNA’sında değil, maneviyatındadır. Gönüldedir, vicdandadır, akıldadır. Türklük, soyağacında, gen haritasında değildir. Irkçılıkla eşleştirilemez, bağdaştırılamaz. Bu tür yaklaşımlar kötü niyetli kimselerin, kötü gösterme ve karalama gayretlerinden başka bir şey değildir.

  Türk’ün, sarışın mavi gözlüsü de olur, kara kaşlı, kara gözlüsü de olur. Türk’ün boylu poslu, güçlü kuvvetlisi de olur, ufak tefek ama zehir gibi akıllısı da olur. Kaş, göz, boy, pos, şekil, şemal, Türk’ü göstermez. Zaman onu gösterir. Gerçek Türk kendini her yerde belli eder.

  Türklük insana mahsus erdemlere yakın gitmeye çalışmaktır.

Türklük doğruluk eksenine yaklaşıldığında artan bir frekans gibidir. Bu frekansın varlığını hisseden insan da memnuniyet ve tatmin duygusu oluşur. Gerçek Türk bunu yüreğinde hissedendir. Dünyaya yüreğinden bağlıdır. Doğaya, tüm canlılara, bulunduğu yere ve yaşadığı ortama her zaman saygısı ve sevgisi vardır. Gerçek Türk tabiatın bir parçasıdır. Başkaları gibi ayrı ve aykırı olmaya çalışmaz. Onunla bütünleşmiştir. İçinde bulunduğu şartlar kötü, gidişat hayra alamet olmasa bile, yaşam enerjisini içinde muhafaza eden ve hatta zor durumlarda bunu daha da artırandır. Sahip olduklarına ve yaşantısına şükredendir. Daha fazlasını elde etmek için, ağlayan, yalvaran, isyan eden, çirkeflik yapan değildir, olamaz! Gerçek Türk’ün her şeyden evvela duruşu sağlamdır. Eğilip, bükülmez. Bırak yıkılmayı, öyle kolay kolay sarsılmaz.

  Gerçek Türk sade ve öz konuşur. Amacını ve isteğini net olarak anlatır. Laf kalabalığı yapmaz, lafı evirip çevirmez, ne kendinin ne de başkasının zamanını ziyan etmez, sözünü direk söyler.

  Gerçek Türk, zamanın kıymetini bilendir. Hızlı düşünür, hızlı karar verir ve hızlı hareket eder. Her işini çabuk ve pratik halleder. Takipçidir işini yarım bırakmaz. Gerçek Türk, yürüyüşünden bile bellidir. Tempolu ve hızlı adımlarla yürür.

  Gerçek Türk, doğru insana en iyi örnektir.

Doğruluk, Türklüğün kıvamını artırdığı gibi, yanlışlarda insanı Türklükten uzaklaştırır. Türklük; adiliği, hainliği, hasetliği, fesatlığı kaldırmaz. Bunlar varsa Türklük elden gider.

  Gerçek Türk olmanın şartları vardır, yeterlilik gerektirir. Ama torpili, beleşi, avantası, sosyal garantisi, yoktur. Türklüğün şanı, şerefi vardır.

  Gerçek Türk; yiğitlik ve mertlik konusunda İngilize şövalyelik öyle olmaz böyle olur diye doğrusunu gösterir. Konu güzel sanatlar oldu mu Fransıza sanat tarihi dersi verir. Ticareti ne olursa olsun para kazanmak zanneden Amerikalıya, ekmek parasının ne anlama geldiğini öğretir.

Türklük bir yoldur. İzlenen bu yol insanı özel insan yapar.

Doğuştan özel insan yoktur. Doğan bebeğin; kanında, DNA’sında, soy ağacında, genetik haritasında Türklük aramak doğru olmaz. Onu gelecek gösterecektir. Türk; yaşayarak olunur. Türklerle, Türk memleketinde yaşamayı sevmişse, Türk kültürünü ve Türk töresini benimsemişse, hayata ve insana sevgisi varsa, insana mahsus erdemlere gönülden bağlanmışsa, o artık Türk’tür. Bunu “Ne mutlu Türküm diyene!” diyerek te cihana ilan eder… Türklük, içten gelen bir sevgidir. Sevgi kadar güzeldir. Lakin zorla güzellik olmaz, zorla Türklük hiç olmaz. Türklük, gönülden olur. Bunun için kimseye ısrar etmeye de gerek yoktur. Herkes Türk olmasa da olur. Olduğu kadarı cihana yeter… Türklük, özgürlüğü seçmektir. Özgür iradenin hayat buluşudur.

