Erdemli insan olmanın bir faydası var mı?

Olmaz mı…

– Gözünün feri olur, dünyayı güzel görür.

– Gönlünün gözü olur, gerçekleri ona görünür.

 – Ağzının tadı olur, yediğinden, içtiğinden zevk alır.

– Yüreğinin sesi olur, ona doğruyu söyler.

– İçi ferah olur, gece yatağa yattığında rahat uyur.

–  Fiziği dinç olur, her güne zinde başlar.

– Aklı duru olur, kolay anlar, idrak eder.

– Şuuru açık olur, olan bitenin hep farkındadır.

– Sezgileri radar gibi olur, olacaklar içine doğar.

– Dayanma gücü olur, zorluklarla kolay baş eder.

– Karnı tok, sırtı pek olur, kimseye muhtaç olmaz.

Tutun ki söylediklerimin bir kısmı ya da hiçbiri doğru değil. Erdemli insan olmaya gayret etmekle, insan ne kaybeder? Kişilerin aklına hemen, “boşuna bir uğraş, bunun maddi ne getirisi olur ki?” düşüncesi gelebilir. Lakin mevzu insanlık ise; o manevi bir kavramdır. Maneviyatın da, maddiyatla asırlardır kavgası olduğu bilinmektedir. Hangisi baskın gelmiştir sorusuna kesin bir cevap veremeyiz ancak; maneviyatın, maddiyat karşısında her devirde çok zorlanmasına rağmen dayanabilmiş ve günümüze kadar gelebilmiş olması, kaybetmediğini, tükenmediğini göstermektedir. Bir şey tükenmediyse ihtimal vardır. İhtimal varsa umutta vardır. Umuda tutunulursa inanç oluşur. İnancın yanına gayrette eklenirse; terazinin dengesi maneviyat lehine değişir. İşte maneviyata zar zor da olsa kazandıran sır budur. Ya da bir başka deyişle Erdemli İnsana kaybettirmeyen…

#erdemliinsan

Peki Halk iyi mi?

Devlet kötü, siyasetçiler kötü, dış mihraklar kötü, peki halk iyi mi?

Birde herkese kötü diyene bakın. Her şeyi verip te kimseye yaranamayan, aslında gerçekten ezilen, sömürülen devletin haline bakın. Halk her yerde, her fırsatta, her istediği olmadığında kendini yırtarcasına hakkını arar. Oradan olmazsa buradan, bir yolunu bulup devlete karşı mücadelesini kazanır. Soyar, çarpar, zarara uğratır. Hiç te umurunda olmaz. Halk devlete karşı pek bir acımasız, pek bir zalimdir.

Devletin malını mülkünü, kaynaklarını talan ederken Allah yarattı demez, benden sonra başkaları da faydalanacak diye düşünmez. Benden sonraki nesillere de kalmalı diye aklına bile getirmez. Kelimenin tam manasıyla denk getirdiği yerde geçirir. Fırsatını buldu mu elinden geleni ardına koymaz. Her türlü şeytanlık halktan yanadır, onlara her şey serbesttir. Ama devlet Allaha emanet… Devlet bağrına hançer saplayanlara ağzını açıp ta bir şey söyleyemez. Ama halktan birinin bir yerine kıymık batsa olay olur. Başlar veryansın, galeyan, isyan, hemen birileri soyunur isyanın sesi olmaya… Daha dün hiçbir işe yaramayanın biri, olur sana isyanın sesi, halk kahramanı… O da hep kıçını yırtarcasına bağıran biri olur nedense… Ne dediğini kendi de bilmez bağırır durur. Halk bağırtıyı sever, hemen o da soyunur galeyana gelme ayinine… Bedduanın, ahın bini bir para olur. Devlet malını yakarlar yıkarlar, devlet adamını linç eder, doğrarlar.

