Yürü Yiğit Yürü

Yürü yiğit yürü yol ilen yürü
Ağustosta erir dağların karı
Gayet güzel olsa yiğidin yârı
O yiğit yanına nazınan gelir

Yürü yiğit yürü yolundan kalma
Her yüze güleni dost olur sanma
Ölümden korkup da sen geri durma
Yiğidin alnına yazılan gelir

Sana derim sana ey kınalı taş
Çözümden akıttım kanlar ile yaş
Göllerde oynayan iki yeşil baş
Göllerin safası kazınan gelir

Misis köprüsünde kollarım bağlı
Ayrılık elinden ciğerim dağlı
Göksun’a varınca Bayazıtoğlu
Sana gelen beyler sözinen gelir

Dadaloğlu’m der kollarım bazılı
Atım gök kır attır yanım tazılı
Gelir koyunları yanı kuzulu
Karışmış sağmalı yozunan gelir

Tanzimattan bu yana pek te değişen bir şey yok sanki

İkbâl için ahbâbı siâyet yeni çıktı
Bilmez idik evvel bu dirâyet yeni çıktı

(Yükselmek, iyi bir mevkiye gelmek için dostlarını çekiştirmek yeni çıktı, önceleri bu beceriksizliği bilmezdik, bu da yeni çıktı)

Sirkat çoğalıp lâfz-ı sadâkat modalandı
Nâmus tamam oldu hamiyyet yeni çıktı

(Hırsızlık çoğalıp sadakat sözü moda haline geldi, namusu bitirdik, hamiyet yeni çıktı)

Düşmanlara ahbâbını zemm oldu zerafet
Dildardan ağyâra şikâyet yeni çıktı

(Düşmanlara dostları yermek bir incelik oldu; başkalarına gönül dostlarından şikayet yeni çıktı)

Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı

(Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu; hırsızlara ikram ve yardım yeni çıktı)

Hak söyleyen evvel dahi menfûr idi gerçi
Hainlere amma ki riayet yeni çıktı

(Her ne kadar doğruyu söyleyenler de önceleri nefretle karşılanmışsa da ancak hainlere uyma yeni çıktı)

Evrak ile ilân olunur cümle nizâmât
Elfâz ile terfîh-i ra’iyyet yeni çıktı

(Bütün düzenlemeler bazı kâğıtlar ile ilan olunur, söz ile halkın refaha eriştirilmesi ise yeni çıktı)

Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı

(Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur, himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı)

İsnâd-ı ta’assub olunur merd-i gayûra
Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıktı

(Gayretli kişiler taassubla suçlanırken dinsizlere özgü derin düşünce yeni çıktı)

İslam imiş devlete pâ-bend-i terakki
Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı

(Devletin yükselmesine engel olan İslamiyet imiş, önceleri yoktu, bu rivayet yeni çıktı)

Milliyyeti nisyan ederek her işimizde
Efkâr-ı Firenge tebaiyyet yeni çıktı

(Her işimizde millî benliğimizi unutarak Batı düşüncesine körü körüne bağlılık yeni çıktı)

Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık

(Eyvah bu oyunda bizler yine yandık, çünkü zarar ortada bu konuda bilmem biz ne kazandık)

ZİYA PAŞA (1860)

Yeni Nesil

Yaşar Gider insanoğlu
Hamdım piştim, ben bilirim edasıyla
O dağları ben yarattım havasıyla
Ayakta durmaya yetmeyen aklıyla
Düz duramaz, düşer şaşar Yeni Nesil

Emeksiz gayretsiz, zenginlik rüyasıyla
Tatlı hayat, zevk-ü sefa arzusuyla
Yüzleştiği hayatının hatasıyla
Yanar tutuşur, kül olur Yeni Nesil

Hayali bile güzel düşüncesiyle
Hayat devam ediyor felsefesiyle
Neye niyet, neye kısmet gerçeğiyle
Boynun büker, yaşar gider Yeni Nesil

Şerif BALCI

Ters Öğüt Destanı

Bir nasihatım var zamana uygun
Tut sözümü yattıkca yat uyanma
Meşhur bir kelamdır sen kazan sen ye
El için yok yere ateşe yanma

Here nere gidersen eyle talanı
Öyle yap ki ağlatasın güleni
Bir saatte söyle yüzbin yalanı
El bir doğru söz söylerse inanma

Kime iyi desen darılır söğer
Merhamet zamanı değilmiş meğer
Yanında birini kesseler eğer
Bir hançerde sen vur sonra utanma

Cabadan bir kahve verme ahbaba
Evvel ahir seni verir kasaba
Paran çok var ise yatır şaraba
Olur olmaz sadakaya güvenme

Üç parmak noksan ölç ölçersen kile
Tatlı söz konuşma bir kimse ile
Dört kuruşa sekiz kuruş et hile
Hilekarlık hoş sanattır usanma

Eğer ister isen efkar görmemek
Asla gönül yapma çekme boş emek
Babanın hayrına verme bir ekmek
Aç kalıp da kapı kapı dilenme

