IRKçılık Konusu

Tarım politikaları gereği ya da ihtiyaçlara göre daha yüksek randıman almak ve en az işletme maliyetiyle, en yüksek faydayı elde etmek adına besicilikte ırkçılık konusu üzerinde durulabilir. Mesela ineklerde bir ırk ayrımı yapabilirsiniz. Montofon süt için idealdir. Simental hem et hem süt için iyidir. Angus ise et üretimi için tercih edilmelidir diyerek hayvan ırkları kontrol altında tutulabilir. Daha fazla süt üretmek ya da daha fazla et elde etmek maksadıyla; mevcut ırkın korunması ve daha da iyileştirilmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Üretim maksadıyla, hangi ineğin, hangi boğayla çiftleşeceğine insan aklı karar verip, uygulamasını da insanlar yaptırdığı için olumlu sonuçlar almak mümkündür. Literatürde tanımlanmış ırk şablonlarına göre yine melezleme denemelerinde de bulunabilir. Kontrol insan elinde olduğundan, zamanın akışıyla paralel olarak, olayların akışına da insan aklı yön verdiğinden bu çalışmalar başarılı olabilir. Bu çalışmalar neticesinde elde ettiğiniz bulguların, karşılaştırma yapabileceğiniz model tanımlarının olması da bir sonuca varmanızı sağlayacaktır. Dolayısıyla bunu ineklerde uygulayabilirsiniz.


Ama insanlarda bu sonuçları elde edemezsiniz. Çünkü insanların birbiriyle ilişkileri düzensiz ve karmaşıktır. İnsan davranışlarını tam anlamıyla düzenleyecek bir güç ve kontrol yoktur. Geniş bir coğrafyada sınırsız hareket eden, düzensiz bir insan topluluğu düşünün, bir de buna binlerce yıllık bir zaman dilimi eklenince ortaya çıkan karmaşadan genetik miras beklemek biraz ütopik olmaz mı?

Türkler Avrasya Kıtasında ayak basmadık yer bırakmadılar

Avrasyada Türkler

Mesela Türklerin ilk ortaya çıkışı olarak 3000 yıl öncesini baz alalım. İlk belirdikleri yer olarak ta Orta Asya Orhun Irmağı çevresini not edelim. Sonraki yayılmalarını izlediğimizde 16.000 km eninde, 8000 km boyundaki Avrasya kıtasının hemen hemen her noktasında, en ileri uçlarında dahi Türk Kültüründen izlere, kalıntılara, bulgulara rastlıyoruz. Toparlarsak 128 milyon km2 lik bir anakara parçasında; düzensiz, kontrolsüz ve sınırsız hareket eden, kimlerle nelerle kaynaştığı belli olmayan, bir kavim için genetik sınıflandırma ya da tanımlama yapılabilir mi? Burada üç bin yıllık bir zaman dilimi içerisinde yaşamış, milyarlarca insandan bahsediyoruz. Yine aynı coğrafya ve aynı zaman diliminde yaşamış, onlarla etkileşimde bulunmuş, başka kavimlerden ve etnik gruplardan da milyarlarca insan var. Türklerin en dominant genlere sahip olduğunu varsaysanız bile, o kadar etkileşimden, onca geçen zamandan sonra bırak genlerin korunumunu, aktarımından bile bahsetmek çok zor. Bu durumda bir ayrım, bir seçme, bir tasnif yapılabilir mi? Hiç zannetmiyorum. Yine de yapmaya çalışanlar olabilir, yalnız çıkaracakları sonucun gerçeği yansıtabileceğine de ben hiç ihtimal vermiyorum.

Irk konusuna kafayı takanlar

Türk Milliyetçiliğini Irkçılık boyutunda ele alanlar da işin içinden çıkamıyor. Yok orta boyluydu da, dalgalı saçlıydı da falan filan diye bir şeyler gevelemeye çalışıyorlar. Lakin bir yere varabilmiş, sağlam bir temele oturtabilmiş değiller. Yapı biraz eğreti duruyor. Buradan Türk ırkının standart özelliklerini tanımlamak ya da Türkün default’u ahanda budur şeklinde bir sonuca varma pek mümkünmüş gibi görünmüyor. O yüzden, Türk ırkının standartları konusunu da agnostik konular dolabına kaldırmak durumunda kalıyoruz.