Neden? Az verdinde, çok vermedin diye…

Neden? Ona yedirdin de bana yedirmedin diye…

Neden? Devlet alacağını istedi diye…

Neden? Cebren ve hile ile gasp ya da işgal ettiği devlet malını, mülkünü devlet geri almak istedi diye…

Birde halkın asıl büyük kesimi olan orta halli ve dar gelirli olan kesime dikkat edelim. Yani çoğunluk % 80’i diyelim. Bu kesim de daha elim ve vahim olan başka bir şey de var. Kendi içindekine de düşman. Nispeten zengin ve başarılı olan insan grubuna karşı da muazzam bir kin güdüyorlar. Onlara göre bütün zenginler hırsız, zalim ve kötü. Ama onlar masum, tamamen suçsuz günahsız. Sanki onlar devlet malını hiç talan etmemişler, devletin imkanlarını hiç sorumsuzca kullanmamışlar, devlet kaynaklarını acımasızca hiç tüketmemişler. Onların gözü öyle bir toktur ki; beleşi de kesinlikle hiç sevmezler. Dağ başındaki hektarlarca devlet arazisini, herkese bedava mezar diye ikişer metrekare dağıtmaya başla, emin ol haftasında bir metrekare yer kalmaz.

Kaçak Kast Çıkma

Halkın genelinde görmemişliğin ve sonradan görmeliğin fena halde dışa vurduğunu görüyoruz. Aklına esen kendini elit ilan etmiş. Toplasan ülkenin eh işte belki %10’u elit sayılabilir. Ama geneline baktığın zaman %80’i kendini elit zannediyor. Bir havalar, bir çalımlar… Öyle suni bir üst seviye kast katı yaratmışlar, kendini de içine atıvermişler. Yahu sen kimsin? Nesin? Nerden çıktın? Sorunlarını cevapsız bırakan bir kaçak kast çıkma sorunu var. İnsanlar başkalarına hava atmak için ve egolarını tatmini için ölüp geberiyorlar sanki…

Nerde Bu Devlet çemkirmesi

Her başarısız olanın ya da her istediği olmayanın ağzına sakız olmuş bir laftır. “Nerde bu devlet” Sanki yevmiyeli uşağını çağırıyor eşşegoğlueşşek! Bir inceleyin bakalım bunun altından ne çıkacak. Bunu diyen ipsiz, sapsızı bir tahlil edin. Ömrü hayatında bırak devletinin, bir kimsenin işine yaramış mı? Bir kimseye faydası olmuş mu? Bırak başkasını kendisine bir hayrı olmuş mu? Yattığı yerden geviş getirerek, her şeye yorum yapan, meydanı boş buldu mu atıp tutan, üç beş tanesi bir araya geldi mi demokratik tepki adı altında bağırıp çağıran, ortalığı yakıp yıkan, gözü dönmüş hınzır sürüsüne dönüşen, faydasızın önde gideni bu değil mi?

Bin bir torpil ve dalavereyle devletin verimli kaynaklarına erişmiş, maaşlı olmuş çalışanına bakın. Sözleşmeyi imzalayıp sırtına devlete dayadıktan sonra orada çalışmak ya da faydalı olmak için bulunduğunun farkında mı? Ya da mevkiyi ele geçirdikten sonra oraya gelene kadar yaptığı dalkavuklukları, attığı taklaları hiç hatırlıyor mu? Artık onlar için mesaisinde doğru düzgün çalışmak, toplumsal faydaya katılmak onlara eziyet. Ama her fırsatta kaytarmak, savsaklamak, daha fazlasını koparabilmek için top yekün galeyana gelmek, isyan etmek marifet.

Devletin okulunda okuyup ta, daha doğrusu yer işgal ederek, beğenmeyen, kusur bulan, dalga geçen, öğrencilikten başka her şeyle uğraşan. Ama bir tek başarılı olamayan öğrenciye bakın. Onun da suçladığı yine devlet.

Günümüzde halkın ülküsü Narsizm!

Halkın durumu gerçekten vahim, ancak bu vahamet iddia edildiğin aksine maddi yetersizliklerden kaynaklanmıyor. Sorun tamamen halkın manevi denge ve değerlerindeki deformasyon ve mutasyondan ileri geliyor. Ahlaki çöküntü hat safhada, yüzsüzlük diz boyu, arsızlık almış başını gitmiş… İstediklerini elde etmek için her yola başvurmak, kuralları kanunları çiğnemek trend olmuş… İyi niyet kalmamış, herkes her şeye haset ve fesat yaklaşır olmuş. Halkın psikolojisi bozulmuş, bitmeyen bir ruhsal bunalımda, sürekli depresif halde… Şahsiyetini kaybetmiş, kime ve neye benzeyeceğini şaşırmış durumda… İçinde sevgiden eser kalmamış, nefret dolu.

Haysiyetsizlik trend olmuş, herkes onu takip ediyor…

Ne olacak bu halkın hali, durum çok ümitsiz.