Hediye namıyla bir şey gönderme
Adet edip hiç misafir kondurma
Komşun evi yanar iken söndürme
El kari için bir adımda uzanma

Bir yetim görünce döktür dişini
Bozmaya çabala halkın işini
Günde yüz adamın vur kır başını
Bir yaralı sarmak için yeltenme

Keyfin bozma altı için beş için
Korku çekme olur olmaz iş için
Canın feda eyle bir sarhoş için
Kuru sofuların sözüne kanma

Yanın da saklama namus gayret ar
Bil cümle mekruhu eyle ihtiyar
Meyhane dibine seccadeyi sar
Safası olmayan yerde dolanma

Hakikattır sözüm eylerim tefhim
Ne kimseden öğren ne eyle talim
Emaneti geri eyleme teslim
Öte beri geçin sakın evlenme

Huzuri neylersin dünya rifatın
Kesme doğruluktan meyl-ü nağmetin
Cenabı-ı Mevladan iste izzetin
Her şaşkın sözün duyup ta bulanma


AŞIK HUZURİ

#ParaDestanı
#TezatlarDestanı

Tezatlar Destanı

Yeni bir destan eyledim icad
Dinleyen ahbaba yadigarım var
Mahzun gönülleri etmek için şad
Ağlarım sızlarım ah u zarım var

Yüz bin deve gelir gider katarım 
Nerde akşam olur orda yatarım
Her ne ister isem alır satarım
Kimse karışamaz ihtiyarım var

Ben icadeyledim havayı yolu 
Yazda ferahlarım sağ ile solu
Kırk mağazam vardır rüzgarla dolu
Kafdağı ardında Bit-Pazarım var

Görmediğim şeyi asla sezemem 
Korku bilmem hiç yalınız gezemem
İcabetse kendi adım yazamam
Katiplikte gayet iştiharım var

Gözüm ışıklıdır güne dayanmaz 
Aklım çoktur amma kimse beğenmez
Asılmağa gitsem sicim inanmaz
Böyle yüz bin ahbap yüz bin yarim var

İbadet eylerim namazı kılmam 
Temizlik severim lekemi silmem
Ömrümde zararsız günümü bilmem
Her senede yüz milyonluk karım var

Düştüğüm yok hiçbir düşman kasdine 
Kaçsam kimse geçiremez destine
Kuvvetliyim keçe kilim üstüne
Yaya yürümeğe iktidarım var

Sözüm lezzetlidir hatırlar yıkmaz 
Yalan da söylesem dinleyen bıkmaz
Uykuda kötü söz ağzımdan çıkmaz
Büyük küçük tanır namus arım var

Parasız kalanlar bana el verir
Çok köprülü sular geçsem yol verir
Evvel param alır sonra mal verir
Her tüccar yanında itibarım var

Cömertlikte yoktur misl-ü menendim 
Herkes kesesinden yesin efendim
Yalınız yatmaktan bezdim usandım
Odamda yüz güzel gülizarım var

Her kim saz çalarsa aşık bilirim 
Dilsiz adamları sadık bilirim
Herkesten kendimi faik bilirim
Kibrim yoktur amma az vekarım var

Sarhoş olup meyhanede susmalı 
Bir iyilik gördüğünde küsmeli
Adam öldürenin tüyün kesmeli
Böyle akla yakın çok kararım var

Göze ilaç verdim yaşı akmadı 
Az açıldı amma doğru bakmadı
Yüz hastaya baktım biri kalkmadı
Doktorlukta büyük iftiharım var

Sorman arkadaşlar benim kederim
Ta ezelden tersinedir kaderim
Hanemiz fevkinde durur pederim
Biraz hasretliyim intizarım var

Lazım olan şeye zihnim yormadım 
Kendi hanem yolum ile sormadım
Adın işitmedim kendin görmedim
Gönlüm eğler birkaç kafadarım var

Haklı haksız bir söz altında kalmam 
Hırsızlık da etsem açıktan çalmam
Aldığımı vermem verdiğim almam
Yeni alışveriş intişarım var

Huzuri sözlerin halli muhaldir 
Manasın anlıyan ehl-i kemaldir
Ben de bilmem ne devlettir ne maldır
Bitmez hesap olmaz bunca varım var


AŞIK HUZURİ

#ParaDestanı
#TersÖğütDestanı

Para Destanı

Bir dasitanım var zamana uygun 
Bus etmeğe dest-ü damen paradır
Mahzunu şad eder şadları mahzun
Mamurları eden viran paradır

Parasız kimsenin bakma yüzüne 
İsterse şah olsun özü özüne
Sakın başka bir şey alma gözüne
Merde revnak veren ünvan paradır

Yabana dolanır parasız derviş 
Sende değil herkeste var bu teşviş
Derler para ile görülür her iş
Taht-ü rifat köşk-ü eyvan paradır

Yapsan fayda yok yüz bin hünerler 
Parasız kalanlar kış günü terler
Sım-ü zersiz şaha gedadır derler
Ağa Paşa Mirimiran paradır

Kesende yok ise köprüden geçme 
Tezden tutulursun bir yana kaçma
Parasız hükümet kapısın açma
Kadı Müftü emr-ü ferman paradır

