Avrupa birliği bir menfaat topluluğu ve bizim o topluluğu girmemiz o topluluğun menfaatlerine ters düşüyor da ondan. Dolayısıyla hiç bir zaman ve hiç bir şekilde bizi aralarına almazlar.
Diğer nedenlerini de sıralarsak;
Cennet Vaadi
– Avrupa Birliği, hiç bir zaman içinde bulunamayacağımız bir cennet vaat ederek, bize istediklerini yaptırmanın ve istemediği şeyleri yapmamızı engellemenin bir yolunu bulmuş, elindeki bu yaptırım gücünden vazgeçmez. Nasreddin hocanın maşayla bindiği eşeğinin ağzına bir karış mesafede havucu tutması ile Avrupa Birliğinin bize yaklaşımı arasında çok ta bir fark yoktur.
Osmanlı Hatırası
– Geçmişte Osmanlı’dan, dolayısıyla Türklerden çok çekmiş, korku duymuş Avrupa Devletleri; Türklerin Avrupa’da serbestçe dolaşmasını, ticaret yapmasını, mal mülk edinmesini, kadınlarıyla çiftleşmesini istemez.
Dini Farklılık
– Avrupa Birliği içerisindeki müslüman bakiyesinin ve konsantrasyonunun armasını mümkün değil istemez. Birliğe 80 milyon müslümanın birden girişi onlar için korkunç bir durum, kabul edilebilir değil, hatta kabus. Bunu anlamak zor değil.
Mülteciler Konusu
– Kapıların açılmasıyla beraber, en az 5 milyon mültecinin birden Avrupa’ya hücum etmesi ve çil yavrusu gibi dağılması ihtimali, onlara uyku uyutmaz. Kaldı ki kaçakçılık, eşkıyalık ve her türlü illegal işte ustalaşmış, üstelik kaybedecek bir şeyi de olmamasının pervasızlığıyla rahat hareket eden bu kitle karşısında, Avrupa’nın bütün emniyet teşkilatları birleşse yine başa çıkamaz. Alacağı cezayı düşünmeden, kuralları kanunları hiçe sayan, öldürmekten ve insanları darp etmekten çekinmeyen, bu gayri medeni insan sürüsü karşısında güvenlik sistemleri çöker. Demokrasi dolu kafalarının, taşla ezilmesi durumu ve ihtimali Avrupalıları tir tir titretir.
– Kaldı ki mülteci tehlikesini ileride durdurup, kendilerine gelmesini engellemek düşüncesi ile; Güneydoğuda bir kürt devleti ya da federasyonu kurdurmaya çalışan, bu amaçla aman siz gelmeyin biz paraysa para, destekse destek, ne isterseniz verelim diyen Avrupa Birliği; kendi azdırdığı, fişteklediği şeyi kapısında görmek istemez.
İdam Cezası
– Sırf eşkıya ve teröristlere öldürülmeme garantisi sağlamak için, birliğe almama dayatmasıyla Türkiye’den idam cezasını kaldırtan Avrupa Birliği, kendi sevmediği otun burnunda bitmesini istemez. 7000 yıllık Türk tarihi içerisinde; insanlıktan çıkanları idam edemeyen tek Türk Devleti olarak tarihe geçmiş durumdayız; o da ayrı bir konu…
Gümrükler
– Gümrük kapıları ve mevzuatları zayıf olan ülkemize dünyanın dört bir tarafından kaçak, kalitesiz ve yasak mallar girmektedir. Rüşvet ve hallederiz mekanizması çok iyi işleyen ülkemiz, eğer Avrupa Birliğine girecek olursa; bu tür malların Avrupa’ya girmesinden önceki ana dağıtım istasyonu olması kuvvetle muhtemeldir. Avrupa devletleri buna hayatta göz yummaz.
Açık Kapı
– Türkiye’nin Ortadoğu ile Avrupa arasındaki yegane köprü konumunda olması itibariyle; sadece kürtlerin değil, kaçacak yer arayan ıraklı ve suriyelilerin, baskı ve eziyetten bunalmış filistinlerin, fakir arapların, afganların ve dünyanın her yerinden mültecilerin, Avrupa’ya sızma kapısı olacaktır. Avrupa birliği böyle bir açığı vermez.
Sermaye Kaçağı
– Ayrıca eğer Türkiye Avrupa Birliğine girerse; her ne kadar hükümetleri engellemek istese de, bir çok Avrupalı kuruluş ucuz işçilik, ucuz işletme, ucuza mal etme ve denetimsizlik avantajlarından faydalanmak için ülkemizde üretim yaparak, Avrupa’ya dağıtım ve sevkiyat yapma yoluna gidecektir. Avrupa devletleri için çok ciddi sermaye ve istihdam kaynaklarının Türkiye’ye kaçmasına neden olur. Bu durumda Avrupa Devletlerinin fakirleşeceğini ve onlarda işsizliğin artacağını buna karşın Türkiye’nin bu durumda zenginleşeceğini ve işsizliğin azalacağını düşünürsek; Diğerleri neyse de, Avrupalı bu durumu kesseler kabul etmez.
Dikkatle incelenip, düşünüldüğü zaman Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesinin, birliktekilere hiçbir faydasının olmadığı ama çok ciddi zararlarının olduğu görülüyor.
Bu şartlar altında bunun gerçekleşeceğine inanmak saflıktan fazlası olur. Hatta bunun olabileceğine inanmak bile mantıksız, çok saçma…
Boş şeyleri bir kenara bırakır, doğruya ve gerçeğe yönelirsek; içinde bulunduğumuz tablonun o kadarda iç karartıcı olmadığını görürüz. Yani Avrupalı olmaya pekte mecbur değiliz. Alternatif olarak birazda bunları düşünelim:
– Globalleşen dünyada Avrupa Birliğinin çokta önemi yok. Bırakalım onlar kendilerini, kendi kurallarına ve sınırlarına hapsetsin. Biz o sınırları gerektiğinde çok kolay aşarız. Olmadı etrafından dolaşırız. İstediğimizi alırız. Biz işimizi görmeyi, hallederiz mekanizmasını, iyi biliriz.
– Türk Birliği, Asya Birliği gibi alternatif birliklerde başrol oynamak dururken; şart mı yani Avrupalı’nın sanatsal içerikli, can sıkıcı filminde figüran olmak.
– Avrupa’yı cennet, insanlarını da melek zanneden bizdeki şaşkınların aksine, onları birde yakından dikkatle inceleyin. Onlarında kendi içlerinde pekte memnun, mutlu olmadıklarını göreceksiniz. Onların arasına katılmak yerine; şayet biz kendi içimizdeki sorunları çözebilirsek, onlardan çok daha mutlu ve huzurlu oluruz.
Bizim için en iyisi bulunduğumuz yerde sağlam durmak, yani köprünün başında, yani Anadolu’da, yani Türkiye’de…