Tut ki genellemeler yaparak, dıdısının dıdısının izlerini sürerek, onu buna, şunu ona dayandırarak ırk konusunda bir standart belirlendi. Peki çıkan sonuç ne amaçla kullanılacak? Neye yarayacak? Ne yapacaksın sarışın mavi gözlü Mustafa Kemali, Diyarbakır doğumlu Ziya Gökalp’i Türklükten hariç mi tutacaksın? Türk dünyasının göklere çıkmış, parlayan yıldızlarını oradan indirmeye mi kalkacaksın? Kimin, ne işine yarayacak?

Ama Türk Kültürü ve Türk uygarlığının ürünü olan Türk Milleti; kesin olan bir varlık ve inkar edilemez bir şekilde var. Kullandığımız dildeki kelimeler bundan 1500 yıl önce yazılmış taş yazıtların üzerinde vardı. Bugünkü sosyal hayatımızda yer alan düğün, doğum ve ölüm ritüellerindeki benzerlikler binlerce yıl öncesinin kalıntılarından elde edilen bulgularla eşleşiyor. Gündelik hayatımızda farkında bile olmadığımız bazı davranışlarımız, geçmişte atalarımızın hikayelerindeki, destanlarındaki benzer davranışlarıyla örtüşüyor. Bunları dikkate aldığımızda genetik mirasımızı bilmem ama Türklüğün bizimle beraber yaşadığı, nesilden nesile aktarıldığı bir gerçek olarak beliriyor.

Bir başka klişe; kişi Türk kökenli olursa devletine, milletine, nesline sadık olur beklentisi…

Bu da hiç gerçeği yansıtmıyor. Kişiler secereleri konusunda kolaylıkla yalan söyleyebilir ve işlerine geldiği gibi uydurabilir. Bunun doğruluğunu anlamak ve tanımlamak çok zor hatta imkansızdır. Dolayısıyla kişiler bu konuda kolaylıkla elekten geçebilir. Falanca kişi sadrazam torunuyum dese ya da filanca evliyanın soyundanım dese öyle olmadığını nasıl ispatlayacaksın? Arşivler kaç göbek geriye gidiyor? Doğru olduğu ne malum? Verilerin üzerinde oynama olmadığı nereden belli? Bunların hepsi muamma konular. Bu tür beyanı esas alan konular her zaman, her türlü suistimale açıktır.

Kişinin kökeninin Türk görünmesi sadık olacağının garantisi olmadığı gibi Türk kökenli olmaması ya da seceresinin tanımlanamaması da kalleşlik edeceğini göstermez. İnsanın soyağacı, sosyal davranışları bakımından hiçbir şeyi garanti etmez. İnsan aklına estikten sonra her haltı yiyebilir. Bu noktada onu tutabilecek ya da etik olmayan şeyleri yapmaktan alıkoyabilecek şeyler; en başta kişinin kendi aklının ermişliği ve vicdanıdır. Sonrasında toplumsal etik değerler ve dini kurallar gelir. Ancak kişide vicdan yoksa, bilinç oluşmamışsa… Ondan her şey beklenebilir ya da tam tersi ondan hayra yarar hiç bir şey beklenmese daha yerinde olur.

Mesela insanların kolaylıkla satın alınamamasına dair bir tedbir ülkemizde henüz alınmamıştır. Dolayısıyla parasını bastırdı mı isteyen istediği bürokratı satın alabilir, meclise elli yüz milletvekili bile sokabilir ve yahut sokulmuşlardan “sar ordan bir düzine” diye kolaylıkla satın alabilir, kiralayabilir. Toplumumuzda etik değerler (yani Türk Töresi) tamamen rafa kaldırılmış olduğundan kınama ya da ayıplama mekanizması da işlememektedir. Haysiyeti olmayan birinin, soyağacında güller açsa ne olur? Şahsiyeti tamamlayan, haysiyet olmadıktan sonra kişi cibilliyetsizdir. O yüzden ırkta keramet aramayı anlamsız buluyorum.