Gerçek Türk; Öyle olmaz böyle olur…

#TekBaşınaOlmak

Ya sen doğruysan da onlar yanlışsa?

Bu resmi Fargo dizisinin bir sahnesinde, arka planda görmüştüm. Görür görmez gülümsemiştim.

“İşte bu benim.” demiştim.

kitle güdücülere inanmayan,

algıcı takımına kulak asmayan,

kendi gözlemlerine güvenen,

başkalarının uydurduğu yalanlarda yaşamayı kabul etmeyen,

kendi analizlerine ve değerlendirmelerine inanan,

kendi çıkardığı sonuçlara göre yönünü belirleyen,

kendi yolunda giden,

yaptıklarının sorumluluğunu üstlenen,

sonuçlarına katlanan,

kendi kaderini kendi çizen,

olmadı bir daha çizen,

o da olmadı bir daha çizen,

yine de devam eden,

gerçeğin peşinde…

Çevremde gördüğüm kadarıyla bir tek ben varım.

Sadece TÜRK

Devlet Yönetiminde Meritokrasi

   Devlet yönetiminde, Demokrasi değil de Meritokrasi esas alınmalı diye düşünüyorum. Yani liyakate dayalı insan seçimi… Devletimiz; vatanına milletine bağlılığı, çalışkanlığı, üretkenliği ve vizyonu gerçek olan kişi ve kadrolar tarafından yönetilmeli.   

   “Devlet halk için vardır.” diyenlerin çoğu işgüzarlardır zaten. Yok öyle bir şey… Bizler faniyiz, göçüp gideceğiz. Ama bu devlet bizden sonrakilerde kalacak, onları koruyacak, yaşatacak… O yüzden onun hep güçlü olması, güçlü kalması lazım. Devleti bu işgüzarlara yağmalatırsak yarın sığınacak bir çatımız kalmaz.

   Yersen halk için, devletin yönetimini ele geçirmek isteyenlerin, art niyetinin başka olduğunu gayet net görüyor ve biliyorum. Derdi belası devletin ve kamu kurumlarının kaynaklarını sömürmek olan bu art niyetlilerin, o noktaya gelebilmek için verdikleri tavizlere ve vaatlere bir bakın irkilirsiniz.

  • Milyonlarca boş beleş insana; bankamatik memurluğu
  • On binlerce üst düzey boş beleş insana; sekreter düdüklemeli daire başkanlıkları ya da müdürlükler
  • Destekçilerine; kredi kartı borçlarını silme vaatleri
  • Yandaş işadamlarına; akla hayale sığmayacak peşkeşler
  • Terör ve anarşi yanlılarına; kadrolar, ihaleler ve dokunulmazlık
  • İktidarı ele geçirmelerine destek veren ülkelere; limitsiz kapitülasyonlar

Sırtına böylesine yükler bindirilen bir devlet ayakta kalabilir mi?   

   Demokrasi sayesinde, türlü çeşitli vaatlerle #rahatsızkesim insanlarını peşlerine takarak, terör ve anarşi yanlılarının da desteğini alarak belli noktaları ele geçirebildiklerine; ele geçirdikten sonra nasıl yağmaladıklarına, nasıl borca batırdıklarına, terör ve anarşi yanlılarını nasıl maaşa bağladıklarına şahit olduk.

   Yanlışlıkla iktidarı ele geçirirlerse, olabilecekleri düşünmek bile irkilmeme neden oluyor.

#Demokrasiyeİnanmıyorum

Karı dırdırı radyasyon gibidir

Adamın beynini çürütür.

   Nedir karı dırdırı? Kadının en bilinen balistik taarruz silahıdır. Vereceği zararı hesap etmeksizin, neden olacağı etkiyi düşünmeksizin acımasızca kullanırlar bu silahı… İnsan kulağının tahammül edemeyeceği çirkin bir ses tonuna çıkarak, kalp kırıcı, üzücü, aşağılayıcı ve yaralayıcı derin anlamlar taşıyan sözler sarf ederler. Çoğunlukla bu sözler yenir, yutulur, altından kalkılır ve affedilir gibi değildir. Yüksek dozda kadın dırdırına maruz kalan erkek, bunların ağırlığı altında ezilir, beyni sulanır, çalışamaz hale gelir, yaşama sevincini kaybeder. Onun için hayatın anlamı kalmaz. Dırdır, kadınların erkeği dürülmüş öküze çevirmekte kullandığı en etkili yöntemdir. (dürülmüş öküz: erkekliği elinden alınmış boğa demek)

Nasıl kullanırlar bu silahı? 