Fakir olan her dem gider engine 
Parasız bellidir baksan rengine
Her mecliste buyur derler zengine
Yaran ahbap lütf-u ihsan paradır

"Ya Hu"nun cevabı kuru eyvallah 
Parasız çok ümittir "inşallah"
Parasız bir molla demez bismillah
Kitap mezhep din-u iman paradır

Fakir suya düşse çıkamaz kirden 
Zengin arabasın aşırır kırdan
Topal zengin iyi sağlam fakirden
Her şeyden evvela noksan paradır

Yad görünür pulsuz gelse daderin 
Zengin mihman olsa olmaz kederin
Kimse sormaz ne kişidir pederin
Asıl nesil şöhret-ü şan paradır

Fakir olan ne iş tutsa sonu yok
Üç gün aç da kalsa zengin gene tok
Pulsuz bile aşçı der ki yemek yok
Yemek ekmek peynir ayran paradır

Hep izz-i destine almış cihanı
Her yerde söylenir şeref ü şanı
Bir pençede yıkar bin pehlivanı
Karşı durulmayan aslan paradır

Onunla ağ olur yüzün karası
Geç sağlanır müflislerin yarası
Kızıl altın pasaportun tuğrası
İngiliz Fransız Yunan paradır

Onun başındadır edeb ü haya 
Karanlık gecede arttırır ziya
İster mütteki ol ister evliya
Şimdiki asırda insan paradır

Fakir ise bakire kız dul gibi
Devletsiz şan kıymetlenir pul gibi
Paralıysan şeytan kaçar yel gibi
İbare dubara şeytan paradır

Nice ocakları yıkar söndürür 
Nice müşterinin aklın kandırır
Nice şahitlerin ağzın döndürür
Eğri doğru yalan bühtan paradır

Züğürdün eceli çoğu uyuzdan
Üç kere yok dersen düşersin gözden
Bir lira yahşıdır bin doğru sözden
Merhamet mürüvvet vicdan paradır

Zengine çay gelir felekten caba 
Postasını taşır ol bad-ı saba
Cebin dolu ise derler merhaba
Selam kelam lisan beyan paradır

Yok deme cevabı "buyur kenara" 
Tutuşma evladım beyhude nara
Desen "Baba ekmek" der "oğul para"
Ana baba sadık ihvan paradır

Bin salavat versen karşısı cennet 
Bin tevhit söylesen olmaz emniyet
Bin ihlas okusan yüz bin de temmet
Gene iş aşıran... hemen paradır

Yokluk mektebinde ne oku ne yaz
Olmak ister isen var eyle demsaz
Dükkancı ne dua alır ne namaz
Ticaret kemalat ziyan paradır

Zamana uygundur bu sözüm naçar 
Alan veren ancak ol Perverdigar
Vefasız dünyaya aldanma zinhar
Padişah olsan da ahir ölüm var

Huzuri yok yere olma günahkar 
Sana elden evvel düşman paradır

AŞIK HUZURİ

Artvin (Çoruh) ilinin Yusufeli ilçesine bağlı Zor köyünde doğmuştur. Asıl adı Alidir. Doğum yılı kimi yerde 1885, kimi yerde 1887 olarak geçmektedir. Babası Aşık Keşfidir. Saz dersini babasından almıştır.

   Yusufelili Huzuri’nin ilginç bir yaşantısı olmuştur. Genç yaşında medreseye giren Huzuri, uzun yıllar geçmesine karşın, bir türlü medreseyi bitirememiş. Daha doğrusu bu öğrenimle bağdaşamamış. Medreseden ayrılmış, gurbet yolunu tutmuştur. Kuzeydoğu Anadolu’yu, Kırım’ı dolaşmıştır. Birinci dünya savaşında asker olmuştur.

   Askerlik bitince bir süre, nüfus, tapu memurlukları gibi görevler de yapmış ama bu işleri de bir türlü içine sindirememiş, yeniden sazına dönmüş, toprağıyla uğraşmıştır.

   Yusufelili Huzuri 1951 yılında ölmüştür. Yaşadığı dönem içinde yöresinde yaygın bir ünü, etkin bir söyleyişi vardır. Yergici, taşlamacı, iğneleyici yanını da belirtmek gerekir.

#TersÖğütDestanı
#TezatlarDestanı

Boraltan Köprüsü

Boraltan Köprüsü bir acı hatıra…

1944 yılında Boraltan Köprüsünü geçip Türkiye’ye sığınan, sonrasında da zamanın hükümeti tarafından Ruslara iade edilip katledilen 146 Azerbaycan Türkü’nün dramı.

Boraltan bir köprü, aşar geçer Aras’ı,
Yuğsan Aras suyuyla, çıkmaz yüzün karası.

Karası, karası, merhamet fukarası,
Karası, karası, merhamet fukarası,

Düşman bekler karşıda, önüne kattı beni,
Can alınan çarşıda, kardeşim sattı beni.

Dönüp seslendim geri, merhametsiz birine,
Beni siz vursaydınız, şu gavurun yerine.