Türklük ideolojisine ırk eklemeye çalışmayı ya da içine genetik katmaya uğraşmayı da gereksiz bir gayret olarak görüyorum. Bu altının içine bakır katıp ayarını düşürmek gibi bir şey. Hadi bunu Türk düşmanları yapsa anlarım da Türkçülere ne oluyor?

Sahip olduğunuz altının kıymetini bilin, değerini düşürmeyin. Ve kaybetmeyin…

Atatürk’ün Türk Milleti tanımı şöyledir: “Millet, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği siyasî ve içtimai heyettir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir.

gayet net

İdeoloji Olarak Türkçülük

   İdeoloji olarak Türkçülük; kadim Türk Uygarlığının ve Türk Kültürünün mirasını sahiplenmek, Türk Milleti ile bütünleşmek demektir. Bu büyük kültür ve uygarlığın parçası olmaktan duyulan mutluluk ve gurur; Atatürk tarafından eşsiz bir şekilde ifade edilmiştir. “Ne mutlu Türküm diyene…” sözü işte tam olarak bunu anlatır.

Türklüğün Yalın Hali

   İdeoloji olarak Türkçülüğü benimsemek; Türklüğün içine genetik ve dini öğeler katılmamış halini sevmektir. Yani yalın halini…

   Çok geniş bir coğrafyada binlerce yıldır yaşamış olan Türklerin genetik özellikleri incelemek, derlemek ve nitelemek antropologların konusudur. Ancak bu bilim dalı daha ziyade ırk ile ilgili çalışmalar yapar. Irk konusu da benim felsefeme göre, Türklüçüğün ana bileşenlerinden biri değildir. Türk için tanımlanmış ırk standartları var mıdır, yok mudur, günümüze kadar ulaşmış mıdır orası agnostik bir konu. Ayrıca olsa ne olur, olmasa ne olur orası da ayrı bir konu… Türk Uygarlığı diye bir kavram var ve bu gökte duran Ay kadar gerçek yetmez mi? 48 Milyon km2lik Avrasya Kıtasının her köşesinde Türk Kültürünün izleri var. Atalarımız ayak basmadık yer bırakmamış. Bu inkar edilebilir bir şey mi? Kullandığımız dilde, davranışlarımızda, yaşarken bizim bile farkında olmadığımız Türk Kültürünün kaynak kodları var. Bunlar yok sayılabilir mi? Değerli ve anlamlı olan Kültürdür, Uygarlıktır. Irk, bana göre sadece bir takıntıdır. Çünkü izlenebilir değil. Belirleyici değil. Gerçekçi hiç değil.

   Türkçülüğü, ırkçılıkla eşleştirmek; Türklüğü basit göstermeye çalışan fesat ve bayağı insan gruplarının klişe yaklaşımıdır. Onlar kendi uyduruk ideolojilerine bakmazlar da, Türkçülüğe kulp takmaya çalışırlar. Bırakalım onlar kendilerinin ya da başkalarının uydurdukları zırvalarla avuna dursunlar ama biz Türkçülüğü elden bırakmayalım.

   Ve yine binlerce yıllık dönem içerisinde Türklerin dini inanış ve yaklaşımlarını incelemek, derlemek, nitelemek teolojistlerin, bir başka deyişle ilahiyatçıların konusudur. Zannımca bunu da Türklüğün ana bileşenleri arasında değerlendirmek doğru olmaz. Türk kültürünün alt başlıkları arasında yer alması daha uygun olur.

   Türk Uygarlığı ve Türk Kültürü milattan önce de vardı. Hatta milattan çok daha önce de vardı. Dolayısıyla Türklük, günümüzde etkinliği olan pek çok dinden daha derine inen köklere, çok uzaklara uzanan dallara ve çok geniş bir coğrafyayı kaplayan yapraklara sahiptir.

   Türkçülük; bizzat hayatın kendisinden derlenmiş gerçekler ile olgunlaşmış, bilim ve uygarlık ile birlikte halen gelişmekte olan, sonlanmamış, tam aksine devam etmekte olan bir süreçtir.

