Nasıl Bir İnsan Evladı?

   Yüzünde bir ağrı hasıl olmuştu. Burnunun sol yanında, gözünün altında, dişlerinin hemen üstünde kalan bölge, sanki kompresörle içine hava basılıp şişirilmiş gibi içten kanırtarak, yüzüne bir baskı uyguluyordu. Dalga dalga gelen bu ağrılar kimi zaman şiddetleniyor, hareketlerini, düşünmesini, konuşmasını ve en kötüsü uyumasını olumsuz etkiliyordu. Ağrılar her gün vardı. Neden kaynaklandığı ve ne zaman geleceği belli değildi. Sıklıkla tekrar ederek zaten zor günler geçiren adamın hayatını daha da zorlaştırıyordu.

   Kısa zaman önce uzun yıllardır çalıştığı ve çok iyi bir duruma geldiği işinden ayrılmak zorunda kalmış, onun yerine eski işindekinin neredeyse yarı parasına başka bir işe girip çalışmak zorunda kalmıştı. Yeni evlenmişti, evini geçindirmek, hayatını devam ettirmek zorundaydı. Evlenirken herkesi karşısına almıştı, dolayısıyla tek bir dostu ve müttefiği yoktu. Hiçbir yerden destek gelmeyeceğini bile bile, sonu karanlık bir mücadelenin içine girmişti. Bu krize parasız, üstelik birde borçlu yakalanmıştı. Evinin kirası ve geçimi, ödenmesi gereken borçlar, yaptığı işin zorlukları, para kazanamamak, herkesi karşısına almak… Dünya üstüne kalkmış sanki dalga dalga ordularını gönderiyordu. Zorlukları göğüslemekle baş edemiyorken bir de bu dayanılmaz yüz ağrısı nereden çıkmıştı. Onca derdin üzerine bir de bu tuz biber ekmişti. Zorlandığını ve acı çektiğini kimseye belli etmeden mücadelesini sürdürmeye çalışıyordu ancak geceleri uyuyamadığını bir süre sonra karısı fark edince ona açıklamak zorunda kaldı. Evet yüzümde bir ağrı var ve beni uyutmuyor diye karısına anlattı. İlaç ya da benzeri maddelerin faydasına inancı olmadığından dolayı devayı böyle şeylerde pek aramamıştı. Birkaç kez ağrı kesici almış pekte bir olumlu etkisini görmemişti. O bunun kaynağını bulmaya çalışıyordu. Neden kaynaklandığını çözersem belki sıkıntıyı da giderebilirim fikrindeydi. Adamın bütün verileri değerlendirdiğinde üzerinde durduğu şey; zor durumda olmasından kaynaklanan keder, sıkıntı ve gerginliğin böyle bir ağrıya neden olabileceği yönündeydi. Ama ilk konuşmalarından sonra, karısı akşam işten eve döndüğünde, kesin teşhisini ortaya koydu.

   “Senin o bölgenin altındaki dişlerinin kanal tedavisine ihtiyacı var o yüzden böyle bir ağrı yapıyor. Falanca bir tanıdığımın da benzer şikayetleri vardı. Tanıdığımız bir dişçi var, ona gitti, kanal tedavisi gerektiği ortaya çıktı. Yaptırınca da geçti.” diyerek teşhisini sağlamlamaya çalıştı. “İstersen sana da bir gün randevu alalım, bir baksın.” şeklinde önerisini sundu.

   Ama adam pek ikna olmamıştı. “Yok zannetmiyorum bu güne kadar dişlerimle ilgili hiç bir sıkıntı yaşamadım ondan kaynaklandığını sanmıyorum. Bu bence stres ya da gerginlik kaynaklı bir şey” diyerek ona mantıklı gelen düşüncesini söyledi. Ama kadın bu tezi çürütmek üzere başka bir cepheden taarruza geçti. “Sen dişçiye gitmekten korkuyorsun galiba…” diyerek gülümsedi. Onunla olan ilişkisinde karşılaştıklarından tutunda, hayatının pek çok anında nelere cesaret etmiş olan adamı, “dişçi koltuğundan korkuyor” iması gerçekten gerdi. Sanki kasten germek için söylenmiş bir sözdü. Hedefini de gerçekten bulmuştu. “Dişçinin neyinden korkayım be!” diyerek sinirle cevap verdi adam. “Geçer bir kaç güne” diyerek konuyu kapatıp, uzaklaşmak istedi bu can sıkıcı diyalogdan…

   İzleyen günlerde kadının “Yüzünün ağrısı nasıl?” diye sorgulamaları devam etti. Devam eden ağrıyı gizlemeye çalışan adam bir yandan da lafı evirip çevirip gülerek “Sen gerçekten dişçiden korkuyorsun” diyen karısının alaycı tavırları ile yüzleşmekten iyice yılmıştı. Dünyanın derdi bir yandan, ağrı bir yandan, sözde kocasının iyiliğini istiyor gibi görünen karısının alaycı lafları öbür yandan adam iyice bunalmıştı. Bu kadar maddi sıkıntının üzerine “Çok lazım bir de dişçi masrafı” diye daha da geriliyor, gerildikçe ağrıyı yüzünde daha fazla hissediyordu.

