Memleketimizde insanların alışkın olduğu, geçmişten gelen evlilik türlerinin yanında bazı günümüz şartlarınca değişime uğramış ya da türemiş çeşitli evlilik türleri de mevcuttur. Bunlardan bazıları çok bilinen haliyle kanıksanmış durumdadır. Ancak bazı evlilik türleri, toplumsal samimiyetsizlikten ve insanların gerçeği telaffuz etmeye gözü yememesinden dolayı çarpıtılmıştır. Sanki üstüme vazifeymiş gibi bu samimiyetsizliği ve çarpıtmaları ortadan kaldırarak, memleketimizdeki çok bilinen evlilik türlerini olduğu gibi aşağıda naklediyorum. El alem ne derse desin, aslı özü böyledir.
1- Görücü Usülü Evlilik (ebeveynlerin sponsorluğunda gerçekleşen evlilikler):
En çok bilinen ve rastlanılan evlilik türüdür. Eskiden beri gelen alışkanlık olmasının yanında çoğu zaman evlenen ve evlendiren tarafların her türlü işine gelen durumlar mevcuttur. Öncelikle evlenenlerin çok ciddi şekilde işine gelen evliliklerdir. Çoğu birey kendi başına birini bulamaz, bulsa da, bulduğu kişiyi kendiyle birlikte olmaya ikna edemez. İkna etse bile anlaşamaz, birlikteliği yürütemez. Yürütse bile sonrasındaki maddi, manevi yüklerinin altından kalkamaz. Çoğunlukla eline yüzüne bulaştırır ve hatta sıçar, batırır. Bu yüzden ebeveynlerinin mandası altında bu olaya girmek, bireylerin çok işine gelir.
Keza evlendirenlerin de bu yöntemde ciddi beklenti ve çıkarları mevcuttur. Çocuklarının kendilerine ters gelecek, sonrasında kendilerine büyük sıkıntı yaratacak biriyle olmasını engellemeye çalışırlar. Haksızda sayılmazlar, mesela kızları itin, puştun ya da serserinin birinin rüzgarına kapılıp, onunla evlenebilir. Geleceğinde de türlü çirkinliklere, tahammülü zor şeylere katlanmak zorunda kalabilir. Ya da oğulları kötü kalpli, çirkin birine, salak gibi esir düşüp, bok gibi bir hayat yaşamaya mecbur olabilir. İşte bu gibi riskleri bertaraf etmek için, ebeveynler inisiyatif kullanarak duruma el koymayı yeğlerler.
Gerçi ebeveynlerinde çoğunlukla işin içine ettiği, kaş yapayım derken göz çıkardığı, durumlara da sık rastlanılır. Kendi menfaatleri söz konusu olduğunda pek bir zalim ve dayatmacı olabilirler. “Hiç bir anne baba, evlatların kötülüğünü istemez.” doktirini altında, kendi ego ve menfaatleri için, göz göre çocuklarını ateşe attıkları durumlarda pek az değildir.
Yine de bu tür evliliklerin toplumsal faydaya katkısı ve başarı oranı göz ardı edilemez. Çünkü kişilere göre uygun çözümde değişmektedir. Bazı kişiler ve ebeveynler için en uygun çözümü bu yöntemin sağladığı inkar edilemez.
2- Anlaşarak Evlilik (bildiğin menfaat evliliği):
İki tarafında işine gelen durumlar mevcuttur. “Alan razı, veren razı, üçüncü şahıslara da susup oturmak düşer.” durumu söz konusudur. Bu tür evliliklerde iki tarafında beklentileri asgari seviyede karşılanmakta, hatta beklentilerin ziyadesiyle karşılanması durumuna göre menfaat yelpazesinin yarıçapı da genişleyerek aileleri de içine katabilmektedir. Çoğunlukla en iyi işleyen ve yürüyen evlilikler bu tür evliliklerdir. Menfaat çarkları bozulmadığı ya da iki taraftan birinin, hıyarlık edip gidişatı çıkmaza sokmadığı sürece bu evliliklerin önü açıktır. Aslına bakılırsa yapısı itibariyle en sağlam evliliklerde bunlardır. Çünkü iki tarafta anlaşma durumunun farkındadır ve ölçülüdür. Çoğunlukla anlaşma durumunun ve menfaat dengesinin bozulmaması için iki tarafta gereken özeni ve dikkati gösterir. Dolayısıyla bu tür evlilikler kolay kolay sarsılmaz.