Öncelikle kendilerini köşeye sıkışmış bir kedi gibi çirkinleştirirler. Öyle olur ki daha önceden güzelliğini beğendiğiniz yüzün nasıl böyle iğrenç bir görüntüye dönüştüğüne hayret edersiniz. Erkek çirkinlikten korkar, ilişmek istemez, uzaklaşmak ister. Kadın bunun farkındadır. Bu korkunç haliyle erkeğin üzerine gider. Ve bunu en çirkef ses tonuna çıkarak, en yüksek desibelde yaparlar. Bu esnada başka bir amaçta güdülmektedir. Bağırmak suretiyle etrafa ve konu komşuya bu evin, bu ilişkinin hakimi benim, burada benim borum öter mesajı vermeye çalışırlar. Erkek evinden dışarı bağırtı veya münakaşa sesleri yayılmasını istemediğinden çoğunlukla ortamı yatıştırmaya çalışır, alttan alır. Erkeğin bu olumlu çabasını gören kadın, zaferi bir katliama dönüştürmek için daha da üstüne gider…

Öncelikle bu radyoaktif silahı neden kullanırlar? 

Bu çok amaçlı bir silahtır. En çok kullandıkları bazı durumları sıralarsak…

– Erkeği sindirmek

– Sinir etmek

– İntikam almak

– Hadise çıkarmak

– Kendini savunmak

– Üstünlük sağlamak

– Domuzluğundan (nedensiz)

Kadın dırdırına karşı erkeğin kullanabileceği savunma silahları nelerdir?

DÖVMEK: Dırdıra karşı etkin bir silahtır. Ağzının ortasına yapıştırılacak sağlam bir tokat ya da yumruk benzeri bir vuruş, dırdırı şıp diye keser. Ancak dayakta nükleer bir silahtır. Kullandıktan sonra büyük yıkıma neden olur ve bir çok şeyi mahveder. Telafisi ve geri dönüşü yoktur. Kötü etkisi yıllar boyu geçmez. Ayrıca gerek boşanma mahkemesi ve gerekse toplumda kullanımı hoş karşılanmaz. Erkek için erdemli ve etik bir silah değildir. Hele ki devam edecek bir ilişkide kullanımı ileride çok büyük kayıplara neden olacaktır. Kullanımı kesinlikle tavsiye edilmez.

SÖVMEK: Dayaktan daha az etkin ama yan etkileri de daha az olan bir silahtır. Dırdıra başlayan kadının, anasını, babasını, ailesini ya da bazı manevi değerlerini hedef alan ve kadınında pek kolay ağzına alamayacağı kelimelerden imal edilmiş olan küfür sözcükleri etkin şekilde kullanarak; kadın dırdırdan vazgeçirilebilir. Ancak bu küfürlerinde zaman içerisinde kötü etkisi yaşanacaktır. Lakin yine de bunun bir savunması vardır. Sen dırdır ettin bende sövdüm diye kötü etki hafifletilebilir. Ama buda etik olarak doğru silah değildir. Eğer kullanılacaksa da kesinlikle yalnız olunan ortamlarda kullanılmalıdır. Bu silahın kullanıldığına dair bir şahit etrafta olmamasına dikkat edilmelidir.

ALDATMAK: En saçma silah, hatta böyle bir silah olamaz. Dırdır eden kadını bunu bahane ederek aldatırsanız ve birde bunu belli ederseniz, çok daha fazlasına maruz kalırsınız. Böyle bir şey yok, unutun.

AMBARGO UYGULAMAK: Bilinçli bir silahtır. İşe yarar. Ancak bu silahı kullanabilmek için güçlü durumda olmak gereklidir. Güç sizin elinizdeyse ambargo uygulayabilirsiniz. Başarılı bir ambargo karşısında kadın geri çekilmek zorunda kalır. Ancak bir çok durumda ambargoyu tüm şartlarıyla uygulamak gerekir. Örnek olarak; maddi gücünüzle ambargo uyguluyorken; gece yatınca seks için yavşarsanız, ambargo başarılı olmaz.