   Bir hafta kadar sonra uykusuzluktan, fiziki yorgunluktan, ağrının sinir sistemi üzerindeki etkisinden ve karısının iğnelemelerinden iyice bunalan adam peki yeter artık ne olacaksa olsun diye dişçiye görünme önerisini kabul etti. Hemen o akşam randevusu alınarak gidilen dişçide, dişçi baktı inceledi ve “Evet kanal tedavisi gerekiyor gibi ancak kesin emin olmam için birde panoramik çene filmi çektirmeniz gerek” dedi. Adam “Nedir? Ne değildir? Kaç paradır?” demeye kalmadan karısı hemen devreye girip, “Nereye gitmemiz lazım?” diyerek dişçiyle müzakerelere başlamıştı bile… Adam o esnada senin aklın ermez diye görüşü alınmayan, on yaşındaki bir çocuk gibi dişçi koltuğunda kalakalmıştı. Ertesi gün iş çıkışı için falanca muhitteki röntgen kliniğine gidilerek panoramik çene röntgeni çekilecek ve ondan sonraki günde dişçiye getirilip gösterilecekti. Öylede yapıldı. Maaşının yaklaşık yüzde onbeşi kadar tutan bu panoromik çene röntgeninden sonra adamın ağrısı ve kederi, dişçiye varana kadar daha da artmıştı. Ama adam bitsin artık noktasında hiçbir şeye karşı koyacak hali kalmamış, tükenmişti. Röntgen filmi alınıp, dişçiye gösterildi ve dişçi röntgen filmi ile göz teması kurduğu saniyenin onda biri kadar bir süre içerisinde teşhisini koydu. “Evet kanal tedavisi gerekiyor. Zaman kaybetmeyelim hemen bugün başlayabiliriz” diyerek adamı dişçi koltuğuna oturttu ve hemen kesme, oyma işlemine başlandı. Sanki Sevr Anlaşmasını imzalamış gibi davranan adam hiç bir şeye itiraz etmiyordu. Çenesi oyuldu, içine bade koyuldu ama adam hiç ses etmedi. Karısı bu zaman zarfında “Merak etme dişçi bizim tanıdığımız bize hesaplı yapar” şeklinde adamı telkin ediyordu. İşlemin tamamlandığı son gün, dişçi ne kadar tuttuğunu da söylemiş oldu. Adamın bir aylık maaşının yaklaşık yüzde sekseni kadar bir bedel ortaya çıkmıştı. Neyse ki dişçi tanıdıktı yarısını o gün yarısını da aybaşında maaş aldıktan sonra ödemeyi kabul etmişti.

   Ağrı ilk bir kaç gün aynı şekilde azalmadan devam ediyordu. Ama artık karısı sormaz olmuştu. Herhalde “Nasılsa geçmiştir” diye düşünüyordu. Ancak enteresan bir şekilde aynı ağrı sağ tarafta da nüksetmeye başladı. Ama adam bunu karısına söylemek yerine, bir sabah kahvaltıda tam tersine ağrı geçti şeklinde aktardı. Durumdan pek memnun kalan kadın “bak haklı çıktım” edalarında kendince bir gurur yaşıyordu.

   Ağrıları ve sıkıntıları günden güne katlanarak devam eden adam, iradesini kendine siper etmiş, hayatın zorluklarına dayanmaya çalışıyordu. Ta ki maaşını aldıktan sonra, önce dişçiye uğrayıp kalan ödemesini yaptığı ve oraya yakın mesafede bulunan kaynanasının evine gittikleri güne kadar…

   Beraber eve girdikten beş dakika kadar sonra adamın karısı “Annemle yarım saat kadar market alışverişimiz var sonra dönünce yemek yeriz sen televizyonla falan oyalan” diyerek annesiyle dışarı çıktı. Adam evde yalnız kalmıştı. On dakika kadar sonra, adam elinde kumanda televizyon kanallarını karıştırıyorken, dairenin kapısında anahtar tıkırtısı duyuldu. Eve gelen karısından bir kaç yaş küçük olan baldızıydı. İşten gelen baldız salonda eniştesini yalnız başına görünce önce şaşırdı sonra da neşeli ve en sempatik halliyle “Aaa selam, naber? Bizimkiler nerede?” diye sordu. Adam “İyidir, markete alışverişe gittiler birazdan gelirler, senden naber?” diye cevapladı. Baldızı da bunun üzerine “İyidir canım, ben arkadaşlarımla buluşmak için hemen çıkıcam onlara selam söylersin” dedi ve aceleyle odasına geçti.  Birkaç dakika odasında kaldıktan sonra tam kapıdan çıkıyorken bir şey hatırlamış gibi adama dönerek “Canım yaa, sana geçmiş olsun diyemedim, dişlerini yaptırmışsın çok geçmiş olsun, dişçiye annemin takma dişlerinden kalan borcunu da ödemişsin, gerçekten çok sağol, çok iyisin yaa, sana çok teşekkür ederiz” diyerek, kapıdan çıkıp gitti. Sözünü söyledikten sonra arkasına bile bakmadığı için o esnada şoka girmiş adamın sapsarı olan yüzünü görmemişti. O an adam başkentinde terörist saldırısı olmuş bir devlet gibi derinden sarsılmıştı. Sürekli bu nasıl olur diye beyninde yankılanan sorunun etkisinden kurtulamıyordu.

   Sözde iyiliğini isteyen karısı; göz göre göre kocasına tezgah kurmuş, kocasının zor durumundan faydalanarak, onunla alay edip iğnelemiş, sağlam dişini oydurmuş, acı üstüne acı çektirmiş, maddi olarak sıkıntıdan kıvrandığı dönemde onu bir maaş zarara sokmuş ve de bütün bunları kaynanasının dişçiye olan borcunu sinsice ödetmek için yapmıştı.

   “Nasıl bir insan evladı bunları yapar?” diye kendine soruyor ama cevap bulamıyordu. Bu kadının; kendi çirkin emellerine ulaşmak için insanları bombayla patlatan, her şeyi yapmaya muktedir, gözü dönmüş bir teröristten ne farkı vardı?

#GerçekHikayeler