Levent Kırca Gelişine Yapıştırmıştı

Vaktin zamanında İstanbulda, Karaköy Perşembe pazarında iş güç sahibi esnaflardan oluşan bir arkadaş grubumuz vardı. Genelde elektrik, hırdavat ve naylon sektöründen patronlardan oluşan grubun yaş ortalaması 45 -50 civarıydı. Bir tek otuzlu yaşlarda olan ben grubun en genç ve acar üyesiydim. Haftada bir, kimi zaman Nevizade de, kimi zaman Karaköy rıhtımda, kimi zaman Galata Köprüsünde, kimi zamanda Kurtuluş Son Durakta Cuma iş çıkışı buluşur. İktisadi ve ilmi konularda istişarelerde bulunurduk. Bu dediğim muhtemelen 2007 ya da 2008 yılları civarı…

Bu bizim grup her haltı yeme konusunda, yapabilitesi ve edebilitesi çok yüksek etkinlikte bir gruptu. Hatta İstanbul’da olmayıp ta başka yerde olan ne var ki? Bu insanların derdi ne yurtdışına gidip gereksiz yere memleketin dövizini saçıp savuruyorlar diye de kendi aramızda tepki gösterirdik. O grubun aktivitelerinden daha çok malzeme çıkar onu ileriki zamanlarda tekrar gündeme getiririz. Ben günlerden hatırımda kalan bir olayı nakletmek istiyorum.

Bir Cuma akşamı iş çıkışı akşam 20:00 civarı Nevizade’de balık pazarında bir restoranda sözleşmiştik. Yanlış hatırlamıyorsam Mer idi. Bir, iki, üç derken altı kişi olduk ve meclis toplandı. Restoranın ortasında altı kişilik büyükçe bir masada oturuyorduk. Ortada nayloncular odası başkanı abimiz oturuyordu, onu sonradan maskarası olduğu dalgasının, onu telefonuna kaydettiği isimle analım.

“FİKİ”

Sen kaç milyonluk adam ol, elin zottirik karısı seni telefonuna Fiki diye kaydetsin. Var mı böyle bir şey. Var işte… Neyse Fiki abininde hiç yanından ayrılmayan, her sözünü tastikleyen, fırsat buldukça yağlayıp sırtını sıvazlayan bir dalkavuğu vardı. Adı Recep sağ başında oturuyordu. Sol başında da yüzyılın beleşçisi Ümit Abi oturuyordu. Ben karşılarındaydım, arkam restoranın kapısına dönüktü.

Neyse az bir zaman sonra Dalkavuk Recep tazı gibi dikkat kesildi. Aaa Levent Abi geldi dedi. Restorandan içeri giren Rahmetli Levent Kırca’ydı. Yanında oğluyla beraber gelmişti. Dana önceden onları bir kere daha bir yerde görmüştüm ordan hatırlıyorum. Neyse hemen camın önündeki şerefiye masasına buyur edildiler. Nevizade de otururken pek sık ünlü birileriyle karşılaşırdınız. Malum orada bir sürü tiyatro ve ünlülerin takıldığı mekan olduğundan bu tür karşılaşmaları biz pek yadırgamazdık herkes kendi dalgasında hayatına devam ederdi.

Neyse bizim Dalkavuk Recep durduğu yerde duramadı, kurtlandı. Ayağa kalktı bir yandan da bizim masaya beni izleyin der gibisinden ayar verdi. Onun bu fırlamalığından Fiki biraz hoşnut olmadıysa da engel de olmadı. Nitekim orada birazda gülüp eğlenmek için bulunuyorduk. Bizim Recep restoranın ortasında oturduğu masada ayağa kalkıp taa 10 metre uzakta cam önünde oğluyla oturan az bir şey masasına kurulmuş, rahatlamış gibi görünen Levent Kırca’ya bağırarak laf attı.

“Levent Abiiii” “Bizim Maltepe’de sen yaşlarda bir Necmi Abimiz var valla aynı sen, insan insana bu kadar mı benzer yahu” diye bir girizgah tertipledi.

O bunları söylerken restorandaki tüm başlar ve gözler Levent Kırca’ya dönmüştü zaten. O esnada Recep bunları söylerken Levent Kırca’nın onu iki saniye içinde dipten başa süzüp, analizini yapıp, kategorize edişini slow motion da canlı canlı izledim.

Recep daha sözünü yeni bitirmişti ki tam ikinci perdeye geçecekken Levent Kırca gelişine voleyi yapıştırdı. Camdan dışarı bakarken birazda sesini yükselterek, “Doğrudur, bizim peder gençken çok gezermiş orlarda” dedi.

Bizim Recep çamaşır ipine asılı kolsuz atlet gibi havada asılı kaldı. Bir şey diyecek diyemiyor, geri oturacak oturamıyor öylece kalakaldı. Neden sonra Fiki onu kolundan çekip oturttu. Otur şaşkın sen kim, koskoca mizah üstadıyla aşık atmak kim diye de kalayladı. Dolaylıda olsa Recep başarılı olmuştu. Eğleniyorduk😊