ANTİ DIRDIR: Kadının aynı silahını kendine karşı kullanmaktır. Aynı yüksek ve çirkin ses tonuyla karşılıklı münakaşa etmek de bir savunma olabilir. Ancak malum bu kadınların uzmanlık alanıdır. Bu silahı ancak bu konuda özel yeteneği olan erkekler denemelidir. Herkese tavsiye edilmez. Mesela tek meziyeti zevzeklik etmek olan bir siyasi parti genel müdürü kadın dırdırına karşı, anti dırdırı etkin olarak kullanabilir…

TERKETMEK: En şık, en etkin savunma yöntemidir Dırdıra mı başladı? Hemen uzaklaşın ortamdan, onu yalnız bırakın, terk edin gidin, göt gibi kalsın meydanda, duvarlar dinlesin sesini… Onu sessizliğe mahkum edin. Hatta bu durumda iyi bir şey de olacaktır. Sizden alamadığı hırsını etrafındakilerden çıkartacaktır. Kendi dost, arkadaş vs. gibilerini arayarak, onların kafasını ütüleyecek, onların zamanını gavur edecektir. İşte düşmanın silahıyla, düşmana zarar vermek buna denir. Sizde bu esnada güzel bir mekanda kendinize bir ziyafet çekin, keyfinizi katlayın.

Netice olarak; yayılan radyasyonu temizlemenin veya ondan korunmanın bir yolu olmadığından, en iyi çare, arkana bakmadan oradan uzaklaşmaktır. Dünyada hayatın bütün güzelliklerini sunduğu, harika yerler her zaman vardır. Bulunur ya da bulunmaz ama her zaman aramaya değer. Belki bu yolda giderken insan, gezgin olur, şair olur, evliya olur belki de yitip gider ama başına gelebilecek hiç bir şey, yaşarken çürümek kadar kötü olamaz…

#karıboşamak

Karı boşamak evliye de kolay.

Bekara karı boşamak kolay. Gerekli şartları yerine getirirse, evliye de kolay. Lakin gerçekten de karı boşamak basit bir hadise değildir. Toprağa kök salmış bir ağacı, elle çekip çıkarmak kadar zor bir durumdur. Neticeye giden yolda size avantaj sağlayacak olan etmenleri ve daha sonra bu yolda giderken sırtınıza yük olacak handikapları inceleyelim.

AVANTAJLAR

FİNANS GÜCÜ:

Eğer ciddi bir finans gücüne sahipseniz bütün handikaplara rağmen kazanma şansınız çok yüksek olacaktır. Çünkü boşanma hadisesi başından sonuna kadar çok ciddi finans gerektirir. Her aşamasında para kullanılır. Eksikliğinin hissedildiği noktada duruma hakimiyet te kaybedilmeye başlar. Finans gücünün etkin şekilde kullanımının; karşı tarafın sindirilmesinden tutunda, şartların ve gidişatın istenen şekle sokulmasına kadar, bir çok konuda büyük etkisi vardır. “Bir pençesi bin pehlivanı yıkar, karşısında durulmayan aslan paradır.” sözünü unutmuyoruz.

EVLİLİK SÜRESİ:

Evlilik süresi ne kadar kısaysa haliyle boşanmakta o kadar kolaydır. Süre uzadıkça tehlike ve riskte artmaya başlar. Süre uzadıkça evli olduğunuz kişi sizi daha iyi tanır. Tanınmak handikaptır. Hayatınıza daha çok yerleşir. İyi yerleşmiş, savunma düzenini almış birini yerinden etmek te haliyle zordur. Ayrıca evlilik süresi mahkemede de handikap olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun, hükmedilecek nafaka ve tazminat üzerinde kesin negatif etkisi vardır. Birde süre uzadıkça geçen zamanı, “Beni uzun süre kullandın, benden faydalandın, şimdi bunun bedelini öde” şeklinde karşınıza çıkartırlar ki; bu da en iğrenç tarafıdır.