Türklüğün mazisi kadar ufku da uçsuz bucaksızdır.

   Türk; töresi olan, hayati kuralları ve ilkeleri olan demektir. Türk Milleti; hayatını bu kurallar dahilinde ve ilkelerine bağlı olarak yaşayan bir toplumdur.

   İl tutup, töreyi düzenlemek; Türkün temel ilkesidir. Yani devleti kurup, işleyiş için kuralları ve ilkeleri belirlemek demektir. Türkler, bunu tarihte pek çok kez gerçekleştirmiştir. En son 1923’te yapmıştık.

Bütün Götler Müdür Olmuş Fıkrası

   Rivayete göre, belli bir yöneticisi olmadan çalışan vücutta işleyiş pek te iyi gitmemeye başlamış. Organlar kendi aralarında toplanıp bir müdür seçmeye karar vermişler. Sonrasında bütün organlar sırayla kendisinin müdür olması gerektiğine dair tezler ortaya atarak, adaylığını koymuş.


Beyin; en akıllı benim, her şeyi ben kontrol ediyorum, benim müdür olmam en doğrusu,
Kalp; en çok ben çalışıyorum, kanı ben pompalıyorum, ben olmadan kimse çalışamaz.
Akciğer; havayı ben sağlıyorum, bensiz kimse nefes alamaz.
Mide; bütün besini ben işliyorum, bensiz herkes aç kalır.
Göz, kulak, burun… Hepsi kendilerine göre birer neden öne sürüp müdür olmak istemiş.

   En sonunda onlara götte katılmış. Vücuttaki en önemli organ benim, ben olmazsam hepiniz bitersiniz, benim müdür olmam lazım demiş. Bunu diyen göte bütün organlar gülmüş ve “sen kimsin lan” diyerek onunla alay etmişler. Göt bu duruma fena içerlemiş.     

   Seçim yapılmış, oyların çoğunu alan beyin müdür olmuş. Beynin müdürlüğünde ilk birkaç gün vücutta her şey iyi gitmiş. Vücutta sistem sorunsuz çalışıyormuş. Ancak bu duruma fena  fesatlanan göt, ben bu oyunu bozarım diyerek işlevini yerine getirmemeye başlamış.

   O noktadan sonra vücutta, işler ters gitmeye başlamış. Büzüğünü sıkan göt, vücuttaki tüm işleyişi kilitlemiş. Boşaltım sağlanamadığı için yığılmadan dolayı diğer organlarda birer birer işlevini yerine getiremez hale gelmiş ve  sonunda vücutta sistem çökmüş.

Bütün organlar çaresiz kalınca,  götten aman dilenerek, “ne istersen, yaparız yeter ki büzüğünü aç” diye göte yalvarmaya başlamış. Kaostan göte bir fırsat doğmuş. Götte gururla, “Aferin işte böyle yola gelin, beni müdür yaparsanız sorun çözülür.” demiş. Çaresiz götün isteğine boyun eğerek onu müdür yapmışlar. Ve vücutta hayatın akışı normale dönmüş.

   O gün bu gündür, bunun ilmini çözen bütün götler müdür olmuş…

   Hayatın normal akışını tıkayarak, ya da süreçleri engelleyerek, tehdit ve şantajla, cebren istediğini elde etme düşüncesi; Götlük adıyla anılan ilkenin ortaya çıkışına neden olmuştur. Sonrasında Götlük, etkin bir politika malzemesi olarak kullanılmaya başlanmış ve demokrasinin temel taşları arasında yerini almıştır. Hatta Sol İdeoloji, büyük ölçüde götlük üzerine bina edilmiştir diyebiliriz. Sol İdeolojiyi anlamak için Das Kapital’i hatim etseniz, Diyalektik Materyalizm ne diye internetin altını üstüne getirseniz, muhtemelen yine de pek bir şey anlamayacaksınız. Ama Bütün Götler Müdür Olmuş Fıkrası‘nı anahtar olarak alın, Sol İdeolojinin işleyiş mekanizmasını  şıp diye çözersiniz.

#SolunÇirkinYüzü