Vaktin zamanında istiklalimiz ve mevcudiyetimiz tehlikedeyken bin bir güçlükle mücadele edip kazanan, birlik olan, insana mahsus erdemlere bağlı, saf temiz Anadolu İnsanı… Hala kaldı mı? Yoksa tükendi de, tarih mi oldu, Anadolu’da Erdemli İnsan?

Erdemli İnsan

İnsan nedir?

Düşünebilen, etrafındaki bilgileri toplayıp yorumlayabilen, sonuçlar çıkartarak uygulayabilen, çevresindeki kaynakları kullanabilen akıl yetisine sahip bir canlıdır. Akıl ve uygulama yetisiyle diğer canlılarla arasında çok büyük mesafe vardır.

İnsanlar da kendi aralarında çok farklı şekillerde kategorize edilebilir. Farklı sınıflara ve derecelere ayrılabilir. Akıl ve aklını kullanma yetisini baz alarak insanları gruplayabiliriz. Sonradan kazanılmış güç ve nüfuz özelliklerini baz alarak ta yine insanları sınıflandırabiliriz. Etnik yapılarına ve fiziksel özelliklerine göre de ayırabiliriz. Ama insanın iyisini tanımlamak istersek yukarıdaki ayrımlar ve gruplamalar hafif ve eksik kalır. İnsanın değerini tespit edebilmek için en iyi değerlendirme, erdem kriterleriyle yapılabilir. Sadece insana mahsus bu davranış kriterleri, iyi insan ve kötü insan arasındaki doğrusal çizgide, kişinin nerede olduğunu gösterebilir. Erdemlerin insana değer kattığını, kötü davranış ve huyların da değerini düşürdüğünü düşünürsek, iyi insanı değerli olarak taçlandırabilir. Kötü insanı da değersiz diye işaretleyerek yerin dibine sokabiliriz.

Hatta bunu için bir raiting sistemi de icat edebiliriz. Buna benzer bir şeyi at yarışlarıyla bilimsel olarak ilgilenen kardeşim yapmıştı. Şöyle ki, atlar yarıştığı rakiplerine göre raiting puanı almakta, kilo, mesafe, jokey, pist gibi faktörlerde atların raitingini etkilemekteydi. Bu sisteme göre başarılı olan atların raitingi yükselmekte, başarısız olanlarınki düşmekteydi. Sonuçlarda oldukça başarılıydı. Mesela grubun raiting ortalaması 1800 iken o grupta 2000 üstünde raitingi olan atın yüksek ihtimalle kazanacağını ya da en kötü ihtimalle dereceye gireceğini kestirebiliyordunuz.

Buna benzer bir sistemi asırlar önce atalarımız düşünmüş. Her insanın ve insan topluluğun BUYAN (rüzgar tayı) dedikleri bir nevi raitingi varmış. Buyan bir nevi talih gibide açıklanabilir. Kişinin ve toplumun dilediği iyi şeylere kavuşma ve elde etme şansı, diye de tanımlanabilir. Toplumun buyanı da o toplumun kalkınma ve refahını etkileyen bereket katsayısı gibi düşünülebilir. İnsanların erdemli davranış ve halleriyle buyanları yükselmekte, kötü ve olumsuz davranış ve hareketlerinden dolayı düşmekte imiş. Kişinin yaptığı olumlu şeylerden dolayı bağlı bulunduğu toplumunda buyanı yükseliyormuş. Örnek olarak, bir köyden çok başarılı bir pehlivan çıkmasının; o köyün bereketini artırdığına inanılıyormuş. Yahut bir aile ferdinin harami olmasının, bütün ailenin başına uğursuzluk getirdiğine inanılıyormuş. Oldukça mantıklı olan bu sistemde kişinin sorumluluğunun kendisiyle bitmediği, her bireyin toplumsal bir sorumluluğunun olduğu da belirtilmiş. Aslında bir nevi Dünyanın adaletinin işleme mekanizması gösterilmiş. Doğru düzgün yaşar, iyi şeyler düşünür, iyi şeyler yaparsan; elbette ki hayatında da başına iyi şeyler gelir. Ama yalan yanlış yaşar, kötü şeyler yaparsan, hayatın hışmına uğrarsın, sende yakınlarında bundan zarar görürsün, ondan sonrada “benim başıma ya da bizim başımıza bunlar neden geldi deme” şeklinde de sonucu açıklanmış.

Benim buna yorumum. “gel de inanma”