3- Boka Basma Türü Evlilik (Dayatmalı, zorla, gönülsüz evlilikler bu sınıftadır):
Çoğunlukla bir tarafın diğerine bir şeyler dayatarak, evliliğe zorladığı, dayattığı, köşeye sıkıştırdığı, mecbur bıraktığı evliliklerdir. Bu türün memleketimizde en yaygın uygulaması “Bana kaydın, almak zorundasın…” şeklindeki kadın dayatmasıdır. Şu veya bu şekilde erkeğin kendisiyle çiftleşmesini sağlayan kadın; evliliğe giden süreçte yolu yarılamıştır. Erkeğin olası bir vazgeçme ihtimaline karşılık dayatma ve çemkirme silahlarının namluları, çoktan erkeğin üzerine doğru çevrilmiştir bile… Yok “sana kadınlığımı verdim”, yok “beni kullandın”, yok “benden faydalandın” gibi çemkirme silahlarının yanında; çevrene nasıl biz evlenmeyeceğiz dersin, benim kadınlık gururumu nasıl kırarsın şeklinde demogoji silahlarını da kullanırlar. Bunlarla beklenen neticeyi alamadıkları durumlarda ellerindeki güç kadar tehdit unsurlarını da devreye sokmaktan çekinmezler. (“Bak biz doğuluyuz.” “Ailem öğrenirse fena olur.” gibi…)
Ya da çirkefçe feminist tepkilerde gelebilir. “Benden faydalandın” bu konuda kullanılan en beynelmilel çemkirme konu başlığıdır. Ancak buna karşın; “neyin faydalanması? yaptığımız şeyin kime ne hayrı oldu? Hoşa mı gitti? Çiftleşince başımız göğemi erdi? Ne oldu yani? “beni kullandın” Ne ye kullandım? Bir şeye mi yaradı? Bir eksiğimi mi giderdi?” diye kimse söyleyemez. Tabi bunların akabinde; “e peki benimle çiftleşmekten beklentin neydi? İstediğin ne olmadı da şimdi çemkiriyorsun? şeklinde sorarsan genelde cevap veremez ee, üü der kalırlar. Çiftleşme sonrası “Bana bahşettiğiniz bu lütuf üzerine size sonsuz müteşekkirim. Bunun karşılığı olarak, kalan ömrü hayatım boyunca köleniz, köpeğiniz olmaya razıyım şeklinde de beyanda bulunup, bunu sosyal medya kanallarıyla da geniş kitlelerle paylaşmak mı gerekmektedir? Yani özet olarak, bu çiftleşme hadisesinin illa ödenmesi gereken bir diyeti vardır. Bu diyette sıklıkla evlenilerek ödenir. Bu diyet ödenmesini gerektiren durum illaki kadının bekaretini (şuna bak bununla özdeşleşen yardımcı fiiller bile nasıl yanlı tutum sergiliyor… “vermek”, “sunmak”, “yitirmek”, “kaybetmek” gibi…) meta olarak kullandığı durumlarda geçerli değildir. Kadının “Sen beraber olduğum ikinci erkeksin!” dediği durumlarda da söz konusudur. (Ortalama bir erkeğin elinde; nereye koyacağını bilemediği kadar bu “ikinci erkek” gümüş madalyalarından mevcuttur.)
Bu tür evliliklerin devamında da genelde “Alnına silah mı dayadık?” şeklinde kabahati karşı tarafa yıkma ve kendini temize çıkarma gayreti olur.
Böyle evliliklerin mağdurları çoğunlukla kaderine razı olur, boynunu büker, çilesine katlanırlar. Konusu mevzu bahis olduğunda da “Ben karımı seviyorum, evliliğimden memnunum” şeklinde ve de “karakolda bir araba sopa yedikten sonra suçunu itiraf etmiş hırsız dinginliğinde” beyanlarda bulunurlar…
Memleketimizde erkeğin de dayatıp direttiği, hatta psikopata bağladığı durumlara da rastlanmaktadır. Basit bir flörtü “ya benimsin, ya toprağın” tarzında bir boyuta taşıdığı; hatta flörtün bile olmadığı, sadece basit bir sözlü iletişimden farklı anlamlar türetildiği; OHA! dedirten yaklaşımlara da rastlanmaktadır. Ama yine de oranlarsak; kadın hegomonyasında gerçekleşen evlilikler, erkek dayatmaları ile gerçekleşen evliliklere oranla en az 10 kat fazladır.
Birde bu dayatmalı evliliklerde olayın bir namus boyutu vardır ki o tam evlere şenliktir. Her haltı yerken kimsenin aklına gelmez, esamesi okunmaz. Ama olurda bir şeyler ters gider, yollar ayrılmaya doğru giderse… namus diye bir kavramın olduğu ve ortaya çıkan bu şeyin kirlenebilir yapıda olduğu anlaşılır. Yine namus kavramının temiz kalabilmesi için bir takım cefaların çekilmesi gerektiğinden bahsedilir. Genelde bu temizleme işlemi evlilik ile yapılır. Nadiren kan dökülerek temizlendiğine de rastlanmaktadır. “Namusum için adam öldürürüm.” diyen hayat kadınları ve onların menejerleriyle, yine hayatın tesadüfleri sonucu, pek çok kez karşılaşmış olduğumdan; ben bu namus kavramına biraz şüpheyle yaklaşmaktayım. Neye ya da kime göre değiştiğini, ölçüsünün ne olduğunu ben pek anlayamadım. Bana pekte stabil gelmedi. Bu kavramda bir tuhaflık, bir samimiyetsizlik var sanki…
4- Aşk Evliliği (Efsane evlilikte denilebilir):
Ben bu yaşıma kadar rastlamadım. Hatta görene, duyana da rastlamadım. İki insanın en başta birbirini severek başladığı, duyulan sevginin yanında, menfaatlerin esamesinin okunmadığı, yaşanan olumsuz olayların, her zaman sevginin büyüklüğünün gölgesinde kaldığı, yaşanan zorlukların ve kötü şeylerin dağ gibi sevgiye, rüzgar kadar tesirinin olmadığı, aşkın her zaman galip geldiği birliktelik ve evliliklerdir. “İki gönül bir olunca samanlık seyran olur.” Sözüne öz olan bir araya gelme durumudur. Her şeyin güzel gittiği, üst seviyede mutluluk ve refah vaat eden bir yapıdır. Lakin bu özellikleriyle de bir mucizeyi çağrıştırmaktadır. Mucizelerde pek nadir görülür…
Bunların dışında da farklı tanımlanabilecek daha başka evlilik durumları söz konusu olabilir. Ancak yukarıda belirttiğim ilk üç tip evlilik, şu an memleketimizde tedavülde olan evliliklerin yaklaşık %90’ına tekabül ettiğinden, büyük ölçüde geneli yansıtmaktadır.
