Sultan Alparslan, muhasara edilerek alınan bir kalenin, esir edilerek huzuruna getirilen komutanının, muhafızların bir anlık gafletinden faydalanarak, üzerinde taşıdığı küçük bir hançerle saldırmasıyla, boynundan aldığı bir yara sonucu ağır yaralanır. Muhafızlar oracıkta saldırganı lime lime ederler ama nafile… Büyük Sultan, devrin tüm hekimlerinin müdahalelerine rağmen kurtarılamaz. Dört gün acılar içerisinde can çekişerek vefat eder.
Yanında bulunanlar Sultan’ın son sözlerini şöyle naklederler…
“Daha dün bir tepenin üstünden birliklerimi teftiş ediyordum, onların adımlarının altında yerin sarsıldığını hissettim ve kendi kendime, `Şu cihanın hakimiyim! Benimle kim boy ölçüşebilir? dedim. Allah bu kibrime, bu böbürlenmeme karşı, insanların en sefilini, yenilmiş, esir düşmüş bir adamı, bir idam mahkumunu saldı üzerime; o benden daha güçlü çıktı, vurdu devirdi beni tahtımdan, aldı canımı!”
İşte bu elim hadise, yeni nesillerin asla unutmaması gereken pek çok dersi içerisinde barındırmaktadır.
Asla böbürlenme…
Kendini büyük görme, dokunulmaz, devrilmez sanma…
Bir an bile düşmanından gözünü ayırma…
Asıl gaflet yanındakilerin çok ciddi hatalar yapabileceğini göz ardı etmektir.
Boş ver düşmanına ders vermeyi, nispet yapmayı, o anca filmlerde olur.
Son nokta konulmadan iş bitmiş sayılmaz.
Bitir işini. Sonra hiç bir şey olmamış gibi yoluna devam et…