CESARET:

Karı boşamak mangal gibi yürek ister. Çünkü buna niyetlendiğinizde alakalı, alakasız bir sürü insani karşınıza alırsınız. Herkes sizi yolunuzdan çevirmeye çalışır, kimse size hak vermez. Herkes önünüzdeki engelleri artırır, durumu zorlaştırır. Ummadığınız insanlardan baskılar, tehditler görmeye başlarsınız. İşte bu yüzden yola çıktığınızdaki cesaretinizi, izleyen günlerde koruyamayacak ve hatta daha da artıramayacaksanız. Hiç boşanmaya niyetlenmeyin.

SABIR:

Çok ciddi sabra ihtiyacınız var. Çünkü hiç bir şey istediğiniz gibi gitmeyebilir, düşündüğünüzden çok daha uzun sürebilir. Tahammül sınırınızı zorlayan davranışlarla ve olaylarla karşılaşabilirsiniz. Boşanmaya niyetlenen adamın kesinlikle çelik gibi sinirlere, kale gibi sabra ihtiyacı vardır. Cesaret yiğidin ordusuysa; sabır kalesidir.

İSTİKBAL:

Önemli olan banka soymak değil, kaçış planıdır. Yani yanınıza kar kalmayacaksa boşanmayın. Boşandıktan sonra hayatınız daha iyi olacak mı? Karınızdan kurtulduktan sonra, dertleriniz sıkıntılarınız azalacak mı? Bunun muhasebesini iyi yapın. Boşuna cefa çekmeyin. İstikbal vaat ediyorsa karı boşayın. Yoksa oturun oturduğunuz yerde…

HANDİKAPLAR

ÇOCUK:

En zor handikap. Varlığı boşanırken de boşandıktan sonrada hep sizi zor durumda bırakacaktır. Eğer çocuğunuz varsa, onun boşanmadan sonraki durumunu iyi planlayamıyorsanız işiniz çok zor. Ayrıca çocuk mahkemede kadın için çok büyük avantajdır. Bütün şartları onun lehine çevirebilir. Bundan dolayı ki evliliğini tehlikede hisseden veya servet avcısı kadınlar, direk olarak yapmaya oynarlar. Çocuk sahibiyken boşansanız da, karınızdan tam olarak kurtulamayacağınızı bilin. Her işine geldiğinde ya da ona her lazım olduğunuzda size ulaşılabileceği kısa yoldur çocuk.

İŞ HAYATI:

Karısından ayrılmaya niyetlenen kişinin, iş hayatında başarısını koruyabilmesi pek kolay olmayacaktır. İşimiz hayatımızı idame ettirmek için gerekenleri temin ettiğimiz ana kaynak olduğundan, boşanma hadisesi savaşa dönüştüğünde düşman öncelikli olarak buraya saldıracaktır. İşinize taş koymaya ya da sabote etmeye çalışırlar. Finans olarak çöken bir adam teslim olmaya mahkumdur, ya da yok olmaya… Her şeye rağmen işinizde ayakta kalmayı başarırsanız. Boşanma mücadelesini kazanabilirsiniz.

KONUŞMAK:

Ne kadar konuşursanız, o kadar batarsınız. Konuşmak kadının kendi sahasıdır. Siz de bu durumda deplasmandasınız bunu unutmayın. Boşanmaya karar verilmişse, zaten üzerinde konuşulacak tartışılacak bir şey yoktur. Bu saatten sonra fazla konuşmak, fazla malzeme vermektir. Duygu sömürüsü, demagoji gibi silahların menziline girersiniz. Merhamet ve vicdan üslerinizi hedef alan düşman çok ciddi zararlar verebilir.

CİNSELLİK:

Kadının, kadınlık silahının etkili menzilinden çıkamazsanız, işiniz çok zor. Eğer ki bu konuda onu devre dışı bırakamıyorsanız ya da alternatifini yaratamıyorsanız. Yani ikmal yapacak yeni lojistik hatlarınızı oluşturamıyorsanız, çok zorlanırsınız. Boşanma arefesinde onun cinsel çekim alanından çıkamazsanız. Dirayetinizi ve boşanma disiplinini kaybedebilirsiniz. Disiplin ve kararlılık kaybedilirse mücadele de kaybedilir.

GENEL OLARAK;

İyi düşünün, iyi planlayın, bir şey sezdirmeyin, uyarmayın, çocuk oyunu değildir ciddiye alın, istikbalinizi garanti altına alın, yaptıklarınızın yanına kar kalacağından emin olun, sonra harekete geçin.

Yarı yoldan dönüp te kendinizi rezil etmeyin.

#karıdırdırı